Latif Erdoğan

Latif Erdoğan

Suriye’de akıl-vicdan denklemi

Suriye’de akıl-vicdan denklemi

Doğru, yanlışın alternatifi değil karşıtı. Doğrunun alternatifi yine bir başka doğru, yanlışın alternatifi de yine bir başka yanlış. Bu temel kural devre dışı bırakıldığında, olayları gerçeklik perspektifinden değerlendirmenin de hakikate ulaşmanın da imkanı yok.
Mısır’daki, Suriye’deki, Irak’taki yaptıkları yanlışlar sebebiyle batılı ülkeleri olumsuzlama, yaptıkları ve yapacakları doğru hareketleri de olumsuzlamayı gerektirmez. Veya bir başka deyişle, yerinde yanlışları olumsuzlama, yerinde doğruları olumlama asla birbiriyle tenakuz teşkil etmez.

Ne ki, sicili bozuk batının yaptıklarında doğru da görülse eğri de görülse mutlaka bir bit yeniği aramak da kaçınılmaz.

Suriye’deki olaylar vicdanla aklın arasında kalan dar bir alanda cereyan ediyor. Bir tarafta Beşşar Esed’in yaptığı zulüm ve katliamda yüz bini aşkın insanın ölmesi, milyonlarca kişinin mülteci duruma düşmesi hadisesi; diğer tarafta batılı ittifakın öncülüğünde bedeli belirsiz bir müdahalenin gerçekleşmesi durumu. Aklın ve vicdanın tercihleri elbette farklı. Yorumları zorlayan ve görüşlerdeki netliği engelleyen biraz da söz konusu bu farklılık olsa gerek. Düşüncenin kolu kanadı kırık..

Vicdan, bir an önce akan kanın durmasını; kendi iktidarını korumak uğruna yüz bin insanın ölümüne, milyonların mağduriyetine sebep olan Beşşar ve ekibinin, kimin eliyle olursa olsun mutlaka müstahak oldukları şekilde cezalandırılmasını istiyor. Akıl ise, Beşşar’ı cezalandıracakların kimliğini sorgulamaya, çok yönlü gerçekleşeceği muhakkak kalıcı riskleri anlamaya ve müdahale kararının bu kadar gecikmeli olmasının arka planını algılamaya çalışıyor.

Müdahalenin yer ve süre bağlamında sınırlandırılması ve rejime yönelik olmayacağı teminatı ne anlama geliyor? Muhalifler karşısında işi bitik hale gelmiş rejim, müdahale adı altında korumaya mı alınmak isteniyor? Yapılacak imhalar, Baas rejiminden sonra iktidarı ele geçireceklerin elinde silah gücü kalmaması düşüncesine matuf bir hareket midir? Batılı ittifak, Türkiye’nin, üç senedir savunduğu ve pratikte de gösterdiği ilkeli duruşun doğal sonucu olarak elde edeceği psikolojik inisiyatifi bir oldu bitti ile elinden alma peşinde midir? Yoksa, müdahale adına duyduklarımız, okuduklarımız, göstermelik jestlerden mi ibarettir? Kuşku debisi yüksek soruları çoğaltmak mümkün. Ne ki cevaplar henüz mecalsiz..

“Zalim Allah’ın kılıcıdır. Önce onunla, sonra da ondan intikamını alır” hadis-i şerifinde anlatılan hakikati güne yorumlamak zorundayız. Müslümanlar kendi aralarındaki problemi kendi içlerinde, kendi dinamikleriyle halledecek duruma gelinceye kadar, bir zalimin defini bir başka zalimden beklemeye mahkumuz. Bu durum elbette bir zillet göstergesidir; benimsenecek tarafı da yoktur. Ne ki, reel durum daha ehvenine el vermemektedir.
Bütün bu olumsuz olayların uyarıcı bir getirisi olabilir mi? Dış tazyiklerin acıtıcı darbeleri yeni bir uyanışa zemin hazırlar mı? Sömürgeci güçlerin bir asırdır Müslümanlar üzerine uyguladıkları zulüm operasyonları, kronik zihin uyuşukluğumuza şok tesiri yaparak bizi canlandırır ve can havliyle, üzerimize örülmüş korku duvarını aşıp geçmemize sebep olur mu? Ahmet Taşgetiren’in deyimiyle, Mısır’da olanların Mısır’dan öte bir şey; Suriye’de olanların Suriye’den öte bir şey olduğu gerçeğini görmemize yardım eder mi?
Ben, olur düşüncesindeyim. Yeter ki, kan kaybına sebep unsurlardan kurtulabilelim. Bu unsurlardan en etkilisi tefrikadır ki, hasımlarımız bizim bu zaafımızı her daim kullanmıştır ve kullanmak peşindedir. Başarılı olmadıkları ve olmayacakları söylenemez.

İkincisi, bizim kainat kitabını ve sünnetullah kurallarını iyi okumayışımız ve bu noktadaki cehaletimizdir. Bundan kurtulmanın yolu ise, batı taklitçiliğini bir tarafa atarak bilim ve eğitimde yeni bir tecdit gerçekleştirmemiz, yani bilim ve eğitimde zirve yaptığımız dönemlerin dinamik gücüne yeniden sahip olmamızdır.

Diğer bir unsur olan yoksulluktan kurtulmamız ise, her türlü sömürgeciliğe karşı, ekonomik ve politik başkaldırı ile mümkündür. (Konu uzun, yeri de bu yazı değil)
Güçlü olmadan akan kanları durduramayız; tefrika, cehalet ve yoksulluktan kurtulmadıkça da güçlü olamayız..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Latif Erdoğan Arşivi