22 Eylül 2017 Cuma1 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:18Güneş 06:44Öğle 13:04İkindi 16:27Akşam 19:10Yatsı 20:30
    • 27°C Adana
    • 24°C Adıyaman
    • 20°C Afyon
    • 21°C Ağrı
    • 21°C Amasya
    • 24°C Ankara
    • 26°C Antalya
    • 24°C Artvin
    • 21°C Aydın
    • 19°C Balıkesir
  • BIST: 104.001 -1.26
  • Altın: 145,411 -0.81
  • Dolar: 3,5083 1.03
  • Euro: 4,1894 0.50

TÜRK-İSLÂM MEDENİYETİNİN ESAS UNSURU: TASAVVUF

Ahmed Gürkan

1- Tasavvuf İslâm’ın Akademik Müessesesidir.

Mutasavvıf İsmet Akçal’ın tarifiyle “Tasavvuf İslâm’ın akademik müessesesi olup din-i mübin-i İslâm’ı zahiri ve bâtıniyle en güzeliyle yaşamaktır.”

Şanlı Peygamberimiz (aleyhisselam) ve Raşid Halifeler (radiyallahu anhüm) zamanında İslâm en güzeliyle yaşanıyordu. 

“Asr-ı Saadet” olarak nitelenen bu kutlu devirden sonra bir soğuma devresi yaşandı.

Ümmetin nüfus ve coğrafya olarak genişlemesi neticesinde çok değişik inançlardan kitlelerin İslâm’a dâhil olması, İslâm Devleti içerisindeki siyasî çekişmeler bu soğumaya sebep olarak gösterilebilir.

Soğuma devresinde bizzat Aleyhisselatu Vesselâm Efendimizin hususî olarak rahle-i tedrisatından geçen Hazret-i Ali (keremallahu vecheh) ve Hazret-i Ebu Bekir-i Sıddık (radiyallahu anh) dedelerimize istinat eden iki yol belirginleşmiştir.

Resûlî çizgide “ihlas-muhabbet-teslimiyet” temelinde İslâm’ı yaşamak isteyenler Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ali Efendilerimizden istifade etmişlerdir.    

Resûl-i Zîşan (aleyhisselam) Efendimizin irşadatından geçen “İlmin kapısı” Hazret-i Ali ile “İkinin ikincisi” (Tevbe/40) Hazret-i Ebu Bekir dedelerimiz “Kutlu Nebi”nin birer varisleri, halifeleri olarak bu ilimlerden nasiplenmek isteyenleri “irşad”a devam etmişlerdir.

“Hakiki Rabbani âlimler, Benim vârislerimdir” hadîsince Hazret-i Ali ve Hazret-i Ebu Bekir dedelerimizden sonra onların sâdık tilmizleri birer silsile hâlinde “irşad” çalışmalarını sürdürmüşlerdir.

İşte ümmeti hiçbir dünyevî menfaat gözetmeksizin hakikî mânâda irşad eden bu âlimlere “Mürşid” ismi verilir. Mürşidlerin beslendiği memba’ Hazret-i Ali ve Hazret-i Ebu Bekir dedelerimiz vasıtasiyle Fahr-i Kâinat (aleyhisselam) Efendimize ulaşır. Tarihteki bütün tarikatlar bu iki Raşid Halifeye dayanmaktadır.

Tasavvufta “silsile” mühim olmakla birlikte “Üveysî” olarak nitelenen, dâr-ı bekâya irtihal etmiş âlimlerin ruhaniyetinden istifade ederek manevî kemâle eren mutasavvıflarda mevcuttur. Kars yöresi Mürşidlerinden Ebu’l Hasan Harakanî Hazretleri, kendisinden doksan sene evvel yaşamış Bâyezid-i Bestamî Hazretlerinin ruhaniyetinden feyz almıştır. 

Tasavvufta ruhun yükselmesi ve “tezkiye-i nefs” olarak isimlendirilen nefsin terbiyesi, Kur’ânî tabirle tezkiye olması yani temizlenmesi esastır. Bu da ancak “zikrullah” ile olur.

“Kad efleha men tezekkâ ve zekeresme rabbihî fe sallâ”

“Muhakkak (nefsini) tezkiye eden ve Rabbini zikrederek, o (ihlaslı) namazı kılan felah bulur.” (A’lâ Sûresi, 14-15. Âyetler)

 Şanlı Peygamberimiz (aleyhisselam) Hazret-i Ebu Bekir’e hâfi zikri (sessiz sadece kalp ile yapılan zikir), Hazret-i Ali dedemize ise cehr-i zikri (sesli zikir) telkin etmiştir.

