Lütfü Şehsuvaroğlu

Lütfü Şehsuvaroğlu

Mücahid

Mücahid

Bazen aksakalları dinlemekte yarar var.Aksakal dediysem illa ki yaşta büyük olması gerekmiyor. Kendinden önceki tecrübeliler senden yaşça küçük olabilirler ama doldurduğun makamın hakkını verebilmen için onların tecrübelerinin, görgü ve imtihanlarının, başarı ve başarısızlıklarının üzerine bir gelecek inşa edebilmen için onları aksakal mevkiine oturtup yararlanman icap eder.

Türkiye için bir aksakalımız vardı.

O hem yaşça hem de yaşadıklarıyla herkese aksakal mevkiindeydi.

KKTC Cumhurbaşkanı rahmetli Denktaş..

Ondan zannetmeyin ki sadece geçen dönemki yani eski Türkiye’ye ait Ak Parti iktidarı ya da Avrupa ile görüşmede çekingen davranan utangaç bürokratlar rahatsız olurdu; bilakis Özal, Demirel ve o döneme ait kimi diplomatların da rahatsız olduklarını yakinen biliyorum.

Bir gün kendisine “Siz Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olun bizimkileri de Kuzey Kıbrıs’a başkan yapalım” demiştim de önce etrafına bakınıp Türkiye’den rahatsız olabilecek kimse var mı diye bakındıktan sonra haylice keyiflenip gülmüştü. Ama devlet tecrübesi bu lafımdan bile ona rahatsızlık vermişti.

Gel zaman git zaman yok Annan Planı yok şu yok bu…

Denktaş haklı çıktı.

Hepimiz özellikle bir kısım Müslümanlar ona büyük özür borçlu.

Denktaş samimi bir Müslüman’dı.

Mekanı cennet olsun.

Her şeyden evvel o bir mücahid…

Kıbrıs’ın özgürlüğü için orada yaşayan Müslümanların özgürlüğü ve hayatlarının garantisi için cihad edenlerin başındaydı.

Hele hele şimdi cihadçı diye neredeyse İslam âleminin yarısının düşman edilmek istendiği bu kavramın daha fazla idrak edilmesi gereken bir dönemde mücahitlerimize günahları ve sevaplarıyla sahip çıkmayı bilmeliyiz.

Elbette Denktaş’ın da çok ihmali hatta günahı var.

Bunları bizzat yüzüne haykırmış birisiyim.

1996’da…

28 Şubat sürecinde hem de..

Kuzey Kıbrıs’ta din eğitimine yeterince önem verilmediğini, İngiltere’nin etkisinde fazla kalındığına, inançlı nesiller yetiştirmenin lüzumuna, bu konuda bizzat şahsının ihmali olduğuna dair tenkitlerimi sıraladım. O da bunların önemli bir kısmını kabul etti ve uluslar arası gerekçelerini, bahanelerini sıraladı. Fakat tenkitlerimden şahsi bir rahatsızlık duymadı. Bugün bu eleştirilerimin onda birini herhangi bir Müslüman koltuk sahibi kardeşlere yahut cemaat liderlerine söylesem hemen yüzleri buruşur rahatsız olurlar.

1996 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Başkanı idim ve bütün Türk dünyasından hatta Avrupa ve Amerika’dan Türkçe yazan şairleri Kıbrıs’a götürdük. Türkçe’nin Dördüncü Uluslar arası Şiir Şöleni’ni gerçekleştirdik.

Dört gün süren bir ziyafetti ve Kıbrıs’ımızın üç büyük şehrinde üç ayrı şiir şöleni ve paneller düzenledik. 

Otomatikman şairlerin ülkeleri Kuzey Kıbrıs’ı tanımış oldular. Rumlar birçok sabotaj girişiminde bulundular. 

Denktaş törenlere bizzat iştirak etti ve ödül verdi. Bir de güzel konuşma yaptı.

Şölenden fırsat bulduğumuzda gezdik yavru vatanı. Tarım ve su sorunlarına eğildik. Değerli dostum Tarım bakanı yakından ilgilendi hani şu kahraman bakan…

Denktaş TYB şeref başkanı Mehmet Doğan ile bendenize limuzin tahsis etmiş ve onun Adanalı yiğit şoförü ile bütün Kıbrıs’ı dolaşmıştık. Sadece fiziki ortamı değil sosyal psikolojik ortamı da tespit tahlil ve tenkit etme fırsatımız oldu. 

