26 Mart 2017 Pazar27 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:24Güneş 06:51Öğle 13:17İkindi 16:44Akşam 19:30Yatsı 20:50
    • 15°C Adana
    • 11°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 1°C Ağrı
    • 12°C Amasya
    • 9°C Ankara
    • 16°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 17°C Aydın
    • 15°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,353 -0.04
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

Konya Federal İslam Cumhuriyeti ve Özgecan cinayeti

Faruk Köse

Mersin’de Özgecan Aslan adlı genç kızın bir minibüs şoförü tarafından kaçırılıp önce “tecavüz amacıyla saldırı”ya uğraması, ardından “hunharca katledilme”si, üstelik “cesedinin yakılması”, tüm ülkede “vicdanları kanatan bir olay” olarak gündemin başına oturdu.

Olayın detaylarını biliyorsunuz, tekrarlamayacağım. Ben, bu “vahşi cinayet” sonrasında “gündeme gelen bir talep”e dikkat çekmek istiyorum. Ancak buna geçmeden önce, başlıkta geçen “Konya Federal İslam Cumhuriyeti” tabirini açıklamam lazım.

Bundan tam 26 yıl önce... 26 Mart 1989 mahalli seçimlerinde Refah Partisi’nden Konya Belediye Başkanı seçilen Halil Ürün, bazı yoğun hatlarda, belli saatlerde kadınlar için özel otobüs seferleri başlatmıştı. İlk uygulama üniversiteye giden kız öğrenciler içindi.

Bugün, son derece “sıradan ve gerekli” olduğunu herkesin kabul ettiği bu uygulama üzerine kıyamet kopmuştu. Konya’nın yerel gazeteleri ile ulusal basın olayı öyle bir diline dolamıştı ki, adeta kıyamet kopmuştu. Sanırsınız “İslam devrimi” olmuştu da “Laik-Kemalist Devlet” çökmek üzereydi. Kemalist Laikler öyle bir tepki göstermişti ki, memleketin tek meselesi bu olmuştu. Selçuk Üniversitesi Rektörü kız otobüsüne baskın düzenlemiş, bazı erkek öğrencileri zorla otobüse bindirmiş, kendisi de otobüsün ön koltuğuna oturarak zafer pozu vermişti. Sırf kadınlara özel otobüs seferi düzenledi diye, Konya Belediye Başkanı Halil Ürün nasıl da lince tâbî tutulmuş, nasıl da bir bardak suda fırtına koparılmıştı.

Oysa şimdi, tam 26 yıl sonra bunun ne kadar da gerekli olduğu yeni anlaşılmaya başlandı. Zira artık kadınlar, “Özgecan cinayeti”ni gerekçe gösterip, kadınlar için “Pembe Araç” talep ediyorlar. Yani “sadece kadınlara özel hizmet veren toplu taşıma aracı.” Bir grup aktivist, “biz hanım vatandaşlar olarak erkeklerle rahatsız edici bir yakınlıkta seyahat etmek istemiyoruz” diyerek, kadınlar için ayrı toplu taşıma araçları tahsis edilmesi için imza kampanyası bile başlattı.

Görüyorsunuz değil mi? Çeyrek asır önce Konya Belediye Başkanı Halil Ürün bazı yoğun hatlarda kadınlara özel otobüs tahsis etti diye neredeyse askeri darbe yapılacaktı. Hatta öyle ki, Konya’nın adı “Konya Federal İslam Cumhuriyeti”ne çıkarılmıştı. Başlığın sırrı bu.

Ama çeyrek asır sonra bugün, kadınlara özel otobüs isteniyor! O gün “irtica” olan şey, bugün “gereklilik” olarak sunuluyor. Hem de gelişmiş ülkeler örnek verilerek. Nitekim “Pembe Otobüs” kampanyası açanlar şöyle diyorlar: “Gelişmiş bir ülke olan Japonya’da da.... bayanlar için ayrı toplu taşıma araçları tahsis edilmiştir.”

Yaa, işte böyle... Demek ki kadınlara özel otobüs seferi koymak irtica değilmiş. Gelişmeye engel olmuyormuş. Hadi tersinden bakalım: Belki de Japonya, kadınlara özel otobüs tahsis edebilme kafasına sahip olduğu için gelişmiştir, değil mi?

Demek ki “müslüman kafası”, bugün gelişmiş ülkeleri örnek göstererek talep edilen bu hususta “çeyrek asır daha önde”ymiş.

Bugün, 26 yıl önce Konya’daki uygulamaya karşı çıkıp kıyameti koparanlardan hâlâ yaşayanlar, yazı yazanlar var. Onlara soruyorum: Çeyrek asır öncesinde yazdıklarına bakıyorlar mı acaba? O günlerde yazdıklarını okuyunca utanıyorlar mı?

Evet, bu cinayet “acı bir ders” olsun ve tüm belediyeler, “kadınlara özel otobüs seferleri” düzenlesin. Hemen ve hiç beklemeden. 26 yıl önce eğer Konya’da “irticanın kopması(!)”na izin verselerdi, bu uygulama yaygınlaşacak ve belki de bugün “Nazlıcan cinayeti”ni konuşuyor olmayacaktık.

Şimdi gelelim bu hunharca cinayete dair idam isteklerine...

İlkin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, “Özgecan Aslan gibi insanlığın katledildiği cinayetler için idam cezasını getirmeyi hassasiyetle tartışmamız ve getirmemiz gerekiyor” dedi. Ardından Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, “bir Bakan olarak değil ama bir anne ve kadın olarak, şahsa karşı işlenen suçların cezasının idam olabileceğini düşünüyorum” dedi.

Gördünüz mü, can yanınca, “çağdaş hukuk gereği” diye vazgeçilen, daha doğrusu “Teröristbaşı Apo”yu yaşatmak için vazgeçilen idam tekrar düşünülebiliyor.

Neyse... Gelin bu işi kökten halledelim. 

İşlenen cinayetlerde, maktulün velisine soralım: “Kısas mı istersin, diyet mi?” Eğer “diyet” isterse, şartlarına göre hakim, “diyet”e hükmetsin. “Kısas” isterse, yine hakimin buna göre vereceği karara göre, katil “idam” edilsin.

Bu köşede 4 Şubat 2015’teki yazımda “Hukukta Şeriat, İdarede Hilafet” istemiştim. Şimdi Şeriat’ın nasıl da gerekli olduğunu anlıyor olmalısınız.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.