Son zamanlarda TRT’de yayınlanan “Diriliş” ve “Yûnus Emre” dizilerinde hem Muhyiddin İbn’ül Arabî Hazretlerinin hem de Şeyh Tapduk Emre’nin tarikatlarının Hazret-i Ali’ye dayanması sebebiyle dervişlerin cehr-i zikir yani sesli zikir yaptıkları görülmektedir.

Tasavvufî ıstılahları ve tasavvuf tarihini Cenab-ı Allah nasip ederse önümüzdeki haftalarda yazmaya çalışalım.

2- Her Kudretli Hakan’ın Bir Muazzam Mürşidi Vardır.

Tarihe baktığımızda büyük fetihlerin, büyük zaferlerin altında hep tasavvufî şahsiyetlerin imzasının olduğunu görürüz.

Dünya tarihinin gelmiş, geçmiş, gelecek -Nebiler hariç- en kudretli Başbuğu olan Ebu’l Feth Gâzi Muhammed Hân’ın Göynük’te bulunan Mürşidi Ak Şemseddin Hazretlerinin türbesine yazdırdığı şu mısralar “fetih ehli”nin “Mürşid”e verdiği kıymeti en bariz bir şekilde gözler önüne sermektedir:

 

“Kara gün dostu imiş Fâtih’in Akşemseddin.

Ki; yüzünden lemeân etti Feth-i Mübîn
Nusratı çeşm-i hakikisiyle görüp verdi haber.
Böyle her şeyi uzaktan görür erbab-ı yakîn.”

Ak Şeyh, Fâtih’in kara gün dostu imiş, “Feth-i Mübîn” onun makbuliyetinin vesilesiyle gerçekleşmiş; yalnız maddeyi değil mânâyı, bâtını gören “şuhudi göz” ile kalp gözü ile “nusrat”ı yani fethi haber vermiş; Allah’ı, Kitabullah’ı Resûlullah’ı yakîn olarak yani kat’i, sağlam, müşahede ederek, derinlemesine bilen tasavvuf erbabı her şeyi böyle uzaktan dahi olsa görür imiş.

Oğuzların Kayı Boyunun çıkardığı son kudretli Hakan olan II. Abdülhamid Hân’ın Şam’da ikamet eden Mürşidi, Şazelî tarikatı Şeyhi Ebu Şamat Efendi’ye gönderdiği mektuptaki üslûb dahi “Mürşid”e, “İrşad”a bizzat “Devlet Başkanı”nın verdiği ehemmiyeti bizlere gösterir:

“Yâ Hû...

Bismillahirrahmanirrahim vebihi nestain

Elhamdülillahi rabbil-alemin ve efdalü salati ve ettemmü teslim ala Seyyidina Muhammedin Resulü Rabbul-alemin ve ala alihi ve sahbihi ecmain vettabiine ila yevmiddin.

İşbu arîzamı tarikat-i Şazeli Şeyhi vücutlara ruh ve hayat veren ve cümlenin efendisi bulunan Eşşeyh Mahmud Ebüşşamât Hazretlerine ref ediyorum:

Mübarek ellerini öperek ve duâlarını rica ederek selâm ve hürmetlerimi takdimden sonra arz ederim ki, sene-i haliye şehr-i mayısın 2. günü tarihli mektubunuz vasıl oldu. Sıhhat ve selâmette daim olduğunuzdan dolayı Allah'a hamd ve şükürler ettim... Efendim, evrâd-ı Şazeli kıraatine ve vazife-i Şazeliyyeye, Allah'ın tevfikiyle gece ve gündüz devam ediyorum. Ve bu vazifeleri edâya muvaffak olduğumdan dolayı Allah Teâlâ Hazretlerine hamd ederim ve dâvet-i kalbiyenize daima muhtaç olduğumu arz ederim.

            …

Ve şu sözlerimle mektubuma hitam veriyorum. Mübarek ellerinizden öperek hürmetlerimi kabul buyurmanızı sizden rica ve istirham ederim. İhvan ve sâdıkanın cümlesine selâmlar ederim. Ey benim muazzam üstadım! Bu bâbda sözümü uzattım. Muhat-ı ilmi semahatpenahileri ve bütün cemaatinizin mâlûmu olmak için uzatmaya mecbur oldum.

Veselâmualeyküm ve rahmetullahi ve berakatühü.

Hadim-i el-Müslimin

Abdülhamid"

Bu mektub Abdulhamid Hân gibi bir “İslâm Halifesi”nin “Mürşid”ine gösterdiği hürmet ve nezaketin yüksekliğini anlamamıza yardımcı olmaktadır.

“Fazl-ı Hakk ü himmet-i cünd-i ricalullah” (Aziz Allah’ın evliya ordusunun himmeti) ve “Enbiya vü evliyaya istinad” (Nebilere ve Velilere dayanmak) ile ancak “devlet” bâki kalır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.