Cübbeli Ahmet Hoca

Cübbeli Ahmet Hoca

Hiçbir günah insanı dinden çıkartmaz

Hiçbir günah insanı dinden çıkartmaz

Dinde kesin sâbit olan hükümleri kabul etmekle birlikte, bunların herhangi birini ortadan kaldırma sonucunu doğurmayan yorumları benimseyenler kâfir sayılamaz. Sadece İslâm’ın dosdoğru yolundan sapmış “Fırak-ı Dâlle” olarak isimlendirilirler. Zira hiçbir günahın kişiyi dinden çıkartmayacağı ayet ve hadislerle açıkça ifade edilmiştir.

İti­kat­la il­gi­li bi­lin­me­si ge­re­ken­le­ri so­ru-ce­vap şek­lin­de ge­çen ya­zı­mız­da açık­la­ma­ya baş­la­mış­tık. Bu ya­zı­mız­da da Ehl-i Bi­da­t’­ın ne­ler yap­tı­ğı­nı ve îti­ka­di yön­den du­ru­mu­nu ele ala­ca­ğız. 

SO­RU: Ehl-i Bi­da­t’­ı Ehl-i Sün­ne­t’­ten ayı­ran te­mel özel­lik­ler ne­ler­dir?

CE­VAP: Bu özel­lik­le­ri aşa­ğı­da­ki ana nok­ta­lar­da top­la­mak müm­kün­dür:

1) Nas­la­rın (âyet ve ha­dis­le­rin) ru­hu­na ve İs­lâ­m’­ın te­mel yö­ne­liş­le­ri­ne va­kıf ol­ma­mak.
Ni­te­kim Mu­te­zi­le­’nin, mür­te­kib-i ke­bî­re (bü­yük gü­nah iş­le­yen bir kim­se)yi 
ne mü­min ne de kâ­fir say­ma­la­rı bu 
ka­bil­den­dir.

YANLIŞ VE UZAK YORUM

Hâl­bu­ki bir­çok âyet-i ke­rî­me ve ha­dîs-i şe­rîf­ler­de hiç­bir gü­na­hın in­sa­nı din­den çı­kart­ma­ya­ca­ğı açık­ça be­lir­til­miş­tir.

2) Ya­ban­cı kül­tür­le­rin et­ki­si al­tın­da ka­lıp âyet ve ha­dis­le­ri uzak yo­rum­lar­la te­vil et­mek.

Sa­pık Mu­te­zi­le fır­ka­sı­nın:

 “O gün bir ta­kım yüz­ler ay­dın­dır. Rab­bi­si­ne ba­kı­cı­dı­r” (Kı­yâ­met Sû­re­si:22-23)  âyet-i ke­rî­me­le­ri­ni: “Rab­le­ri­nin em­ri­ni bek­le­yi­ci­dir­le­r” di­ye te­vil et­me­le­ri son de­re­ce yan­lış­tır ve uzak bir yo­rum­dur.

3) Ku­r’­ân-ı Ke­rî­m’­in ken­di­si­ne has üs­lup ve Arap di­li­nin ifa­de özel­lik­le­ri­ne bak­mak­sı­zın ba­zı âyet­le­rin ve ha­dis­le­rin zâ­hi­ri­ne ta­kı­lıp kal­mak.

Yi­ne ay­nı fır­ka­nın:

 “Göz­ler O’­nu id­rak ede­me­z” (En‛­âm Sû­re­si:103’den) âyet-i ke­rî­me­si­ni: “Göz­ler Al­lâh-u Te­âlâ’­yı gö­re­me­z” di­ye tef­sir et­me­le­ri, Arap di­li­nin özel­lik­le­ri­ni gö­zar­dı et­me­le­rin­den­dir. 

Zi­ra id­rak, an­la­mak ve kav­ra­mak ma­na­la­rı­na gel­mek­te­dir ki, bu­ra­da Al­lâh-u Te­âlâ’­nın öz Zâ­tı­’nın kim­se ta­ra­fın­dan id­rak edi­le­me­ye­ce­ği, tam ma­na­sıy­la an­la­şı­la­ma­ya­ca­ğı, gö­ren göz ta­ra­fın­dan ku­şa­tı­la­ma­ya­ca­ğı açık­lan­mak is­ten­miş­tir.

Yok­sa şe­kil­siz, ör­nek­siz ve id­rak­siz bir gör­me red­de­dil­me­miş­tir. Ak­si­ne bir­çok âyet ve ha­dis­ler­de bu hu­sus is­pat edil­miş­tir.

