27 Temmuz 2017 Perşembe3 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:00Güneş 05:48Öğle 13:18İkindi 17:11Akşam 20:34Yatsı 22:14
    • 33°C Adana
    • 38°C Adıyaman
    • 29°C Afyon
    • 29°C Ağrı
    • 34°C Amasya
    • 32°C Ankara
    • 31°C Antalya
    • 31°C Artvin
    • 30°C Aydın
    • 31°C Balıkesir
  • BIST: 108.526 1.23
  • Altın: 143,366 0.00
  • Dolar: 3,5307 -0.64
  • Euro: 4,1412 0.24

İSAM’dan tuhaf kitap

Faruk Köse

Size “tuhaf bir kitap”tan söz edeceğim. Ben “tuhaf” diyorum, ama siz sanırım daha başka bir ifadeyle tanımlayacaksınız. “Tuhaf” demem, kitabın içeriğinden ziyade yayıncısı sebebiyledir. Ancak önce, kitaptan bazı cümleleri dikkatinize sunmak istiyorum.

“Allah’ın Kur’an’da zikretmediği, kökü vahye dayanan ve hâlâ inananlarını aydınlatan başka dinler de mevcut olmalıdır.”

“....Budizm, Taoizm, Konfüçyanizm gibi geleneksel dinlerin, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi kökü vahye dayanan dinler olduğunu ....ileri sürmek mümkündür. Dolayısıyla Kur’an’ın yahudi ve hıristiyanlar için öngördüğü bazı hükümlerin, bütün geleneksel dinleri ihtiva edecek şekilde genişletilmesi mümkün görünmektedir.”

“Kur’an’dan haberdar olmayanların elinde, dinlerinin muharref olduğunu bildirecek başka delilleri yoktur. Bu sebeple müslümanlara göre (Allah katında da) muharref olan bir din, kendi mensupları için muharref olmamaktadır. Dolayısıyla müslümanların kendileri için geçerli olan bir hükmü diğer din mensupları için de geçerli saymamaları gerekir. Diğer bir ifadeyle müslümanların hıristiyanların kendi dini anlayış ve tecrübelerine dayanarak tevhidin esas ve teslisin yanılgı olduğunu tesbit etmeleri gerektiğini savunmaları pek tutarlı görünmemektedir.”

“Ontolojik olarak yanlış olan bir inancı, mesela teslisi benimseyenlerin, bunun yanlışlığını bildiren Kur’an’la, müslümanların muhatap olduğu tarzda muhatap olmadığı müddetçe, bu inançlarını yanlış da olsa devam ettirmeleri doğaldır ve bu durum nihaî planda kurtuluşlarını engelleyecek bir faktör de olmamalıdır.”

“Geleneksel dinler arasında görülen metafizik ve ahlaki alandaki farklılık ve çelişkilerin sebebi İslam dışındaki geleneksel dinlerde vuku bulan tahrif ve bozulmadır. Bu değişim ve bozulmayı sadece Kur’an’a muhatap olanlar bilebilir. Muhatap olmayanların kendi dinlerindeki yanlışları bilebileceği bir mekanizma olmadığı için yanlışa inanmaları kurtuluşlarına engel olmamalıdır.”

“Tanrı ve âhiretin varlığına akılla ulaşılabilir diyebilmek, dünyadaki dini olgular göz önüne alınırsa oldukça güçtür.”

“Klasik İslam düşüncesindeki yaygın kanaate göre, bir ferdin kurtuluşu mevcut hak dine inanmasına bağlıdır.... Bize göre kurtuluşa ulaşmanın olmazsa olmaz şartı mevcut hak dine inanmak değildir. İçinde bulunduğu şartlar gereği, hak dine inanma imkânı bulamayan bir kimsenin kurtuluşu için, hak dine bağlanmanın şart olması makul görünmemektedir. Bu sebeple, kaynağı vahiy olan geleneksel dinlere inanan ve o dinin ahlâkî düsturlarını yerine getiren dindar kimseler, Kur’an’ın mesajına Hz. Peygamber’in etrafındakilerin muhatap olduğu yoğunlukta muhatap olmadıkları ve iç dünyalarında Hz. Peygamber’in doğruluğuna dair bir şüphe belirmediği müddetçe kendi dinlerinin metafizik ve ahlâkî esaslarını yerine getirmekle sorumludurlar. Daha açık bir ifadeyle Hindistan’da yaşayan dindar ve ahlâklı Hindu, Tibet’te yaşayan dindar ve ahlâklı budist, Roma’da yaşayan dindar ve ahlâklı hıristiyan, Çin’de yaşayan dindar ve ahlâklı Taoist, İslam’ın mesajına gerçek anlamda muhatap olmadıkları ve iç dünyalarında Hz. Peygamber’in gerçek peygamber olabileceğine dair bir düşünce belirmediği müddetçe, yanlış dahi olsa kendi dinlerine inanıp gereğini yaptıkları zaman ahirette Allah’ın rahmetiyle muamele görecekleri umulur.”

Kitaptan vereceğim örnekler -şimdilik- bu kadar.

İçinde bunun gibi daha pek çok “hakka ve hakikate aykırı sapkın görüş” bulunan bu kitabın, alında çok da önemi yok. Zira benzeri ve daha sapkınlarını yazan pek çok kitap halen piyasada ve bu tür görüşleri dile getiren insanlar etraflarına kitleler toplamış durumda.

Kitabı yazı konusu edinmemin asıl sebebi, içeriğinden ziyade, yayıncısı.

Kitabı yayımlayan “İslam Araştırmaları Merkezi”, yani kısa adıyla İSAM; biliyorsunuz Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı bir kuruluş. İslam Ansiklopedisi’ni hazırlayan da bu kuruluş.

Şimdi sormak lazım:

Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı bir kurum, bu içerikte bir kitabı yayımlarsa, biz bunu nasıl değerlendirmeliyiz?

Kitabın “sehven” basıldığını da söyleyemeyiz. Zira kitabın jenerik sayfalarındaki şu ifade dikkat çekici: “Bu kitap; Türkiye Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti’nin 16.01.2009 tarih ve 2009/04 sayılı kararıyla basılmıştır.”

Yani bir heyet incelemiş ve kitabın basılmasına karar vermiştir.

Peki, bu Heyet, kitabın mezkur içeriğini İslam’a uygun mu bulmuştur? Uygun bulduysa, Diyanet İşleri Başkanlığı, “Kuruluş Yasası”nda ve “Anayasa”da kendine verilen “Dinin laikleştirilmesi” vazifesini mi eda ediyor? Uygun bulmadıysa, bu tür fikirleri basıp yaymakla nasıl bir İslami fayda elde edileceği umuluyor? İçerik farkedilmediyse bu, “Heyet gereken özeni göstermemiş” anlamına gelmiyor mu?

İSAM’dan, Diyanet Vakfı’ndan ve Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan cevap gelirse, sizlerle paylaşırım.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.