26 Mart 2017 Pazar27 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:24Güneş 06:51Öğle 13:17İkindi 16:44Akşam 19:30Yatsı 20:50
    • 15°C Adana
    • 11°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 1°C Ağrı
    • 12°C Amasya
    • 9°C Ankara
    • 16°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 17°C Aydın
    • 15°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,353 -0.04
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

“Yasa nedir ki, iki satır yazı, silip yenisini yazarız”

Faruk Köse

Yıllar önce, Irak’ın başında Saddam varken, zulümden kaçıp Türkiye’ye yerleşmiş bir Kuzey Irak Türkmen’iyle tanışmıştım. Saddam’ın zulmünden yakınıp dururken sormuştum: “Irak’ta hiç yasa yok mu, hiç mi hukuk işlemiyor?” Irak Türkmeni acı acı gülerek şöyle demişti:

“Saddam’a, verdiği emirleri uygulamadan önce yardımcısı yasaları hatırlatıp, ‘bu yasa varken bunu nasıl yapacağız?’ diye sormuş. Saddam yerinden fırlayıp, ‘yasa nedir ki, iki satır yazı, silip yenisini yazarız’ demiş. Hukukun böyle işlediği bir ülkede hangi yasa seni koruyabilir ki?”

Tabiî ki “hukuk”un uygulama biçimi olan “yasa”nın “iki satır yazı”dan ibaret görüldüğü bir zeminde, “insanın korunması”ndan söz edilemez.Önce uygulamaya karar vereceksin ve hatta yapacaksın yapacağını, sanra eğer yaptığın şey yasalara aykırıysa, yasayı değiştirip yaptığına yasal meşruiyet kazandıracaksın!... Bu hukuki olmaz, hukuk böyle sağlanmaz, yasaları yapma ve değiştirme biçimi böyleyse, orada hukuk yok demektir.

“İstiklal Mahkemeleri”nin bazı kararlarının nasıl verildiğini hatırlayın. Tam bir “hukuk dramı” ve tarihe düşülmüş “kirli bir leke” olarak, kararlardan bazıları şöyle veriliyordu: “Sanığın idamına, şahitlerin bilahare dinlenmesine!...” Ya da, “sanığın idamına, muhakemenin bilahare yapılmasına!...” Bu şekilde karar veren İstiklal Mahkemeleri de güya “mahkeme”ydi ve “yasa”ya dayanıyordu; ama o yasa, “hukuku işleten değil, zulme kılıf olma işlevini gören bir yasa”dan başka bir şey değildi.

Eğer bir ülkede yasalar “toplumsal bütünlük” ve “bireysel varlık”ıyla insanın “hak ve özgürlükler”ini, “güvenlik ve esenlik”ini koruyup kollayamıyorsa, “hakkaniyet”i sağlayıp insana “yaşama güvencesi”veremiyorsa, o ülkeden “hukuk yok” demektir. Eğer yasalar, hukukun nasıl uygulanacağını değil de zulmün nasıl meşrulaştırılacağını gösteriyorsa, işlevi bu olan yasalarla hukuk tabiî ki sağlanamaz.

Eğer yasalar hukuku sağlamayacaksa, hakların özgürce, insan onuruna yakışır biçimde kullanımını engelleyecekse, hayatı düzene sokmayı“herkesi ve her şeyi zapturapt altına alarak” yapacaksa, o yasa sadece bir işe yarar: “Zulme meşruiyet kazandırma”ya!...

Doğrudur, hukuk, kendini yasalarla gösterir; ama yasa demek, hukuk demek değildir. O yüzden dilediğin zaman yasayı değiştirebilirsin, kaldırabilirsin, yenisini yazabilirsin. Yasaya kudsiyet kazındırmamak lazımdır. Ancak, eğer yasayı “hukuku sağlamak” için değil de“hukuksuzluğa meşruiyet kazandırıp temel oluşturmak” için kullanacaksan, değişikliği buna göre olarak yapacaksan, ortada acilen çözülmesi gereken ciddi bir sorun var demektir.

Aslolan, “devlet”in “hukuk”a değil, “hukuk”un “devlet”e âmir olmasıdır.Olması gereken bu iken, eğer “devlet/iktidar” hukuka âmirse, hukuk, “iktidarın eşkiyalıkları”nı meşrulaştıran bir ölçü, “devlet terörü”nde kullanılan bir silah, devletin topluma ve toplumsal güç unsurlarına sahip olmasını ve bunları dilediği gibi kullanmasını sağlayan bir araç konumuna gelmiştir; bu, “hukukun yasalarla mahkûm edilmesi” demektir. Artık hukuk,“devlet yetkilerini kullanan iktidarlar” tarafından yapılmaktadır, ki bu durumda devlet/iktidar, kendini temel hukuk ilkelerine bağlı kalmaktan, “hukuk”un gereğine uygun davranmaktan müstağni görür. Ne yapılırsa “hukuk adına” yapılır, ancak hukuk, “devletin/iktidarın gayrimeşru işleyişi”ne zemin hazırlayıp yol veren “yasalar”dan ibaret olduğundan, bir süre sonra devlete de, hukuka da olan inanç yitirilir. Devlet/İktidar, kontrolsüz kalır; toplum, “devletin/iktidarın malı”dır artık.

Eğer hukuk devlete/iktidara âmirse, devlet/iktidar, hukukun gereklerini yerine getirmekle vazifeli bir tüzel kişilikten ibarettir. Devletin/İktidarın bütün faaliyetleri hukuk çerçevesinde olacağından, “devletli hayat”ın bütün unsurları, “hukuk güvencesi” altındadır. Yasalar, “hukuk adına ve fakat hukuktan nasibini almamış zulüm araçları” olmaktan çıkmış, olması gerektiği gibi, “hukukun birebir tatbiki/pratiği” haline gelmiştir. Bu, iktidarın hukuka göre kurulması ve kullanılması demektir; devlet tüzel kişiliği de, gerek kuruluş aşamasında, gerekse kuruluştan sonra “hukuka bağlı, hukukun gözetim ve denetiminde” olacaktır. Artık devletin başına buyruk, sorumsuz, denetimsiz, “iktidarı eline geçirenlerin topluma hükmetme aracı” olması mümkün değildir. Devlet, “toplumun devleti”olmuştur.

Devletin hukuka âmir olduğu durumlarda, “iktidar” hukukla savaşır. İktidara meşruiyet kazandırılması için hukuk adına üretilen yasalar, muhaliflere karşı silah olarak kullanılır. İktidar sahipleri, amaçlarına hizmette kullanamadığı durumlarda kendi yaptıkları yasaları çiğnerler.

Böyle bir Devlette, yasaların niteliği zaten hukuka uygun değildir; ancak bir de buna, “iktidarın gücü”nün yasaları amacına uygun olarak tatbik etmemesi eklenince, tipik bir “devlet terörü” ile yüz yüze gelinir.

Yasayı “baskı aracı”na dönüştürerek “hukuk devleti” olunmaz. “Devletli Hayat”ta aslolan, “Mülk”ün/“İktidar”ın temelinin “adalet” üzerine kurulu olmasıdır.

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.