4) Âyet ve ha­dis­le­rin yo­rum­lan­ma­sın­da pe­şin ve in­dî (şah­sî) gö­rüş­le­ri, âyet ve ha­dis­le­rin mu­rat (kas­te­di­len) ma­na­la­rı­na hâ­kim kıl­mak.

İb­ni Tey­miy­ye ve sa­pık yan­daş­la­rı­nın:

 “Rah­man Ar­ş’­ın üze­ri­ne is­ti­vâ et­ti­” (Tâ­hâ Sû­re­si:5) âyet-i ce­lî­le­si­ne: “Rah­man Ar­ş’­ın üze­ri­ne otur­du­” di­ye ma­na ver­me­le­ri ve bir­çok ha­dîs-i şe­rîf­ler­de: “Al­lâh-u Te­âlâ’­nın nü­zû­lü­” ile il­gi­li ge­çen ifa­de­le­ri, bil­di­ği­miz ma­na­da in­mek­le tef­sir et­me­le­ri, âyet ve ha­dis­ler­den kas­te­di­len ma­na­la­rı an­la­ma­maz­lık­tan gel­mek­tir. (Zâ­hi­dü­’l-Kev­se­rî, el-Mekālât, Fi­te­nü­’l-Mü­ces­si­me, sh:397)

EHL-İ SÜNNETE UYMAZ

Zi­ra bu­ra­da an­la­tıl­mak is­te­nen, Al­lâh-u Te­âlâ’­nın Zâ­tı­na la­yık bir is­ti­vâ ile Ar­ş’­a hük­met­me­si­dir.

Otur­mak, kalk­mak, in­mek, çık­mak gi­bi iş­ler ise son­ra­dan ya­ra­tı­lan­la­ra mah­sus ol­du­ğun­dan:

 “O’­nun (Al­lâh-u Te­âlâ’­nın) ben­ze­ri hiç­bir şey yok­tu­r” (Şû­râ Sû­re­si:11) âyet-i ke­rî­me­siy­le Al­lâh-u Te­âlâ’­dan uzak tu­tul­muş­tur.

Yi­ne böy­le­ce za­ma­nı­mız­da bu­lu­nan ba­zı kim­se­le­rin, Meh­di ve Dec­cal ile il­gi­li ha­dîs-i şe­rif­le­ri ken­di gö­rüş­le­ri­ne gö­re yo­rum­la­ma­la­rı, ger­çek Meh­di ile hiç ala­ka­sı ol­ma­yan kim­se­le­ri Meh­di ilan edip, ha­ki­ki Dec­ca­l’­dan çok uzak olan­la­rı

Dec­cal­lık­la va­sıf­la­ma­la­rı, Ehl-i Sün­ne­t’­in gö­rüş­le­ri­ne hiç uy­ma­mak­ta­dır.

Evet! Haz­re­ti Meh­di­’den ev­vel onun ön­cü­sü ol­mak üze­re bir ta­kım Meh­di de­ne­bi­le­cek âlim­ler, Dec­ca­l’­dan ön­ce 
de onun ha­zır­lık­çı­sı olan Dec­cal­la­rın çı­ka­ca­ğı ha­dîs-i şe­rîf­ler­de zik­re­dil­miş­tir.

Fa­kat ger­çek Meh­di­’nin kı­ya­me­te ya­kın çı­ka­ca­ğı, ha­ki­ki Dec­cal ile sa­va­şa­ca­ğı ve Îsâ (Aley­his­se­lâm)ın ona yar­dım et­mek üze­re gök­ten ine­ce­ği hak­kın­da, in­kâ­rı in­sa­nı kâ­fir ede­cek de­re­ce­de ka­tî ve mü­te­vâ­tir ha­dîs-i şe­rîf­ler bu­lun­mak­ta­dır ki, biz bun­la­rın bir kıs­mı­nı “Nü­zül-ü Me­sî­h” isim­li (5 nu­ma­ra­lı) ri­sa­le­miz­de açık­la­mı­şız­dır.

Bu sa­pık­la­rın id­di­ası­na gö­re ise Meh­di de, Dec­cal da gel­miş geç­miş, fa­kat ne Îsâ (Aley­his­se­lâm) in­miş, ne de kı­ya­met kop­muş­tur.

İYİ NİYETLİ DEĞİLLER

5) İs­lâ­m’­ın ilk nes­li­ni oluş­tu­ran ve onu her yö­nüy­le son­ra­ki ne­sil­le­re ak­ta­ran as­hâb-ı ki­râm (Ra­dı­yal­lâ­hu An­hüm)e kar­şı iyi ni­yet­li ol­ma­mak.

