Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Bugün Bakan’a yumruk atan, yarın cami de bombalar!

Bugün Bakan’a yumruk atan, yarın cami de bombalar!

“Asker, cami bombalar mı?.. Asker; irticacı deyip, tehlikeli bulduğu insanları tutuklayıp stadyuma doldurur mu?.. Asker; muhalif bulduğu gazetecileri tutuklar mı?”
Bu sorular; “Balyoz Darbe Plânı”nın ortaya çıkmasından sonra en çok sorulan sorulardı... Balyoz Darbe Plânı’na göre; “Fatih ve Beyazıt Camilerinin bombalanacağı” iddiasının gündeme geldiği günlerde, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ diyordu ki;
“Askerini Allah Allah diye hücum ettiren bir ordu, Allah’ın evine nasıl bomba atabilir?.. Bu vicdansızlıktır... Lânetliyorum!”
İlker Başbuğ böyle konuşuyordu ama, kendi emrindeki Deniz Kuvvetleri Plân Prensipler Başkanı Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz, 2 Temmuz 2010’da internete düşen, 3 Temmuz 2010’da da gazetelerde yer alan “ses kaydı”nda, “çocuklarına” seslenerek diyordu ki;
“Türkiye’yi terk edin. Gidin kendinizi kurtarın. Çünkü Türkiye Araplaşıyor, İslâmlaşıyor, çok feci ülke oluyor. Her metrekaresine bir cami düşecek ve ezandan uyuyamayacaksınız. Gidin, kendinizi kurtarın!..”
Düşünebiliyor musunuz;
Bir “amiral” ki, “İslâm”dan korkuyor, “cami”den korkuyor, “ezan”dan korkuyor!.. Sonra da, “Türk ordusunun şerefli bir subayı” olarak nutuklar atıyor!..
O zaman sormuştuk Başbuğ’a;
Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz de bu ordunun bir subayı değil mi?.. Bir savaş esnasında, o da, askerine “Allah Allah” dedirtmez mi?..
Peki, askerine böyle dedirtecek bir amiral, “camilerin artması”ndan niye rahatsız olur, “ezan sesi”ne niye karşı çıkar?..
En can alıcı soru şuydu:
Çocuklarına “Türkiye’yi terk edin” diye vasiyette bulunacak kadar “cami ve ezan karşıtı” bir amiral, “Allah’ın evini bombalatmayı” hiç düşünmez mi?.. Hele de, “cami”lerin; “Allah’ın evi” olduğuna inanmıyorsa!!!..
SİSİ YAKTI DA, BOMBALADI DA!
O günlerde işte bu konuyu gündeme getirmiş; “cami”den ve “ezan”dan rahatsız olan insanların, pekalâ “camileri de bombalatabileceğini” ifade etmiştik...
3 Temmuz 2010’dan, 17 Ağustos 2013’e, üç yıl geçti...
İşte Mısır...
Orada da, Sisi adlı bir “general” çıktı ortaya ve “darbe yapmak”la, “kendi halkını katletmek”le yetinmedi, hırsını “cami”lerden almaya başladı... Suriye zalimi Esad’ın; geçtiğimiz günlerde Halid Bin Velid Camii ve türbesi”ni bombalatıp, yerle bir etmesi gibi Mısır Firavunu Sisi de; önceki gün “camileri yaktırdı”, dün de El Fetih Camii’ni “bombalattı!”
Demek oluyor ki;
“Darbe” yapan ya da “darbe yapmayı” kafasına koyan zihniyet; hele de içlerinde “Allah korkusu” yoksa; cami de “yakabilir”, cami de bombalayabilir.”
Suriye ve Mısır’da camiler yakılır, camiler bombalanır da, Türkiye’de olmaz mı?..
Niye olmasın?..
“Ramazan Cem Gürdeniz zihniyetli” bir asker, pekâla bunu da yapabilir!..
Sadece Ramazan Cem Gürdeniz de değil; “camide bira ve sigara içen, sevgilisiyle öpüşen Gezi zekâlılar” da yapar bunu!..
Cami de bombalarlar,
Cami de yakarlar!..
ERGENEKON’DAN SİSİ’YE ALKIŞ!
Ortaya attığım bu iddianın olup-olamayacağını görmek için, gelin; “mantık”taki “tümevarım” metoduna başvuralım:
“Camileri bombalatma, insanları stadyuma doldurma” plânını yapan kimlerdir;
“Ergenekon”culardır,
“Balyoz”culardır!..
Bunlara en büyük desteği veren ve hatta “Ergenekon avukatlığı”na soyunan kimlerdir?..
“CHP’liler”dir, “İşçi Partililer”dir, kendilerinin “Mustafa Kemal’in askerleri” olduğunu iddia eden “TGB’liler”dir!..
Mısır’da “Çağdaş Firavun Sisi”nin yaptığı “darbe”ye, kendi halkına yönelik “katliam”ına, “camileri yakması ve bombalaması”na en büyük desteği veren ve Sisi’yi alkışlayan kimdir?..
Elbette İşçi Partisi’dir, Ulusal Kanal’dır, Aydınlık’tır, TGB’dir!..
Peki, bu güruh; camileri yakabilir veya bombalayabilir mi?..
Niye olmasın?..
Suriye’de Esad, Mısır’da Sisi bunları yapıyorsa, onlara destek verenler de, pekâlâ bunları yapabilir!..
Hacıbektaş’ta yaptıkları gibi!..
BEKİR BOZDAĞ’A SALDIRI
Hacıbektaş’ta ne olduğunu herhalde biliyorsunuz... Dünkü Akit’te okuduğunuz ve televizyonlarda seyrettiğiniz gibi; Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, bir “Ergenekon sempatizanı”nın “yumruklu saldırı”sına maruz kaldı...
Sayın Bekir Bozdağ; önceki gün “geçmiş olsun” demek için aradığımda, olayı şöyle anlatmıştı:
“Hacı Bektaş-ı Veli’yi anma etkinliği için gittiğim Hacıbektaş’ta, kürsüye çıktım ve yuh tufanı altında konuştum. Konuşmamı tamamladıktan sonra; kürsüden, önüme bakarak iniyordum. O anda, birisi; ‘Neden buraya geldiniz?’ diye bağırıyordu... Kim bu diye bakarken, suratıma bir yumruk yedim... Yumruk alt dudağıma isabet etti... Dirsek darbesi ise göğsüme isabet etti. Sonrasında korumalar araya girdi.
