Hasan Aksay

Hasan Aksay

Darbeler ve hak arama eylemleri

Darbeler ve hak arama eylemleri

Her darbe, milleti, en az beş kere perişan eder. Zira, önce, milletin darbeye, kısmen olsun davetçi olması gerek. Bunun için de halinden şikayetçi ve devlet nimetine körleşmesi lazım. Talat Aydemir darbesi kendi bünyesinde; Gezi terörü, evrensel boyutu, ülke çapında organizesi ve CHP ile bütünleşmesindeki mükemmeliyetine rağmen, halktan kopuk olduğu için ters tepti. Sisi darbesi de öyle oldu. Darbelerin, millete, ne ağır bir fatura ve ne büyük bir hıyanet olduğunu kuvvetle anlatan bir imkan ve ibret oldular. 

Darbeciler, ümit ettikleri şöhret, gurur ve imkanların hayaliyle sarhoş olsalar da, toplumların güçlü bir hissi vardır. Darbelerin, felaket getireceğini uzaktan da görürler. Milleti darbeye hazırlamak zordur. Mutlaka bin bir felaketle, ölümü gösterip hastalığa razı etmek gerekir. Düşman askeri gibi ani baskınla işgalin de başka riskleri vardır.
Bu şartlar, darbeye hazırlama sürecini, darbeden büyük felaket haline getirir. 27 Mayıs 1960 darbesi önce basit provokasyonlarla başladı. İnönü, Kayseri’ye gitti. Sonra, yalan ve iftira faslı. Kars’ın, Ardahan’ın Ruslara satılması gibi şayialar. CHP, adeta seferber oldu. Darbe başarılınca da darbeciler, görüntüde kaldı. İsmet paşa iktidar oldu. 
Milleti darbeye hazırlama. Yani, hayatından bezdirme süreci, bazen zayiatla başarısızlığa uğrar. Bazen şartlar değişir tehir edilir. Yani, bir darbeye en az dört basamakla ulaşılır. Eğer darbeden sonrası, bıraktığı yıkıntıyı temizlemeyi, saymazsak her darbede, biri darbenin kendisi, dördü de, hazırlık döneminde olmak üzere beş felaket yaşanır.
Hazırlıkta, tertipli düzenli cinayetler işlenir. Her fikirden adam öldürülür. Katil, methiyelerle karşılanır. Suçsuz, suçlanır. Kamuoyu, suçsuzu linç etsin istenir. Nifak tohumları ekilir. Darbeci lokma yapmak için devletleri parçalar. Darbeci aynı usulle, milleti kamplaştırır. Ahlaki çöküntüyü hızlanır. Ülkeler, darbelere hep böyle çalışmalar, fişlemeler, zulümlerle hazırlanır. Millet, vahdetini kaybedince de, darbeler sürüp gider.
Darbe başarısız olduğu zaman kaybolmuyor. Çünkü darbenin tahribatı sade maddi sahada kalmıyor. Toplumların, ahlaki, sosyal, ruhi dünyasında da izleri bırakıyor. Eskiden, bir parti Genel Başkanının, dün söylediğinin, bugün zıddını iddia etmesi mümkün müydü? Özellikle bizim tarihimizde böyle bir şey imkansızdı. Ama darbeler, yalan ve iftirayı, tabileştirdi. Yalanı, yanlışı savunmak, sofizme, adeta yazarlık marifeti oldu. Bereket, bu durumu izaha yarayan, “Gezi aklı; Gezi zekası” gibi kavramlar çıktı. Kocaman gazetelerde koro halinde, Müezzin içkinin tenekesini görmüş de, camiye ayakkabıyla girerek her tarafı pisleyenleri içerken görmemiş gibi yazılar koalisyonuyla, Gezi’nin cami pislemesini savunmak için, kırk dereden su getiriyorlar. Kılıçdaroğlu, halkı, Kadıköy’de miting yapmaya çağırıyor. Miting yok. Haydin Taksim’e Gezi desteklemeye diyor. Dünkü Akit Gazetesi, Kemal beyden öyle inciler sıralamış ki, ibret için biri bile yeter:
Kılıçdaroğlu, Danıştay’ın, “19 Mayıs genelgesi için dün; “Yargı kararlarını herkes uygulamakla yükümlüdür. Herkes yargı kararına saygı gösterecek.”
İstanbul 13. Ağır ceza mahkemesinin kararı için bugün; “Kararlar hukuken, siyaseten ve ahlaken meşru değildir.
Şimdi gelelim, bireysel ve toplumsal özgürlükler eylemleri gibi isimlerle ortaya çıkan, huzursuzluk doğuran, fitne eken bu darbe eylemleriyle, gerçek hak talebi eylemlerinin farkına. Ey insanlık, vicdanın varsa, farkı anla ve destekle!
Haktan hukuktan uzak, yoktan icat edilen, Gezi terörünün, Mısır’daki Sisi darbesinin, güya Hak arama adına cinayetlerini, vahşetlerini, yakıp yıkmalarını düşünün!
Bir de: Başörtüsü zulmüyle on binlerce kadın ve öğrenci, büyük mağduriyetlere maruz kalmalarına rağmen, Müslümanların,  400 küsur haftadan beri haklarını savunmak üzere aralıksız her hafta bir karıncayı dahi incitmeme dikkatiyle eylem yapanları!
Bir de Mısır’daki Müslümanların hak arayış eylemlerini düşün! Ramazan’ı oruçlu olarak, Ağustos’u yine güneş altında, milyonlarca insan gece gündüz, şehitler verirken dahi, hiçbir tahribatta bulunmadan sürdürdükleri Hak arayışını düşünün!
Hep zalimi destekleyenler, size, “Utanın!” diyemiyorum. Çünkü utanmak, ahlakın doğurduğu yüksek bir erdemdir. Görün ve düşünün de, Kılıçdaroğlu gibi, bir sağa, bir sola; bir ileri, bir geri, tersine-tersine giderek, hiç olmazsa kendinize, yarınınıza zarar vermeyin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hasan Aksay Arşivi