Ali Ferşadoğlu

Ali Ferşadoğlu

Falan bey, filan hoca, filan efendi Nur Talebesi mi?

Falan bey, filan hoca, filan efendi Nur Talebesi mi?

Anlatılır ki, mahallenin kopukları, ehl-i kalb bir grubun bacasından zenbili indirmiş. Müritler “Gökten zenbil indi!” diyerek binmek için itişe-kakışa sıraya girer… Kopuklar da yukarıya çektiklerini pataklarmış!   

Sonra Muhyiddin-i Arabi’nin medresesinin bacasından indirmişler. “Bu nedir?” diye dikkat kesilmiş. Sonra, “Hocamızın eserine bakalım, böyle bir şey olabilir mi?” araştırmışlar. Bulamayınca, zenbili aşağı çekmişler kopukların foyalarını ortaya çıkarmışlar…
***
Zaman zaman, “Falan beyefendi, filan hocaefendi Nur Talebesi mi?” şeklinde soru yöneltilir. Cevabı pek tabiî olarak Bediüzzaman ve Risale-i Nur’dan almalıyız. Eserinde Nur dairelerini ve Nur Talebesi olmanın şartlarını izah ederken şu noktalara dikkat çekmiştir.
Bir insan Nur dairesine, sırf Kur’ân-ı Hakîmin dellâllığını yapmak için girmelidir. Bu kapıdan girenleri, ale’r-re’si ve’l-ayn (baş göz üstüne) kabul ettiğini ifade eden Bediüzzaman, Nur dairesindekileri, “dost, kardeş, talebe” şeklinde tasnif etmiştir.
Diğer taraftan, Risale-i Nur cemaatinin erkânlar, sahipler, haslar, nâşirler, talebeler ve taraftarlar gibi tabakâtlardan müteşekkil şeklinde de kategorize etmiştir. Ve şu önemli mesele üzerinde vurgu yapmıştır:
“Erkân dairesine liyakati olmayan, Risale-i Nur’a muhalif cereyana taraftar olmamak şartıyla, dâire haricine atılmaz. Hasların özelliği, zıt bir mesleğe girmemek şartıyla, talebe olabilir. Bid’a ile amel eden, kalben taraftar olmamak şartıyla dost olabilir. Onun için, az bir kusur ile düşman sınıfına iltihak etmemek için dışarıya atmayınız. Fakat, Risale-i Nur’un erkânlarında ve haslarındaki esrarlar ve nazik tedbirlere, onları teşrik etmemek gerektir.”1 Dikkat edilirse, burada, dairelerde yer alanların pozisyon ve duruşları gayet net bir biçimde ortaya kondu: “(Risale-i Nur’a) muhalif cereyana taraftar olmamak, zıt bir mesleğe girmemek, bid’alara kalben taraftar olmamak.”
Bunlar, felsefî veya siyâsî cereyanlar olduğu gibi, Risale-i Nur’un hizmet anlayışına ters bir metot benimsemek veya yeni bir yol tutturmuş da olabilirler. Bir kısım cerbezecilere aldanmamak için şu uyarıyı yapar Bediüzzaman:
“Çok emârelerle anlamışız ki, bu ulûm-u imaniyedeki fetvâ vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enâniyet-i ilmiyeden aldığı bir hisle, şerh ve izah haricinde bir şey yazsa, soğuk bir muâraza veya nâkıs bir taklitçilik hükmüne geçer.”2
Burada önemle vurgulamamız gereken bir husus var, o da şudur: Risale-i Nur’u okumak, istifade etmek ayrı şey; meslek ve meşrebine, yani çizdiği hizmet stratejisine sadık kalarak hizmet etmek ayrı şeydir. Hatta, onu âlet etmek ayrı şeydir.
Dolayısıyla bu dairelerde yer alanların kimi zaman Risale-i Nur prensiplerine aykırı duruş ve düşünceleri olabilir. Elbette ehl-i insaf, bunların Risale-i Nur’dan kaynaklanmadığını bilir. Akl-ı selim, meslek ve meşrebi şahıslarla değil; şahısları meslek ve meşrebin prensipleriyle ölçer, mihenge vurur.
Özellikle şu noktaya da dikkat kesilmeli: Bediüzzaman’ın, “Mana âleminde Deccalı gördüm” dediği ve “Süfyan” diye vasıflandırdığı ve her namazdaki tesbihatta şer ve fitnesinden Allah’a sığındığı birisi için; “Dine hizmet etti, büyük adamdı, ona lâf ettirmem!” denirse, bu Nur Talebeliği ile asla bağdaşmaz. Risale-i Nur mesleğine tamamen zıttır.
Veya, Üstadın, meşveret/hürriyet üzerine kurduğu hizmet sistemi kabul edilmeyip, “modern tarikat” yolu benimsenirse; “muhalif cereyana taraftar olunmuş ve zıt bir mesleğe girilmiş” olur.
Not: Değerli kardeşim Prof. Dr. Tayyip Sabri Erdil’in babası Mustafa Erdil’in vefatını teessürle öğrendim. Merhuma Cenâb-ı Allah’tan rahmet ve mağfiret diler, ailesi ve yakınlarına sabr-ı cemil niyaz ederim. A. F.
Dipnotlar: 1- Kastamonu Lâhikası, s.188.
2- Mektûbât, s. 413

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Ali Ferşadoğlu Arşivi