11 Aralık 2017 Pazartesi23 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:39Güneş 08:12Öğle 13:04İkindi 15:22Akşam 17:44Yatsı 19:10
    • 18°C Adana
    • 8°C Adıyaman
    • 13°C Afyon
    • -7°C Ağrı
    • 12°C Amasya
    • 11°C Ankara
    • 17°C Antalya
    • 6°C Artvin
    • 16°C Aydın
    • 16°C Balıkesir
  • BIST: 109.097 1.09
  • Altın: 153,413 -0.42
  • Dolar: 3,8257 -0.25
  • Euro: 4,5096 0.09

Polisi öldürme özgürlüğü!

Faruk Köse

Sakin olun, henüz yasal olarak böyle bir özgürlük yok. Ancak, bu gidişle yakında olacak gibi duruyor. Herkes için değil ama ayrıcalıklı bir kesim için... 

Niye böyle söylüyorum?

Çünkü “nar topu” gibi bir özgürlüğümüz daha oldu: Artık polise taş atabileceğiz!

Ne yapalım, Yargıtay öyle karar verdi. Diyarbakır’da yüzü kapalı göstericinin polise taş atmasının bir “hak” olduğu kararına vardı. Meğer polise taş atmak, bir “düşünce ve kanaat açıklama yöntemi” imiş!

Peki, Diyarbakır’da bir PKK yandaşı değil de, aynı taşı “düşüncesini açıklamak amacıyla” İstanbul’da bir “İslamcı”, İzmir’de bir “solcu”, Ankara’da bir “ulusalcı”, bilmem nerede bir “paralelci” falan atsaydı, karar böyle mi olurdu? Bilemiyorum. Varsa cesareti olan, dener.

Şimdi bu karar hakkında elbette diyeceklerimiz olacak. Ama demeden önce konuya dair haberi özetleyelim:

PKK yandaşları, dönemin Başbakanı Erdoğan’ın, 1 Haziran 2011’de Diyarbakır’a gelişi nedeniyle protesto gösterisi düzenler. Gösteriye katılan bir PKK yandaşı hakkında, “Yasadışı gösteriye katıldığı, zafer işareti yaparak PKK lehine propaganda yaptığı, güvenlik güçlerine yoğun bir şekilde taş attığı” gerekçesiyle dava açılır. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi, hakkında“örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına faaliyette bulunmak” suçundan başka bir dava daha bulunan şahsa, önce 10 ay hapis cezası verir, ardından bu cezayı 5 bin TL para cezasına çevirir.

Buraya kadar sorun yok. Bakın sonrasında neler oluyor?

Şahıs, kararı temyiz eder. Temyiz davasına bakan Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 6352 sayılı yasa ile 31 Aralık 2011’den önce işlenen düşünce özgürlüğüne ilişkin suçlarda davanın ertelenmesinin öngörüldüğüne, yasada erteleme kapsamına alınacak suçlarla ilgili olarak “sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleri” ile işlenmesi şartının arandığına dikkat çekerek kararını verir:“Eyleminin mutat ve meşru bir ‘düşünce ve kanaat açıklama yöntemi’ olduğu kabul edildiğinden, sanığa yüklenen suçun düşünce ve kanaat açıklama yöntemiyle işlendiği ve bu nedenle sanık hakkında açılan dava ertelenmelidir.”

Nokta...

Tabiî, bu noktadan sonra, “sanığın elinde taş ile gösteri alanında atmaya hazır bulunmasının kanaat ve düşünce açıklama yöntemiyle bağdaşmayacağı”nı vurgulayan yerel mahkemenin direnmesinin bir etkisi olmaz. Nihai kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu verir, böylece polise taş atmak ‘düşünce ve kanaat açıklama yöntemi’ olarak tescillenir.

Yüksek Mahkeme kararını vermiş bir kere, kararın hukuki boyutunu tartışacak değilim. Ancak, yazının başlarında sorduğum soruyu bir kez daha tekrarlamakta fayda görüyorum:

Eğer o taşı bir PKK yandaşı değil de bir İslamcı, ulusalcı, milliyetçi, solcu, paralelci vb. atsaydı ya da yine Diyarbakır’da ama bu sefer PKK yandaşı değil de mesela Hizbullah yandaşı atsaydı, acaba Yargıtay, bunun da “sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleri”nden biri olduğuna mı karar verirdi, yoksa failin anasından emdiği süt burnundan mı getirilirdi?

Aslında “bir denemek lazım” diyeceğim ama, bunun da bir düşünceyi açıklama yöntemi olarak kabul edilip edilmeyeceğinden emin olamadığımdan, diyemiyorum.

PKK, ülkemizi bölüp parçalamak için “onbinlerce insanın ölümü”ne, “yüzmilyarlarca maddi kayıp”a, yanında “telafisi neredeyse imkânsız sosyal yaralar”a sebep olmuş eli kanlı bir“terör örgütü.” Doğrudan ülkemize yönelik faaliyette bulundu ve hâlâ da bulunuyor. Artık dağdan ovaya indi, ama siyaset yapmak için değil, kendi devletini kurmak için. Paralel devletini kurdu bile; bir nevi “PKK’nın Hudeybiyesi” niteliğini haiz “Çözüm Süreci” vesilesiyle, Güneydoğu’nun iliklerine kadar yerleşti. Her türlü eylemi, saldırıyı, terörü yapıyor da kimse bir şey demiyor. Daha dün Genelkurmay Başkanlığı, Ağrı’da kendi mahkemelerini kurduğunu açıkladı. Bazı ilçelere kendi kaymakamlarını atadığına dair bölge insanından bilgiler geliyor. Kürt halkı tam olarak PKK’nın eline teslim edilmiş durumda. Başına buyruk, astığı astık, kestiği kestik!PKK’nın yaptığı her eylem “münferit” sayılıp gözardı ediliyor. Oysa son bir yıllık “münferit eylemler”i toplayın bakalım bilânço ne gösterecek.

Şimdi Yargıtay’ın kararıyla, PKK’lının polise taş atması da artık “düşünceyi ifade etme özgürlüğü” haline geliverdi. Yarın öbür gün, birileri de düşüncelerini açıklamak için Yargıtay binasını taşa tutsa ve bu kararı emsal gösterse ne yapacaksınız, merak ediyorum.

Bu işin sonu çok ileri varacak. Göreceksiniz, Batı’da birisi polise yan gözle baksa bile canına okunacak da, Güneydoğu’da PKK’lı polisi öldürecek, ama bu onun “düşünce” özgürlüğünden ya da “boşalma hakkı”ndan sayılacak!

Lütfen, rica ediyorum biri açıklasın: PKK’nın bu ayrıcalığı nereden geliyor? Elinde silah bulunmasından mı?

E, o zaman...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.