Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Eski Batı’da kadın

Eski Batı’da kadın

Batı’da bugünkü durum farklı olabilir, ancak düne kadar kadının hayat hakkı yoktu. Çünkü Batı geleneği kadını “insan” olarak görmüyordu.

Peki kadının Batı’daki görüntüsü neydi?..

İsterseniz bu sorunun cevabını, kadınlara karşı nazik, anlayışlı ve hoşgörülü bir toplum olmakla övünen Fransızların atasözlerinde arayalım.

Bir Fransız atasözü, “Şeytanın yapamadığını kadın yapar” diyor...

Bir diğeri, “Kadın vücudunun üstündeki baş, şeytanın başıdır” diyor...

Sıkılsak da Fransız atasözlerini aktarmaya devam edelim:

“Kadın şeytandan beterdir...”

“Kadın bir örümcektir...”

“Karısı olanın arısı var demektir, ne zaman sokacağı belli olmaz...”

“Kadın zarurî bir baş belâsıdır...”

“Horozun karşısında tavuk ötmemelidir...” (Erkek konuşmalı, kadın susmalı anlamında)

“Kadın takvim gibidir: Ancak bir yıl işe yarar...”

“Kadın erkeğin sabunudur...” (Kirini temizler anlamında)

“Kadın dili kesilse bile susmaz...”

“Kadınların hepsi ikiyüzlüdür...”

Evet, kadınlar hakkında söylenmiş Fransız atasözlerinden bir derleme sunmaya çalıştım.

O Fransızlar ki, kadınlar konusunda en nazik, en anlayışlı, en hoşgörülü toplum olmakla övünürler.

İşte “feminizm”, kadını hor gören, aşağılayan, âdeta şeytanla eşdeğer sayan böylesine yanlış bir telâkkinin çocuğudur...

Batı’da doğdu ve bize bulaştı.

Oysa kültür kaynaklarımız kadını cennetle özdeşleştiriyor...

Kadını cennetle özdeşleştiren geleneksel anlayışımızın, asrın başına kadar “kadın şeytan mı, insan mı?” tartışması yapan anlayıştan model almasına ihtiyacı var mıydı?

Feminizm gibi, Batı toplumları için gerekli savunma mekanizmalarının, Müslüman toplumlarda yeri olmadığını düşünüyorum...

Tabii bu İslâmiyeti nasıl algıladığımız ve ne kadar yaşadığımızla da yakından ilgili bir konudur.

İslâmiyeti tüm unsurlarıyla kavrayıp yaşasaydık, yaşabilseydik, erkeğin kadına üstünlük kurması ya da kadının erkekle savaşması gibi eğilimlerimiz olmazdı.

Düşününüz ki, Resul-ü Âlişan Efendimiz kendi söküğünü dikerdi, çoraplarını yıkar, yemeğini yapardı; bilmiyorum, ama belki bulaşığa bile yardım ederdi.

Şimdi biz bunları yapmaya kalksak, adımız “kılıbık”a çıkar...

Çünkü toplum, İslâmî değerlerde yaşamak yerine ithal yanlışlarda yaşıyor.

Batı’ya endeksli yaşama biçimimizin İslâmın sosyal boyutundan bizi koparmaya başladığını artık görmemiz lâzım.

Ayrıca gelenekselleşmiş bazı yanlışlarımızın İslâmla uyumunu kendi içimizde tartışmalıyız.

Alışkanlıklarımızla ya da Batı kaynaklı dayatmalarla değil, İslâm öğretisinin doğrularıyla tüm hayatımızı şekillendirmeyi temel alırsak, sanıyorum aile problemlerimiz başta olmak üzere pek çok problemimize kalıcı çözümler üretebiliriz.

Hep vurgulamaya çalıştım: Resul-i Alişan Efendimizin Veda Hutbesi’nde billurlaşan görüşler, kadına bakışımızı gerçek zeminine oturtacak bir “manifesto”dur…

Şöyle buyuruyor: “Ey İnsanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim... Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır…”

Bu tavsiyenin ışığında, kadın-erkek tartışmalarına belki yeni bir yorum getirebiliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi