Ersoy Dede

Ersoy Dede

Ben Olsam O Muhabiri Ödüllendirirdim

Ben Olsam O Muhabiri Ödüllendirirdim

TGRT Muhabiri, Başbakan’dan bayram harçlığı istemiş, Başbakan da vermiş ya, kıymeti koparıyorlar.. Denmeyecek laflar-sözler.. Kim yapıyor bunu? CHP’liler başta olmak üzere, oyunu CHP’ye verenler ile bazı şaşkınlar.. Demeye çalışıyorlar ki, böyle 100 lira 200 lira bayram harçlıklarıyla medyayı kontrol ediyor Başbakan.. Ben anlamakta güçlük çektiğim için sizinle de paylaşayım istedim.. TRGT’nin Başbakan’ı izleyen genç muhabiri, bayram harçlığını alınca, ne yapacaktı da yapmaktan vazgeçti?.. Sorulması gereken çok önemli bir soruyu mu sormaktan vazgeçti?.. Ya da mensubu bulunduğu kurumun yayın politikasına yön verecek kadar güçlü bir arkadaş mı bu? Bir bayram harçlığına, artık CHP’yi destekleyen TGRT birden bire AK Parti’yi mi desteklemeye başladı?.. O işler öyle olmuyor cancağzım.. Nasıl olduğunu eski bir CHP’li belediye başkanı şöyle anlatmıştı 2008’de; “…. bak şimdi Balbay’a (Mustafa Balbay – Cumhuriyet Gazetesi) neredeyse 1.5 aydır ödeyeceğiz. 100 milyar ödememiz lazım. Yok çıkmadı. Adamlardan gazete alıyoruz, ilan veriyoruz, yazı yazıyoruz. Kolay değil gazete. Hiçbir yerde çıkmıyor bizim yazımız. Kimse vermiyor yazımızı, Cumhuriyet veriyor bir tek. Cumaları yazıyoruz. Hürriyet diyor, yazmıyorlar. Emin Çölaşan’la, Bekir’le (Bekir Coşkun – Hürriyet) Fikret’le (Fikret Bila – Milliyet) hepsiyle konuşuyoruz, yırtınıyoruz. Her dediklerini yapıyoruz, iki satırımız çıkmıyor hiçbir yerde…..” Bugünün işi olmadığı için söz konusu başkanın adını vesairesini açıklamayacağım. Ama bu sözlerin sahibi olan zihniyetin basit bir bayram harçlığı üzerinden böyle fırtınalar koparmasını anlamak mümkün değil.. Ki bu bugünün meselesi de değil.. CHP’nin, Üstad Necip Fazıl’ın kapısını, bir valiz dolusu parayla çaldığını da, Üstad’ı en yakın tanıyanlardan biri olan Mustafa Miyasoğlu nakletmişti biliyorsunuz.. Böyleymiş demek ki bu işler.. Sadece basın ile ilişkilerde de değil. Üyelerinin politik kariyerlerinde de paranın ne kadar etkili olduğunu, daha çok yeni, bir metropolün il başkanı şu sözlerle ifşa etmişti; “…. Ankara’daki abilerinize güvenmeyin. Ankara’daki abilerine kaparo yatıranların kaparoları yandı. Bol sıfırlı çekleri verenler çeklerini geri alsın. Çeklerini geri alamayanlar soğuk su içsin. Su bulamayan bol buzlu rakı içsin…’’ Demek aday olmak için ön seçim, temayül yoklaması falan hikaye.. Kaldı ki liderin de iki dudağı arasında değil aday olmak.. Ya nasıl? İşte böyle bol sıfırlı çeklerle… Bir muhabir kız, yarı şaka yarı ciddi Başbakan’dan bayram harçılığı istemiş ve kameralar önünde koparmış ya, bence taltif edilmesi gereken bir televizyonculuk başarısına imza atmıştır.. Bu sütunda hep yazdım. Haberciliğin de hatta belgeselciliğin de içinde yer bulduğu televizyonculuk, aslında bir entertainment industry’dir.. Dolayısıyla doğru ve gerçek haberi en hızlı şekilde vermek kadar onu izlettirecek unsurları da sağlamaktır televizyoncunun görevi.. Çünkü ekran karşısına geçen bir izleyiciden, söz gelimi kütüphanede kalın ciltli latince bir ansiklopediyi okuyan adam refleksi bekleyemezsiniz.. Televizyon tam olarak o sizin zannettiğiniz bilgi kutusu değildir.. Eğer o muhabir, benim yönettiğim bir haber merkezinde çalışıyor olsaydı, böyle bir televizyonculuk olayına imza attığı için onu kutlar, ödüllendirirdim.. Çünkü bu hadise şirin bir hadisedir oysa Eski Kanaltürk zamanında Tuncay Özkan’ın CHP ile yaptığı trilyonluk anlaşma ya da Oda Tv davası vesilesiyle öğrendiğimiz Halk Tv için dönen pazarlıklar o kadar şirin şeyler değil.. Kalın sağlıcakla..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ersoy Dede Arşivi