29 Mart 2017 Çarşamba1 Recep 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:18Güneş 06:46Öğle 13:16İkindi 16:45Akşam 19:33Yatsı 20:54
    • 10°C Adana
    • 5°C Adıyaman
    • 4°C Afyon
    • -3°C Ağrı
    • 1°C Amasya
    • -2°C Ankara
    • 10°C Antalya
    • 0°C Artvin
    • 11°C Aydın
    • 3°C Balıkesir
  • BIST: 90.182 0.54
  • Altın: 147,216 0.93
  • Dolar: 3,6478 0.95
  • Euro: 3,9515 0.65

Twitter-Mvitter...

Faruk Köse

Kimsenin konuyu farklı bir sahaya çekmemesi, “asıl meram”ımı çarpıtmaması için evvela şu konuyu vurgulama gereği hissediyorum:

Facebook, Twitter gibi “uluslararası sosyal paylaşım ağları”nın, ya da Youtube gibi “video paylaşım siteleri”nin kapanması umurumda bile değil. Her ne kadar “iletişim-haberleşme” için de kullanılıyor olsa bile, “küresel talancı sermaye”nin “manipülasyon ve para kazanma muslukları”nın kapanıyor olması beni hiç üzmez. Hatta hayatımızdan çıkmalarının çok faydalı sonuçları da olabilir.

Ancak...

Bu “kapatma” olayı açık ve net olarak “sansür” demek olduğundan, bunun “doğru bir tutum olmadığı”nı düşünüyorum.

Hani, gerçekten “milletin selameti” için, “temel hak ve özgürlükleri ihya” için, “milli ve manevi değerleri korumak” için kapatılıyor olsa, bunu -bir yere kadar- anlarım; ancak meselenin öyle olmadığını biliyoruz.

“Neyi biliyoruz?”un üzerinde durmaya hiç gerek yok. Nasıl olsa “duyarlılıklar” acayip biçimde “mutasyon”a uğradı; “hak ve adalet ölçüsü” diye bir şey kalmadı. “Vasat çizgi” ve “itidal” yok oldu. İnsanlar “bilgi”yle ve “bildikleri”yle değil, “duygusal tarafgirlik”leriyle konuşur ve iş yapar hale geldi. “Ya körükörüne bir taraftan olup diğerine düşman kesileceksin, ya da bertaraf olup düşman görüleceksin” gibi bir tasnif akımına kapıldı.

O yüzden, meselenin “başka bir boyut”una değinmek istiyorum. Bence, bizi öncelikle ilgilendiren ve “duyarlılık” kazanmak zorunda olduğumuz asıl boyutuna...

Bu tür sitelerde, “milletimizin inançları”na, “töreler”ine, “kültür”üne, “kimlik ve kişilik değerleri”ne, “ahlâki ve manevi ilkeler”ine aykırı pek çok içerik var. “Her türlü pislik”in aktığı birer kanalizasyon gibi... “Allah’a küfür”ün, “Peygamber Efendimiz’e hakaret”in, “İslam’a karşı söylem”in, “ahlâksızlık”ın, “edepsizlik”in tahammül sınırlarını çoktan aştığı yayınlarla, içeriklerle dopdolu... Bu içerikler bu zamana kadar serbestçe varlığını sürdürdüler.

Ama kimsenin, Twitter’i-Mwitter’i kapattığını da görmedik, kapatmaktan söz ettiğini de...

Allah’a ve Rasul’e açıkça küfredilen, İslam’a olmadık hakaretlerin, küfürlerin edildiği bu siteler bu nitelikleriyle hep açık kaldı. Ama kimse bunu umursamadı.

Bir “eski Bakan” Kur’an’ın bir suresinin ismi ile ilgili olarak, edep dışı bir dil kullandığında da kimsenin Twitter’i-Mwitter’i kapatmayı akıl ettiğini, harekete geçtiğini görmedik.

Peki, şimdi ne oldu da birden bire “vatandaşlarımızın mağduriyeti” konusu gündeme geldi?

Baksanıza, Başbakanlık Basın Müşavirliği, Başbakan Erdoğan’ın Bursa’daki “Twitter, mwitter kökünü kazıyacağız” sözlerine açıklık getiren açıklamasında, “vatandaşlarımızın mağduriyetini gidermek için teknik olarak, Twitter’e erişimin engellenmesinden başka çare kalmayabileceği”nden söz ediliyor.

Peki, yukarıda dikkat çektiğimiz içeriklerden milyonlarca vatandaşımız mağdur değil miydi? Ben mağdurum mesela. Dinimle, inancımla, Allah ve Rasulü ile, Kur’an ve Sünnet ile alay eden, hakaret eden, küfreden, dalga geçen pek çok içerik beni çok rahatsız ediyor, mağdur oluyorum!

Peki, bütün bunlar varken niçin “vatandaşlarımızın mağduriyeti” gerekçesi işletilmedi de, işin ucu “belirli kişiler”e dokunduğunda “mağduriyet” denip bir sosyal paylaşım platformu kapatılıyor?

Şimdi biliyorum, “hakkında uydurulmuş yayınlar yapılarak itibarı düşürülen bir politikacı kendini korumasın mı?” diyeceksiniz. Elbette korusun!

Ama bunun yolu, “üçüncü sınıf oligarşik diktatörlükler”de görülebilecek “sansür” olmamalı, değil mi?

Çünkü, meseleye “ilkesel” bakmalıyız. “Sansür”e bir kez kapıyı açarsanız bunun ardı gelmez; artık hep öyle gider ve bu da “medeniyetin siyasal sistemi”ne yakışmaz. Korunmanın yolu sansür değil, hukuk olmalı.

Mesela, bir parkta suç işlense parkı kapatmazsınız. Bir sokakta suç işlense sokağı kapatmazsınız. TBMM’de suç işlense Meclis’i mi kapatacaksınız? Aynen onun gibi, bir soyal paylaşım platformu olan Twitter’de suç işlense, çözüm platformu kapatmak değildir. Hatalı içeriğin sahibini bulur, adalete teslim edersiniz.

Başbakan ne dedi hatırlayın: “Bu Twitterlar falan var ya, şimdi mahkeme kararı çıktı, Twitter mivittır hepsinin kökünü kazıyacağız. ‘Efendim işte uluslararası camia şöyle der, böyle der’; hiç beni ilgilendirmiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücünü görecekler.”

Bu cümleden hareketle, eğer Twitter üzerinden suç işleyen bir kişi ya da kurum varsa, platformu kapatmaz, dünyanın neresinde olursa olsun, “devlet gücü”nü ortaya koyup alıp getirir, cezasını verirsiniz. Suçluyu vermeyen olursa, işte o zaman meydan okur, “uluslararası camia”ya “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücünü”nü suçluyu alarak o konuda gösterirsiniz.

Suça hayır! Ama sansüre de hayır!

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.