Sonra doğrudan kendi soydaşımızın daha doğrusu sonradan Annan Planı’na evet diyecek olan Kıbrıslıların şölenlerimize neden az katılım gösterdiğini görünce Denktaş’ın inançlı nesiller yetiştirmedeki kusuruna bulduğu bahaneleri kavramaya başladım.

Burası farklıydı ve belki de o dönemlerde öyle bir yaptırım baskı olarak nitelendirilecekti. Başta Güney Kesim sonra İngiltere ve ardından bütün Avrupa karşı çıkacaktı. Bugünkü Paris saldırısı sonrası yaşanan psikolojik baskı radikal İslamcı kesimlerde bile önce endişe sonra kafa konforu ve ardından neredeyse ‘çarli’leşme meydana getirmişe benzemiyor mu?

Feribotla Girne limanına şair çıkarması yapıyorduk şiir şölenine giderken…

Girne limanına yaşanırken Feribotta şu şiiri yazdım ve şölende Sayın Denktaş’a ithaf ettim.

Ruhu şad olsun. Üçüncü sene-i devriyesinde ona gönülden Fatihalar…

KIBRIS

-Sayın Rauf Denktaş’a-

Adanın ziyasını gözleyen cengâverin

Üzerinde soğuk mavzer elleri titrek

Şehit Cengiz Topel ve bindokuzyüzaltmışdört

Gönlünde nice buzdan dağları eriterek

Yeniden gelenlere bir Zümrüt-Anka verin

Bir zümrüt-anka verin yeniden gelenlere

Yesevî toprağından, Alia gözlerinden*

Yalnız mıyız değiliz değiliz asla asla

Bizi bir gözleyen var Alia gözlerinden

Selâm verin Girne’den gemiyle gelenlere

Yeni limanlar arar gemiler Akdeniz’de

Yollar yola kavuşur, deryâlar deryâlara

Ya bir karış toprakla, ya birkaç damla suyla

Tarih ki dönüştürür gerçeği hülyâlara

Ne ümidler yitirdik bu kara Akdeniz’de

Bu kara Akdeniz’de tarih geçit resmidir

Yıldız gölgelerinde sonsuz tenha bendlerin

Açılan yelkenlerin selâmı Barbaros’tan

Piyâle Paşa duyar aşkını levendlerin

Mavi bir mûsıkî mi, som gümüşten ses midir

Bir sestir som gümüşten okşar gök ve denizi

Gecenin ve mavinin vuslatı bestelenir

Fethin doru atları ve kutlu pusatları

Bahçevan ellerinde zaferler destelenir

Sarar gül rayihalar geceyi ve denizi

Artık başka bir çehre başka bir çerçevedir

Gülün andı içilir yeniden doğar dünya

Derin muhabbetiyle deniz nelere gebe

Hülyâlı mavilerle dolan efsunlu deryâ

Zaman yorgun düşünce kızaran velveledir

Derin uykuya daldık bu ezelî mehtapta

Bahçemdeki güllerin uçup gitti renkleri

Deryâlarla öpüşen yıldız havuza düştü

Kanmayan buselerle kaybettik mihenkleri

Sevgilinin adını unuttuk bir mektupta

Adı neydi unuttum Leyla mı, Virgini mi

Gökte mi denizde mi o sürdüğüm saltanat

Şanla dolu tarihim, eşsiz engin ufuklar

Fethettiğim adalar, yaşadığım o hayat

Bir garip tecelli mi, düşe giren bir cin mi

Camdan fırlayan rüya yıldızımın zevâli

Parıldayıp gülüşen çiçekler akşamüstü

Artık gelmez sanarak o gülgûn bahçevânı

Bedbîn, bînâm, binevâ sanki hayata küstü

Şimdi tamamen mûhal leylâ Mecnûn visâli

*Aliya İzzetbegoviç vefat etmişti. Bosna’dan Cemalettin Latiç dostumuz da bir şiir şölenimizi teşrif etmişti. 4. Şöleni Kıbrıs’ta yaptık. Denktaş da gelmişti. Rumlar hayli telaşlandılar. Bütün Türk dünyası şairleri oradaydı. Bu şiir Feribotla Kıbrıs’a yanaşırken yazıldı. O zaman visalin hayâl olduğunun ilk işaretlerini görmüştük demek ki…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Lütfü Şehsuvaroğlu Arşivi