20 Ocak 2017 Cuma22 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfat vardır.(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor?Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?(Tin 4-8)
  • “Benim misâlimle sizin misâliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe ateşe koşuyorsunuz”Buhârî, Rikâk 26
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:47Güneş 08:17Öğle 13:22İkindi 15:50Akşam 18:14Yatsı 19:38
    • 8°C Adana
    • 7°C Adıyaman
    • 0°C Afyon
    • 4°C Ağrı
    • -1°C Amasya
    • 1°C Ankara
    • 10°C Antalya
    • 2°C Artvin
    • 7°C Aydın
    • 4°C Balıkesir
  • BIST: 83.067 0.93
  • Altın: 146,538 -1.16
  • Dolar: 3,7912 -1.01
  • Euro: 4,0490 -0.54

OĞUZ’UN NESLİ ENFAL-73’E KULAK VERMELİ

Ahmed Gürkan

“Kâfirler birbirinin müttefikidir; Eğer mü’minler de böyle müttefik olmazsa arzı fitne ve büyük bir fesad kaplar.” (El-Enfal Sûresi, 73. Âyet)

Rabbimiz “el-Vahid”, yani “Bir” ve “Tek”dir.

Rabbimizin “Vahdaniyet”ine iman etmiş mü’minlerin de “vahdet” içerisinde olmaları ne elzemdir.

Âdemoğlu’nun hayatı Nebiler ve Aziz Allah’ın tasarrufunda bulunan kudsîler hariç düz bir seyir takip etmez; inişli-çıkışlıdır. Tarihin tozlu sayfalarını çevirdiğimizde milletlerin hayatının da aynı şekilde olduğunu müşahede ederiz.

“Âlemde şer, Oğuz’da er tükenmez,

Oğuz’da er tükense, âlemde şer tükenmez!”

Türk-İslâm tarihine baktığımızda “Oğuz’un Nesli”nin “vahdet” hâlinde olduğu devirlerde büyük hamleler yaptığını, fütuhat harekâtına giriştiğini, hatta tarihin akışını değiştiren zaferlere imza attığını görürüz.

Müslüman Türk milletinin bir ve beraber olduğu asırlar, hüküm sürdüğü coğrafyalarda “fitne” ve “fesad” tohumlarının ekilemediği kutlu zamanlardır. Bugünün İslâm coğrafyasında ise dünyanın fitnesi mevcuttur.

Millet ve ümmetçe “yamalı bohça” hâlinde olmamız, keferenin şer politikasını, İslâm âlemi üzerinde tatbik etmesinin önünü açmaktadır.

“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”

Meselelerimizin temelinde “tefrika batağı”na saplanmamız yatmaktadır.

Siyasette tefrika, mektepte tefrika, mabedde tefrika, cemaatte tefrika, ailede tefrika, iş yerinde tefrika… Hâsılı tefrikanın girmediği yer kalmamıştır.

Bizzat tefrikanın kaynağı haline gelen, bir araya gelmekten imtina eden siyasiler ve siyaset müessesesinden vatana, millete, din-ü devlete ne hayr gelir?

Ulvî gayelerin etrafında birleşmesi icap eden aynı cemaatin mensupları arasında dahi tefrikanın olması bizi çok derin düşündürmekte ve müteessir etmektedir. “Cem olamamış cemaatler” “İslâm Dâvâsı”na nasıl hizmet edebilirler?

Bugün öz vatanımızda, kudurmuş köpekler mukaddesatımıza, millî ve manevî kıymetlerimize alçakça saldırıyorsa, terör örgütünün siyasi uzantısına mensup kripto ermeniler “İstiklâl Marşımız”a “ırkçı bir dayatma”(!) diyerek içindeki etnik ırkçılığı izhar ediyorsa, “Lût Kavmi artığı” cinsî sapkınlar peşlerine kendileri gibi yüzlerce esfel-i safilin yapılı mel’unları takarak İstanbul’umuzda, Ankara’mızda yürüyüşler tertip edebiliyorsa bu bizim tefrika hâlinde olmamızdan ve bu vatana lâyıkı ile sahip çıkmayışımızdan kaynaklanmaktadır.   

Evliya, Şüheda yurdu bu topraklarda yaşanan bu rezilliklerin vebali ağırdır ve mes’uliyeti bizlerin üzerinedir. Cenab-ı Hakk dâr-ı bekada bunun hesabını bizden sorar!

2004 senesinde AB Haçlı ittifakı istedi diye, Rabbimizin katında en ağır günahlardan biri olan “zina”yı TCK’da suç olmaktan çıkartırsan cemiyetin manevî temelini kendi elinle dinamitlemiş olursun. Böylece 2015 senesinde sokaklarda “cinsî sapkınlar”ın yürüyüş yapabilmesinin önünü açarsın.