Saldırgan etkisiz hale getirildikten sonra yerime geçtim ve saldırıyı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile paylaştım.
Kemal Bey; saldırıdan sonra kürsüye çıkıp konuşma yaptı. Düşünebiliyor musunuz; Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakan Yardımcısı’na saldırı yapılıyor ama; anamuhalefet lideri bu saldırıdan tek satır söz etmiyor.
Beni asıl yaralayan yumruk darbesi değil Kılıçdaroğlu’nun bu tutumu oldu. Hiçbir şey olmamış gibi konuşmasını yaptı kürsüden indi. Olaydan iki saat sonra gazetecilerin soruları üzerine bir şeyler söyledi.”
SALDIRGANA KORUMA!
Sadece Kılıçdaroğlu’nun “umursamaz” tavrı değil, CHP milletvekilleri Umut Oran, Durdu Özpolat ve Gökhan Günaydın’ın tavırları da incitmiş Sayın Bekir Bozdağ’ı...
Bekir Bey;
CHP’li milletvekillerinin kendisinin yanına gelerek geçmiş olsun demek yerine hemen saldırganın yanına giderek polisin gözaltına almasına engel olduklarını belirterek dedi ki;
“Polisin saldırgana kelepçe takmasına engel oldular. Umut Oran saldırganın yanağını okşadı. CHP’li milletvekilleri koluna girerek emniyete kadar götürdüler. Emniyet’e CHP milletvekili Gökhan Günaydın’ın makam arabası ile götürdüler. Bu davranışlar, yumruktan daha çok acı verdi bana... Ancak bu saldırı Hacı Bektaş ve Hacıbektaş halkına mal edilemez. Hacıbektaş halkı geldi üzüntüsünü belirtti. Olaydan dolayı üzüntülerini dile getirdiler, özür dilediler.”
Durun, daha bitmedi...
Saldırgan Hüseyin Satı Emniyet’e götürülmüş ya, aynı zamanda CHP Genel Başkan Yardımcısı olan Gökhan Günaydın nasıl bir “tweet” atmış biliyor musunuz?..
Demiş ki;
“Hacıbektaş etkinliklerinde yaka-paça gözaltına alınan gazeteci ile birlikte Emniyet’teyiz!”
Şu hâle bakın;
“Bakan’a saldırı”dan bahis yok!..
“Bakan’a yumruk”tan bahis yok!..
Adam, bir anda, “etkinlikleri izleyen gazeteci” oluyor iyi mi?..
Polisin “saldırgana kelepçe takması”na engel olduklarına, “saldırganın yanağını okşadıklarına” ve “saldırganı kendi makam otomobillerine bindirip Emniyet’e götürdüklerine” göre; demek oluyor ki, o saldırgan, CHP’lilerin gözünde bir “kahraman”dır!..
Ne ilginç değil mi;
“Sisi Cuntası’nın Başbakanı Hazım Biblavi” de, “Mısır’da yüzlerce Müslümanı katledip, binlercesini yaralayan katil polis ve askerler”in ellerini sıkıp tebrik etmiş, yanaklarını okşamıştı!..
Kafa, aynı kafa!..
Manzara, aynı manzara!..
SALDIRGAN, ERGENEKONCU!
Durun, daha bitmedi.
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’a yumruk atan Hüseyin Satı adlı saldırgan; “azılı bir Ergenekon taraftarı”dır iyi mi?.. Nerede bir ETÖ kampanyası varsa, oraya imza atmış...
Meselâ, ETÖ’ye üyelikten 23 yıl hapse mahkûm edilen eski rektör Fatih Hilmioğlu’nun serbest bırakılması için ADD tarafından düzenlenen kampanyanın altında saldırgan Hüseyin Satı’nın da imzası varmış!..
Kendisinin “gazeteci” olmadığı, en son Pazarcık Belediyesi’nde çalıştığı ortaya çıkarken, bu bilgiyi CHP’li Belediye Başkanı Kamil Dalkara bile doğrulamış...
CHP ve İP kurmaylarının buna rağmen, Başbakan Yardımcısı’nın hedef alınmış olmasını görmeyip, “korumalar gazeteci darp etti” şeklinde açıklamalarda bulunmaları, “yuh” dedirtecek cinsten!..
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın’ın “Yaka paça gözaltına alınan gazeteci ile birlikte Emniyet’teyiz” şeklindeki mesajının ardından İP’ten de; “Bozdağ’ın polis koridorundan geçtiği sırada korumalar bir gazeteciyi darp etti. Ortalık bir anda karıştı. Gazeteciyi dövmeye başladı. Engellemeye çalışan gazetecilere de saldırdılar” açıklaması yapılmış iyi mi?..
Pes!.. Pes ki, ne pes!..
CAMİ DE YAKARLAR MI?
Gelin, mantıktaki “tümevarım” metoduna bir defa daha başvuralım.
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’a saldıran Hüseyin Satı kimdir?
“Bir Ergenekon sempatizanı!”
Bu saldırgana sahip çıkan, ona kelepçe takılmasını engelleyen ve yanağını okşayan CHP’liler necidir?..
“Ergenekon’un avukatları!”
“Saldırganın yumruk atması”nı 180 derece tersine çevirip; “polis, gazeteciyi darp etti” diye yaygara koparan, Hacıbektaş’ta Bozdağ’a “yuh” çeken, “Ergenekon tutukluları”nı kurtarmak için “Silivri’ye taarruz” plânlayanlar kimlerdir;
“İşçi Partililer ve TGB’liler!”
Pekii, Mısır’da “darbe” yapan Sisi Cuntası’nı destekleyen, onun “kendi halkını katletmesini” ve de “camileri yakıp, bombalatmasını alkışlayan” kimdir?..
“İşçi Partiler ve TGB’liler!”
Onlara sahip çıkan kimdir?..
“CHP’liler!”
O halde, tekrar soralım;
“Bu kafa, Mısır’da olduğu gibi camileri yakar veya bombalar mı?”
Cevap, sorunun içinde!..