On­la­rın, özel­lik­le di­ni il­gi­len­di­ren ri­va­yet, an­la­yış ve uy­gu­la­ma­la­rı­na de­ğer ver­me­yip, ken­di şah­sî yo­rum­la­rı­nı on­la­rın üs­tün­de tut­mak.

EN GÜZEL ÖRNEK

Ni­te­kim Şî­a fır­ka­sı­nın Ebû Bekr, Ömer ve Os­man (Ra­dı­yal­lâ­hu An­hüm) ha­za­râ­tı­nı sev­me­me­le­ri, Haz­re­ti Mu­âvi­ye ve onun­la bir­lik­te bu­lu­nan on bin sa­hâ­bî­yi kâ­fir say­ma­la­rı ve on­la­rın dî­nî hü­küm­ler­le il­gi­li ri­va­yet­le­ri­ni red­det­me­le­ri bu mad­de­nin en gü­zel ör­ne­ği­dir.

Yi­ne ay­nı fır­ka­nın, çıp­lak aya­ğa mes­het­me­yi ve Mü­ta ni­kâ­hı­nı ka­bul et­me­le­ri, sa­ha­be­nin na­kil ve tat­bik­le­ri­ne iti­bar et­me­yip ken­di yo­rum­la­rı­nı on­la­ra ter­cih et­tik­le­ri­nin gös­ter­ge­si­dir.

6) Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem)in kav­lî, fii­lî ve tak­rî­rî sün­ne­ti­ne kar­şı men­fi (olum­suz) bir ta­vır ta­kın­mak.

HAFİFE ALIYORLAR

Ni­te­kim ba­zı kim­se­le­rin Ra­sû­lül­lâh (Sal­lâl­lâ­hu Aley­hi ve Sel­lem)in em­ret­ti­ği ve tat­bik et­ti­ği sa­kal ve sa­rık gi­bi önem­li sün­net­le­ri ka­bul et­me­dik­le­ri ve da­ha ni­ce sün­net­le­ri ha­fi­fe alıp red­det­tik­le­ri gö­rül­mek­te­dir.

7) Ku­r’­an ve İs­lâ­m’­ın te­mel pren­sip­le­riy­le bağ­daş­tı­ğı hal­de ken­di gö­rüş­le­riy­le bağ­daş­tı­ra­ma­dık­la­rı ba­zı ha­dîs-i 
şe­rif­le­ri mü­te­vâ­tir ol­ma­dık­la­rı ge­rek­çe­siy­le red­det­mek.

Ni­te­kim Şî­a mez­he­bi Ebû Bekr ile Ömer (Ra­dı­yal­lâ­hu An­hü­mâ)nın fa­zi­le­ti hak­kın­da­ki bir­çok ha­dîs-i şe­rîf­le­ri in­kâr et­mek­te­dir­ler.

8) Ken­di mez­hep an­la­yış­la­rı­nı des­tek­le­mek ama­cıy­la ha­dis uy­dur­mak ve­ya bu tür ha­dis­le­ri ri­va­yet et­mek.
Me­se­la Şî­a mez­he­bi, ha­li­fe­li­ğin Ebû Bekr (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)dan ev­vel Ali (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)a ait ol­du­ğu hu­su­sun­da bir çok ha­dis uy­dur­muş­lar­dır.

Ni­te­kim Ali el-Ka­rî (Ra­hi­me­hul­lâh) Şî­a’­nın Ehl-i Bey­t’­in fa­zi­le­ti hak­kın­da üç yüz bin ha­dis uy­dur­duk­la­rı­nı nak­let­miş­tir. (Ali el-Kārî, el-Es­râ­ru­’l-Mer­fû­‛a, sh:454)

UÇURUMA DÜŞTÜLER

9) As­hâb-ı ki­râm­dan iti­ba­ren olu­şan cum­hûr-u Müs­li­mî­nin (Müs­lü­man­la­rın ço­ğun­lu­ğu­nun) din an­la­yı­şın­dan ko­pup ay­rıl­mak, azın­lık hâ­let-i rû­hi­ye­si içe­ri­sin­de kar­şı grup­la­rı kü­für (kâ­fir­lik)le it­ham et­mek (suç­la­mak).
Ni­te­kim gü­nü­müz­de­ki Veh­hâ­bî fır­ka­sı, Mâ­tü­rî­dî ve Eşa­rî gi­bi Ehl-i Sün­ne­t’­in tem­sil­ci­le­ri­ni ve men­sup­la­rı­nı kâ­fir sa­ya­rak bu var­ta­ya (uçu­ru­ma) düş­müş­ler­dir.

