Yener Dönmez

Yener Dönmez

İki ayda 60 dava

İki ayda 60 dava

Orta Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanlığı koltuğuna geçen yıl Mart ayında ilk kez bir Müslüman oturmuştu.

Michel Djotodia…

Fransa’nın baskısıyla geçen hafta görevini bırakmak zorunda kaldı. Tabi ülkede otorite gidince yerini kaos aldı…

Fransa’nın barış için girdiği Orta Afrika Cumhuriyeti’nden şimdi katliam haberleri geliyor.

Geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyonu’nun “İkinci Ruanda veya Bosna olabilir” uyarısını yaptığı Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Hıristiyanlar, Müslümanlara saldırmaya başladı. Orta Afrika’ya barış getirmek için giren Fransız askerlerinin ilk işi ise Müslümanları silahsızlandırmak oldu. Başkent Bangui’de Fransız askerlerinin gözü önünde silahsız Müslümanlar bombalı saldırıya maruz kalıyor, işkenceye tabi tutuluyor, üzerlerine benzin dökülüp yakılıyor, evlerini yurtlarını terk etmek zorunda bırakılıyorlar.

Barış için girilen ülkede kadın, çocuk, yaşlı demeden insanlar katlediliyor.

Tıpkı Irak’ta, Afganistan’da, Bosna’da olduğu gibi. Geçen hafta sonu Saraybosna’daydık. 

Burada Tarık Samarah Türk heyetine, Srebrenitsa Soykırım Müzesi’ni gezdirdi. Sırp vahşetinin sergilendiği mekanda adeta kanınız donuyor, tüyleriniz ürperiyor, boğazınız düğümleniyor.

2. dünya savaşından sonra insanlığın gördüğü en büyük katliamdan söz ediyorum.

Sadece Sırplar mı?

Hollandalı Barış Gücü askerinin Bosnalı Müslüman’ı katlettikten sonra el yazısıyla yazdığı şu nota bakın: “Killing is My Busness and. Business is Good.”

“Öldürmek benim mesleğim. Ve bu işi iyi bilirim.”

Bu seri katliamdan, vahşetten sadece bir örnek. Fransa Barış Gücü, Hollanda Barış Gücü, ABD Barış Gücü, BM Barış Gücü vs. hepsi hikaye… Yerli Hıristiyanlar Müslümanları daha iyi katletsin diye lojistik sağlayıp kalkan olmaktan, soykırım sonrası yeni harita, yeni toprak kapma, yeni enerji, yeni dizayndan başka amaçları yok.

Bunun için her yolu mubah görüyorlar.

Müslüman Mursi’yi de, Michel Djotodia’yı da, Menderes’i de, Erbakan’ı da deviren aynı odaklar. Öldürmeyi meslek haline getirdiklerini kendileri de itiraf ediyor.

Fiilen ya da siyaseten ölüm kusuyorlar.

Şimdi hedeflerinde Erdoğan var.

Bunun için her türlü kumpası, tuzağı, komployu uygulamaya koyuyorlar. Daha fazla sömürmek için Müslüman ülkelerin geleceğini ipotek altında tutmak istiyorlar.

Bosna Hersek’in durumu bunun için en iyi örnek. Parçalanan Yugoslavya sonrası bağımsız bir Sırp, bir de Hırvat devleti kurulmasına rağmen Bosna Hersek’e de ortak oluyorlar.

Şimdi 3 milyon 800 bin nüfuslu Bosna Hersek’i 2 bin milletvekili, 200 Bakan, 15 Başbakan, 3 Cumhurbaşkanı yönetiyor.

Ayrıca Cumhurbaşkanlarının da üzerinde Dayton Barış Antlaşması’nın sivil yönlerini uygulamakla yükümlü Birleşmiş Milletler Yüksek Temsilcisi bulunuyor.

Ali kıran baş kesen konumunda, seçilmişlerin de üstünde bir Yüksek Temsilci…

Bu garip sistemle ülke gelirinin yüzde 65’i bürokrat maaşlarına kullanılıyor.

Öyle ayarlamış ki Batılı…

Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle: “Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa…”

Bu farkı seyahat esnasında Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle de şu sözlerle özetledi: “Bosna Hersek’e ilk kez geliyorum. Osmanlı’yla bir kez daha gurur duydum. Osmanlı’nın yaptıklarını görüp de gurur duymayanlara yazıklar olsun.”

Normal bir vicdan hakkı böyle haykırıyor.

Bizim derdimiz de bu.

Falanca cemaat, fişmekan yapı bizi çok da ilgilendirmiyor.

Kırmızı çizgimiz: Değerlerimiz… 

Bugün yüz yıl önce Abdülhamit Han’a, rahmetli Menderes’e, Erbakan hocaya yapılan Erdoğan’a yapılmak isteniyor.

Neden?

Bosna’da gördük.

Yunus Emre’nin çalışmalarıyla Türkçe, İngilizce ile Almancanın yerini almış. Boşnakçadan sonra 2. dil konumuna yükselmiş.

TİKA ecdat yadigarını yeniden imar ediyor.

Bosnalı Türkiye’ye o kadar bağlı, Erdoğan’ı o kadar sahiplenmiş ki, Gezicilere şu ilginç öneri yapılıyor: “Bizdeki 3 Cumhurbaşkanını, 15 Başbakanı, 200 Bakanı alın; Erdoğan’ı verin…”

İlginç değil mi? 

Ayrıca rahmetli Aliya’nın kabrini ziyarete giden Kılıçdaroğlu saygı duruşu yapmak isteyince Müslüman Bosnalının şu uyarısıyla karşılaşmış: “Burda öyle bir adet yok. Fatiha var. Biz Fatih’ten öyle öğrendik. Böyle de devam edeceğiz.”

Kendimize gelince…

Bizim durduğumuz yer belli. Dün ne isek bugün de oyuz… Zalimin karşısında, mazlumun yanında yer aldık hep. Bu ülkenin öz evladına, başörtülüsüne, mütedeyyinine, alnı secdelisine, Anadolu sermayesine haksızlık yapan her daim bizi buldu karşısında.

Çok bedeller ödedik. Genelkurmay Başkanı dışında tüm kuvvet komutanları, bütün generaller birlik olup gazetemizi çökertmek için dava açtı.

Çeteli-Meteli, Çevik Kuvvetli, panzerli, kalleşnikoflu, bombalı saldırılara maruz kaldık.

Bugün de Papa’ya, Patrik’e, Haham’a muhabbet besleyen malum yapının hedefindeyiz.

Linç için iki ayda 60 dava açmışlar.

Bunlar İcra Kurulu Başkanımız Mustafa Karahasanoğlu ağabeyi tanıyamamışlar galiba… Değil davalarla baskı altına almak, üzerine ordular gönderseler yine hak bildiği yoldan bir milim döndüremezler. Dava kılıflı linç girişimleriyle yıldıramazlar…

Kimseye eyvallahı olmayan, “ben değil ümmet” diyen; “vereceğimiz bir can ha yorganda ha urganda” diyen bir misyonun temsilcilerini susturamazlar.

Buna tarih şahit. 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
8 Yorum
Yener Dönmez Arşivi