 


Hâlâ “Başbakan hasta” diyorlar... Yurt’un gözüne gözlük!

“Körlük” mü desem, “inatçılık” mı desem, “ideolojik bağnazlık” mı desem?..
Aslında, hepsi aynı kapıya çıkıyor.
Efendim, Ramazan Bayramı’ndan bu yana, Yurt adlı gazete; “Başbakan hasta” diye tutturdu gidiyor...
Onu “kaynak” gösteren Reuters de “Başbakan 5 gün hastanede yattı” diye palavra sıktı...
Oysa, Başbakan Erdoğan; Bayram’ın 1. günü, değer verdiği insanları telefonla arayıp Bayram’larını kutladı, daha sonra da bir “yat”a binip, gizlice “Bodrum koylarında kıyı incelemesi” yaptı...
Sözcü gazetesi de; nasıl temin etmişse etmiş, “Erdoğan’ın yatta çekilmiş fotoğrafı”nı 9 sütuna yayınladı... Hem de 2 gün boyunca...
Solcu Yurt gazetesi ise, hâlâ “kör”, hâlâ “sağır”, hâlâ “inadım inat!”
Önceki gün demişler ki; “Türkmenistan’a giderken basın toplantısı düzenleyen Başbakan, Bayram’da nerede olduğunu söyleyemedi!”
Yuh!.. Hâlâ diyorlar ki; “hasta”ydı!.. Sözcü de diyor ki, “yatta”ydı!.. Adamlar fotoğrafını bile yayınladı ama, Yurt; hâlâ inadını sürdürüyor...
Ne yapsak acaba?..
“Yurt’un gözüne gözlük” taksak, körlükten kurtulurlar mı?..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi