Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Pardon, “Sevgililer Günü” mü dediniz?

Pardon, “Sevgililer Günü” mü dediniz?

“Sevgililer Günü”… Kulağa hoş geliyor. Dünyayı cehenneme çeviren Batı medeniyetinin çocukları, sanırım dünya ile dalga geçmek için böyle bir gün uydurmuşlar…
Gerçekte, “hangi sevgi?” diye sormak gerekiyor...
Afganistan’ın ardından Irak “Dehşet ve vahşet” tabloları eşliğinde cebren ve hile ile işgal ediliyor… En öldürücü silahlar çoluk çocuk tüm Müslümanların beyninde deneniyor. Bosna ve Kosova Müslümanları, dünyanın gözü önünde şiddetin envai çeşidine yıllarca maruz kalıyor…
Son olarak (hangi son?) Gazze, İsrail tarafından bir vuruşta yerle bir ediliyor. Paramparça çocuk cesetleri haftalar boyu ekranlardan taşıyor. Dünya müthiş bir duyarsızlıkla, film izler gibi, sadece izliyor. Araplar dehşet ve vahşet manzarasını görmezden geliyorlar.
Şu an bile dünyanın pek çok yerinde dehşet tabloları, vahşet manzaraları yaşanıyor. Bazı insanlar sadece “farklı” oldukları için itilip kakılıyorlar, aç bırakılıyorlar, hatta katlediliyorlar.
Vicdanlarda eski şefkatin, merhametin, hamiyetin, adaletin zerresi kalmamış; öyle bir manzara ki; insan, sevginin ve şefkatin gerçekte yaşayıp yaşamadığını düşünmekten kendini alamıyor. Yaşananlar insanın ruhunu ürpertiyor, vicdanını kanatıyor!
Gördüğünüz gibi, uluslararası plânda durum iç açıcı değil. Vaktiyle Hiroşima ve Nagazaki kentlerini iki atom bombasıyla tarihten silen Batı Medeniyeti’nin çocukları, uzun menzilli iki roketle, yüreklerdeki sevgiyi de sildiler. Sevgi, artık, kapitalist ahlâkın tüketim aracı olarak kullanılıyor… Ve fakat kapitalizm de oluşturduğu ahlâkla (ahlâksızlıkla) birlikte girdiği krizde çöküşün sinyallerini veriyor. Zulm ile âbâd olanlar, kaçınılmaz akıbetlerine doğru hızla sürükleniyorlar!
Gelelim “Sevgililer Günü”ne… Anne-babayı aileden dışlayanlar “Anneler Günü”, “Babalar Günü” icat ettiler. Sevgiyi tâ kalbinden vurduktan sonra da, günah çıkartır gibi, “Sevgililer Günü” uydurdular… “İyidir, hoştur, yılda bir gün dahi olsa, bu savaş ve terör dünyasında sevgiyi konuşmaya vesiledir” dedik, bağrımıza bastık! Lâkin bu kez de sevgiyi, çeşitli reklamlarla tüketimin parçası yaptılar. Yani yine kendilerine yonttular!
Önceleri “Bir gül, bir tatlı söz yeter” diyenler, zaman içinde azıttı; sevginin büyüklüğünü, hediyenin fiyatıyla ölçmeye başladılar…
Gele gele, “Ne kadar ekmek, o kadar köfte” noktasına geldik: Artık “Ne kadar pahalı hediye alırsanız, sevginizi o kadar göstermiş olursunuz” demeye getiriyorlar. İster istemez, pahalı hediye alacak parası olmayanların eşleri, “Beni sevmiyor” diye düşünmeye başlıyor! Aslına bakarsanız, “sevgi” ve “aşk” sözcükleri, dünyanın en “kutsal” kelimeleri olmaktan çıktı, en “lâçka” sözcüklerine dönüştü…
Son zamanlarda “Televole” kelimesiyle özetlenen “popüler kültür”ün ekranlara taşıdığı “sadakatsizlik”, bu kutsal kelimeleri de kirletti. Sevgiden en çok bahsedenler, “sevgi” sözcüğünün kapsadığı mânâyı en çok ihlâl edenler arasında yer alıyor.
Bunlardan bazılarını yakından tanıdım: Herkese herkesi sevmeyi önerdikten sonra, evlerine gidince, eşlerini dövmelerini öğrenmem beni şoka uğrattı. Bunu söylediklerim ise, sırıta sırıta, “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma” dediler.
“Ben gelmedim kavga için / Benim işim sevgi işi;
Aşkın evi gönüllerdir / Gönüller yapmaya geldim.”
Yunus’un “sevgi” ve “aşk” üzerine deyişleri dilimizden düşmüyor, fakat bu kelimelerin kapsama alanında bulunan “şefkat”, “merhamet”, “hoşgörü” gibi kavramları yitirdik. Komşuluğu unuttuk. Anne-babamızla neredeyse “sıradan akraba” gibi olduk! “Rabbena hep bana” anlayışı içinde, geriye kalan tüm güzel duygularımızı şiddete emdirerek yaşıyoruz!
Bugün “Sevgililer Günü” ya, “bizim mahalle”nin (muhafazakâr kesim) bazı çiftleri dâhil, reklamlar aracılığıyla yoğun beyin yıkama operasyonuna kendini kaptırmış her kesimden pek çok kişi, sevdiklerini mutlu etmek için hediyeler alacak…
Yarın ise, erkekler, bıraktıkları yerden başlayıp tekrar eşlerini dövmeye başlayacaklar! Böyle olmasaydı, aşağıdaki istatistikler oluşur muydu?
Yapılan pek çok araştırmaya göre, ailelerin yüzde 34’ünde fiziksel şiddet, yüzde 53’ünde sözlü şiddet var…
Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) yaptığı bir araştırma ise, dünya genelinde her 6 kadından 1'inin aile içi şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. Fransa'da 4 günde bir kadın dayak sonucu ölüyor.
Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nün eski bir araştırmasına göre, “Türkiye'de, erkeklerin yüzde 40'ı kadın ve kızları şiddetle disipline etmeyi kabul edilebilir bulduğunu” söylüyor.
Ankara'daki gecekondularda yaşayan kadınlar arasında yapılan bir araştırma, kadınların yüzde 97'sinin kocalarının saldırısına uğradığını ortaya koyuyor.
Ayrıca, kıyafetleri yüzünden yüzbinlerce kadını işinden-gücünden ve okulundan atmak da bir nevi şiddettir!..
“Kamusal alan” diye tarifsiz alanlar belirleyip, kadını o alanlardan dışlamak ise, “şiddet”in yanı sıra hakaret de içeriyor.
Ne de olsa dünyayı erkekler yönetiyor. Şu halde erkeklere bir tavsiyede bulunabiliriz: “Sevgililer Günü”dür diye bugün kadınınıza ve tüm kadınlara bir armağan vermek istiyorsanız, onlara herhangi bir şekilde bir daha asla şiddet uygulamayacağınıza dair söz verin!

NOT: Sevgili dostlarım, bugün Konya / Ereğli’de “Hayatı Aşkla Yaşamak” konulu bir konferans veriyoruz. Saat 19.00’da hepinizi Aydoğanlar Düğün Salonu’na bekliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi