Abdullah Yıldız

Abdullah Yıldız

“Müminlerden Başkasını Veli Edinmeyin!”

“Müminlerden Başkasını Veli Edinmeyin!”

“Ey müminler! Kendinizden başkasını sırdaş/dost edinmeyiniz. Onlar olanca güçleri ile size zarar dokundurmaya, dirliğinizi bozmaya çalışırlar, karşılaştığınız her sıkıntı onları sevindirir. Gerçi kinleri ağızlarından taşmıştır ama kalplerinde saklı tuttukları kin daha büyüktür. Size âyetlerimizi açıkladık, eğer düşünecek olursanız. İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler; bir de kitabın tümüne inanırsınız. Onlar sizinle karşılaştıklarında ‘inandık’ derler fakat kendi başlarına kaldıkları zaman size duydukları öfke yüzünden parmak uçlarını ısırırlar. De ki; ‘Öfkenizden ölün (çatlayın). Hiç şüphesiz Allah kalplerin içini dışını bilir.’ Eğer size bir iyilik dokunacak olsa bu onları üzer. Eğer başınıza bir kötülük gelse bu yüzden sevinirler. Eğer sabreder ve Allah’tan korkarsanız, onların hilesi size hiçbir zarar veremez. Hiç şüphesiz Allah’ın bilgisi onların yaptıklarını kuşatmıştır.”

Âl-i İmran sûresinin 118-120. âyetleri ve benzerleri; müminlerin kendilerinden başkalarını sırdaş- dost ve velî (yönetici) edinmemelerini emreder. Şehid Seyyid Kutub bu âyetleri özetle şöyle yorumlar:

“…Bugün ve yarın, benzer düşman tiplere rastlayacağız şüphesiz. …Onlar, Müslümanlar için ıstırap ve fitneden başka bir şey dilemezler. Gece gündüz, fırsatını buldukça Müslümanlara eziyet etmekten, yollarına diken serpmekten, onlara hile ve desiseler hazırlamaktan geri durmazlar… Müslümanlardan bazıları bu Allah’ın düşmanlarına aldanmakta, onlara sevgiyle yaklaşmakta, Müslüman cemaatin sırları konusunda onlara güvenmekte, onlardan sırdaş, dost ve arkadaş edinmekte ve onlara bu yaklaşımının sonunda korkmaksızın sırlarını açıklamaktadırlar. İşte bu aydınlatma ve sakındırma, Müslüman cemaate işin gerçeğini göstermekte, Müslümanların gösterdiği sevgi ve arkadaşlığın dahi gidermediği tabii düşmanlarının hilelerinden onları korumaktadır. Bu aydınlatma ve sakındırma, belli bir tarihsel dönemle sınırlı olmayıp, her zaman pratik hayatta karşılaşılan sürekli bir hakikattir. Şu andaki durumumuz bunu açıkça doğrulamaktadır. ...Müslümanlar, Allah’ın sakındırmasından habersiz olarak, Allah’ın ve Resulünün düşmanlarına sevgi beslemekte, onlara kalplerini açmaktadırlar. …Art arda bu acı deneyimler yüzümüze sert bir tokat gibi çarptığı halde biz gene ayılmayız. Kaç kere değişik kılıklara bürünen tuzakları ortaya çıkardığımız halde yine de ibret almayız. Defalarca ağızlarından kaçırdıkları kinlerini yaydıkları halde, dönüp onlara kalplerimizi açıyor ve onlardan hayat ve yol arkadaşı ediniyoruz. Onlara hoş görünme kompleksimiz veya onlar karşısındaki ruhsal yenilgimiz o dereceye varmış ki inancımızda onlara hoş görünmek için dinimizden söz etmemeyi yeğlemiş, hayat metodumuzu İslâm’a dayandırmamaya başlamışız. Önceki Müslümanlarla bu pusuda bekleyen düşmanlar arasında meydana gelen çarpışmalardan söz etmekten korktuğumuz için tarihimizi süslü göstermeye çalışarak, gerçek işaretlerini yok etmişiz. İşte bu yüzden Allah’ın emrine karşı gelenlerin uğradığı cezaya çarptırılmışız. Bundan dolayı alçalıyor, eziliyor ve alay ediliyoruz. Düşmanlarımızı sevindiren sıkıntılara uğruyor ve onların saflarımızda çıkardıkları bozgunculuğa maruz kalıyoruz.

İşte Allah’ın kitabı, ilk Müslüman cemaate öğrettiği gibi, bize de, onların tuzaklarından nasıl korunacağımızı, eziyetlerini nasıl bertaraf edeceğimizi ve göğüslerinde gizledikleri, bazen ağızlarından kaçırdıkları kötülüklerinden nasıl kurtulacağımızı öğretiyor: “Eğer sabreder ve Allah’tan korkarsanız, onların hilesi size hiçbir zarar veremez. Hiç şüphesiz Allah’ın bilgisi onların yaptıklarını kuşatmıştır.”

Eğer çok kuvvetliyseler güçleri karşısında; aldatma ve dolambaçlı yollara başvurmuşsalar hile ve tuzakları karşısında sabır, azimet ve direnç gösterip sabır ve prensiplere bağlanmamız gerekir...

Sonra takva; yalnızca bir olan Allah’tan ve O’nun murakabesinden korkmak… Bir kalp Allah’a bağlanınca, O’nun gücünden başkasını küçük görür ve dolayısıyla kurtuluş istemek veya şeref kazanmak için hiç kimseye teslim olmaz ve Allah ve Resulüne savaş açmış kimselere sevgi beslemez.

İşte yol budur: Sabır ve Takva! Allah’ın ipine yapışıp sarılmak! Tüm tarihleri boyunca Müslümanlar yalnızca Allah’ın kulpuna yapışıp hayatlarında O’nun metodunu gerçekleştirdikleri sürece üstünlük ve zafer bulmuşlar, Allah onları düşmanlarının tuzaklarından korumuş ve kelimeleri hep yüce olmuştur. Aynı şekilde Müslümanlar, bütün tarihleri boyunca gizli ve açık akideleri ve metodlarıyla savaşan tabii düşmanlarının kulpuna sarıldıkça, onların sözlerine kulak verdikçe ve onlardan; sırdaş, arkadaş, yardımcı, haberci ve danışman edindikçe, Allah onlara yenilgi tattırmış, düşmanlarını içlerine yerleştirmiş, boyunlarını onların önünde eğdirmiş ve suçlarının cezasını onlara tattırmıştır. Allah’ın sözünün ebedî ve O’nun sünnetinin geçerli olduğuna bütün tarih şahittir. Kim, Allah’ın yeryüzünde görünen kanununu görmezlikten gelirse, gözleri zillet, yenilgi ve alçaklıktan başka bir şey görmez.”

Hâsılı müminler, velî (dost, yönetici) seçerken Kur’ân’ın talimatlarına hassasiyetle uyan insanlardır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Abdullah Yıldız Arşivi