21 Ekim 2017 Cumartesi1 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:49Güneş 07:15Öğle 12:56İkindi 15:53Akşam 18:23Yatsı 19:43
    • 28°C Adana
    • 25°C Adıyaman
    • 23°C Afyon
    • 16°C Ağrı
    • 22°C Amasya
    • 21°C Ankara
    • 26°C Antalya
    • 18°C Artvin
    • 28°C Aydın
    • 27°C Balıkesir
  • BIST: 108.489 0.05
  • Altın: 151,139 -0.05
  • Dolar: 3,6704 0.34
  • Euro: 4,3242 -0.08

Hüda-Par’ı cepheye sürmek...

Faruk Köse

Devlet ile PKK arasında “terör sorununun bitirilmesine yönelik aleni görüşmeler”in başladığı günden bu yana, “çözüm süreci”ne dair yazılarımda vurguladığım hususlardan biri şuydu:

“Görüşme masasına sadece PKK’yı oturtmayın. O masaya müslüman Kürt halkının gerçek temsilcileri olan Hizbullah, Hüda-Par gibi İslami cemaat ve kurumlar ile ilim ve kanaat önderleri de otursun.”

Dinleyen oldu mu? Hayır! Büyüklerimiz her şeyin en iyisini, en âlâsını biliyordu ya, kimsenin görüşüne ihtiyaçları yoktu.

Ancak onlar kendi sazlarını çaladursunlar, PKK’nın arkasında koskoca bir“dünya habis güçler orkestrası” vardı. Onların kılavuzluğunda PKK, Devleti göz göre göre tufaya getirdi. 

“Sosyal ve kurumsal örgütlenme”sini güçlendirmede büyük aşamalar katetti.

En son “Cizre kalkışması”nda “Devlet’in ne kadar acziyet içinde kaldığı”hiçbir yoruma gerek kalmamacasına görüldü. PKK alenen Cizre’de Hüda-Par taraftarlarını kuşatıp saatlerce kurşun sıkarken, Devlet güçleri durumu uzaktan seyretti. “Çözüm süreci” adı altında adeta dokunulmazlık elde eden PKK teröristleri, “dindar Kürt halkı”na “ya kendilerine tâbî olmak, ya bölgeyi terk etmek, ya da ölmek”ten başka seçenek bırakmıyordu. Bu, “çözüm süreci”ni sadece PKK ile yürütmenin getirdiği sonuca dair önemli bir göstergeydi. Artık Hükümet durumu anlamış olmalıydı.

Aslında Hükümet, sürecin başından beri işaret ettiğim hatasını “Kobani gerekçeli kalkışma ve katliam”la gördü ve başta yapması gerekeni yapmaya dair ipuçları vermeye başladı; “dindar Kürt halkının örgütlü tek temsilcisi olan Hüda-Par” ile dirsek temasına girdi. Arada bir, alıştırma kabilinden “Hüda-Par’ın masaya oturtulacağına dair imalar”da bulunulmaya başlandı. Nihayet Devlet, geç de olsa hatasını anlamıştı.

Ama iş işten geçmişti. Belki yanılıyorum, ama vaziyeti öyle görüyorum. Kanaatimce, artık bundan sonra telafisi imkânsız bir yola girilmiştir. Nedir o? Ya PKK’ya teslim olunacak, ya da “yeni bir barış” için “bazı gemilerin yakılması”, bir süreliğine de olsa “çatışmayı göze alarak PKK’ya haddinin bildirilmesi” gerekecektir.

Bu elbette istenen bir şey değil. Lâkin Devlet çözüme, bunun için de“PKK’nın her istediğini yapma”ya, adeta “PKK’yı dokunulmaz kılma”politikasına o kadar angaje oldu ki, bu anafordan barış içinde çıkmak çok da kolay değil. Ya bölünmeye razı olacak, ya da esaslı barış için PKK’nın şehir hakimiyetine son verecek. Bunun için de “çatışmalı operasyonlar”ı göze alacak. Başka da bir çıkar yol görünmüyor.

İşte, kaçınılmaz olan bu yol kullanılırken, yine “yanlış bir yol” denenecek gibi bir izlenim alıyorum.

Aslında yapılması gereken, “PKK’nın paralel devlet yapılanması”nı, yaniKCK’yı ve uzantılarını, destekçilerini bitirmek. Bunun için bir yandan “PKK ile Kürt halkının arasını ayırmak” lazım; bir yandan da “kesin ve net operasyonlar”ı “sonuç alıncaya kadar” seri halde  sürdürmek... PKK’nın şehir merkezlerindeki hakimiyetinin ivedilikle kırılması ve şehir yapılanmasının çökertilmesi lazım. Bunu yaparken Devlet sadece “kendi öz gücünü kullanmak ve hukuktan da asla ayrılmamak” zorunda.

Artık bu meselede oyun kurmak değil, “esaslı çözüm üretmek” lazım. Kürt halkının hakları hiç kimseyle pazarlık konusu yapılmadan ve hiç kimseye paye kazandırılmadan, doğrudan ve kendiliğinden verilmeli. PKK’ya katılan, kendi iradesiyle yardım ve yataklık edenler en şiddetli şekilde cezalandırılırken, hiçbir Kürt, Kürt olması hasebiyle “negatif veya pozitif ayrımcılık”a tâbî tutulmamalı, haklarını hiçbir şarta bağlı kılınmaksızın kullanabilmeli. Bu hak meselesi PKK’nın bir kazanımı olarak değil, Devletin zaten tabiî olarak vermesi gereken gasbedilmiş bir hak olduğu için çözümlenmeli.

Bunun için, PKK ya Kürtlerin tek temsilcisi olduğu iddiasından vazgeçerek masaya Hüda-Par ile birlikte oturacak ve şehirlerden çıkacak, ya da Devlet, esas olan çözüme dair yaptığı yanlışı, baştan alarak telafi edecek.

Ancak Devlet, PKK’yı bitirmek için eskiden olduğu gibi sanki yeniden büyük bir yanlışa düşecek gibi geliyor bana. O yanlış şu: Hüda-Par’ı öncü kuvvet olarak cepheye sürmek!..

Eğer PKK’yı dize getirmek için, yine Kürt halkının önemli bir kesiminin teveccühünü kazanmış olan Hüda-Par masaya çağırılıyormuş gibi yapılıp cepheye sürülür de baştan yapılan yanlış, Hüda-Par’ın PKK’yı dizginlemesiyle telafi edilmeye kalkışılırsa, bu çok kötü, çok çirkin, çok beter bir siyaset olur.

Bu açıdan, “PKK’yı durduracak güç Hüda-Par’dır” söylemlerine dikkatli ve ihtiyatlı yaklaşmak lazım. Ne Devlet böyle bir oyuna girmeli, ne de Hüda-Par’lılar böyle bir oyuna gelmeli. Hüda-Par’ı cepheye sürmek için provoke etmek gibi bir oyun varsa, onyıllarca sürecek yeni bir problemin üretilmiş olacağı bilinmeli.

Doğudaki müslümanlar batıdakilerin “kardeş”leridir; belayı savuşturmada kullanacakları “öncü fedailer”i değil.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.