10) Di­nin te­mel hü­küm­le­ri­ni, âyet-i ke­rî­me ve ha­dîs-i şe­rîf­le­rin ru­hun­dan ve cum­hûr-u ule­mâ­nın gö­rüş­le­rin­den ko­pa­ra­rak, sü­rek­li tar­tış­ma­ya açık tut­mak.

Şim­di bir ta­kım sa­pık­lar tü­re­miş, Vak­fe­’nin Are­fe gü­nü ol­ma­sı ge­rek­ti­ği ile il­gi­li sağ­lam ha­dîs-i şe­rîf­ler ve cum­hû­run it­ti­fa­kı var­ken Vak­fe­’nin hac ay­la­rı­nın her­han­gi bir gü­nün­de ya­pı­la­bi­le­ce­ği­ni söy­le­ye­cek ka­dar ile­ri 
git­miş­ler­dir.

 SO­RU:  Ehl-i Bi­da­t’­ın îti­kad yö­nün­den hük­mü ne­dir?

 CE­VAP: Za­rû­rât-ı Dî­niy­ye­’yi (din­de ke­sin sâ­bit olan hü­küm­le­ri) ka­bul et­mek­le bir­lik­te, bun­la­rın her­han­gi bi­ri­ni or­ta­dan kal­dır­ma so­nu­cu­nu do­ğur­ma­yan yo­rum­la­rı be­nim­se­yen­ler küf­re nis­bet edi­le­mez (kâ­fir sa­yı­la­maz). Sa­de­ce İs­lâ­m’­ın dos­doğ­ru yo­lun­dan sap­mış “Fı­rak-ı Dâl­le­” ola­rak isim­len­di­ri­lir­ler. (İmâm-ı Şeh­ris­tâ­nî, el-Mi­lel ve­’n-Ni­hal, 1/203)

HİÇ ŞÜPHE YOK

Bu­ra­yı şöy­le bir mi­sal­le açık­la­ya­lım; Şî­a mez­he­bin­den Ebû Bekr es-Sıd­dîk (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)ın sa­ha­be­li­ği­ni in­kâr eden­ler ve­ya Âi­şe (Ra­dı­yal­lâ­hu An­hâ)ya if­ti­ra eden­ler kâ­fir olur­lar.

Zi­ra Sıd­dîk (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)ın sa­ha­be­li­ği ve Âi­şe (Ra­dı­yal­lâ­hu An­hâ) ana­mı­zın be­ra­ati (zi­na­dan uzak­lı­ğı) Ku­r’­ân-ı Ke­rîm ile sâ­bit­tir.

Fa­kat bu gi­bi ke­sin hü­küm­le­ri ka­bul edip de Ali (Ra­dı­yal­lâ­hu Anh)ın di­ğer ha­li­fe­ler­den üs­tün ol­du­ğu­nu id­di­a eden­ler ve on­la­rı sev­me­yen­ler kâ­fir sa­yıl­ma­sa­lar da sa­pık ol­duk­la­rın­da hiç şüp­he yok­tur.

Ayet-i Kerime

“E­ğer Al­lah se­ni bir za­rar uğ­ra­tır­sa, onu ken­di­sin­den baş­ka gi­de­re­cek yok­tur. 
Ve eğer sa­na bir ha­yır ve­rir­se, (bu­nu da ge­ri ala­cak yok­tur). Şüp­he­siz O her şe­ye ka­dir­dir.” (En’­âm, 17)

Hadis-i Şerif

Bismillâh! Allâh’a tevekkül ettim. Allâh’ım! Dalâlete düşmekten ve başkaları tarafından dalâlete sürüklenmekten, kaymaktan ve kaydırılmaktan, haksızlık yapmaktan ve haksızlığa uğramaktan, câhilce davranmaktan ve câhillerin davranışlarına muhâtap olmaktan Sana sığınırım.” 
(Ebû Dâvûd, Edeb, 102-103/5094; Tirmizî, Deavât, 35)

Alimlerden Öğütler

“Allah’tan (C.C) başka ilah yoktur” dediğinde bir dava peşine düştün demektir. Her davada şahit isterler, şahidi olmayan davasını kaybeder. Ayrıca bu uğurda gelecek her türlü sıkıntıya göğüs gerip, sabır göstermek de birer şahid sayılır. Bunları yaparken ihlaslı olmak gerekir. (Abdulkadir-i Geylani Hazretleri)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
13 Yorum
Cübbeli Ahmet Hoca Arşivi