“Açılım” diyerek “Marksist-leninist pkk kefereleri”ni şımartıp, İmralı’daki bebek katiline barış elçisi rolünü biçip, Doğu Anadolu’yu terör örgütüne bırakırsan hem iktidarından olursun, hem de bu millete en büyük yanlışı yaparsın. “Açılım” sürecinde bizzat hükümetin seçtiği “Akil insan(cık)lar”ın (!) ekserisinin seçimlerde pkknın siyasi uzantısını desteklemesi bile sürecin ne kadar hatalı olduğunu anlamaya kâfidir. Devlet idaresi “gaflet” hâlini asla kaldırmaz!

“Sen! Ben! desin efrâd, aradan vahdeti kaldır;*

Milletler için işte kıyâmet o zamandır.”

Bugün milletimiz adeta “küçük kıyâmet” hâlini yaşamaktadır.

Seçim sonuçları dahi doğru okunamamakta, perde inmiş gözler içinde bulunduğumuz büyük tehlikeyi görememektedir.

İlk defa oy kullananların yaklaşık %20’sinin terör örgütünün siyasî uzantısına oy vermiş olması önümüzde çok sıkıntılı bir sürecin bizi beklediğinin işaretidir. Bu şekilde devam ederse 2023 senesinde pkknın dâhil olduğu bir hükümet ile idare olunmak zorunda kalabiliriz. Milletimizin her türlü partizanlığı bırakarak bu gidişata dur demesi gerekmektedir.

“Ey iman edenler! Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, yoksa rüzgârınız kesilir, devletiniz gider.” (El-Enfal Sûresi, 46. âyet)

Bu topraklarda birlik olmazsa Türk Dünyasında birlik olmaz, Türk Dünyasında birlik olmazsa İslâm âleminde birlik olmaz.  Bir araya gelmeye, bir olmaya, iri olmaya, diri olmaya mutlak suretle mecburuz. “Vahdet” bizim için seçenek değil bir zarurettir. Aksi halde Enfal-46 üzerimizde tahakkuk eder ve “rüzgârımız kesilir, devletimiz gider”. Tarihimiz bunun acı tecrübeleriyle doludur.

Bin senedir bu topraklarda hükümran olmamız, Anadolu’da kıyamete kadar bâki kalacağımız mânâsına asla gelmez. Endülüs Avrupa’nın en batısında sekiz asır hüküm sürdü, bir Türk İslâm devleti olan Babürlüler Hindistan’da yine sekiz asır ayakta kaldı. Bugün Endülüs’den geriye sadece El-Hamra Sarayı, Babürlülerden ise Tac Mahal kaldı. Şuan iki devletin de yerlerinde yeller esiyor.

Toprağın altındaki evliya, şüheda ecdadımızın himmeti, toprağın üstündeki bizlerin hata, kusur ve günahlarını daha ne kadar setreder bilemiyoruz.

İçinde bulunduğumuz 1436 senesinin Ramazan-ı Şerif ayını, Oğuz’un nesli olarak “titreyip kendimize dönmemize” vesile kılmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz.

Bu mübarek ayın son on gününü en güzeliyle ihya etmek temennisiyle Hazret-i Âkif dedemizin 1910 senesinde kaleme aldığı “Ramazan Duası”na hep beraber âmin diyelim…

Yâ Râb, şu muazzam Ramazan hürmetine,

Kaldır aradan vahdete hâil ne ise;

Yâ Râb, şu asırlarca süren tefrikadan,

Artık ezilip düşmesin ümmet ye’se.

Mâdâm ki verdin bize bir Rûh-i nevîn…

Yâ Râb, daha bir nefha-i te’yid insin!     

*Efrad: ferdler / Hâil: perde / Ye’s: ümitsizlik

*5 Temmuz 1993’de Erzincan’ın Kemaliye ilçesinin Başbağlar köyünde bölücü terör örgütü pkk kefereleri tarafından katledilen 35 vatandaşımızı rahmetle yâd ediyorum. Cenab-ı Allah şehadetlerini kabul eylesin.

*Doğu Türkistan’da kızıl çin “iş verimini düşürdüğü gerekçesiyle”(!) Ramazan’da oruç tutulmasını yasaklayarak ata topraklarımızdaki milletdaşlarımıza yönelik zulmünü bir kat daha artırmış. Dâr-ı bekada illa ki hesaplaşma olacak lakin Aziz Allah’dan talebimiz o dur ki bu dünyada onlara haddini bildirecek kudreti bizlere versin ve bizi intikamına memur eylesin. Âmin.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.