Serdar Arseven

Serdar Arseven

“Büyük bir müjdem var!..”

“Büyük bir müjdem var!..”

Bir süredir, Türkiye’nin dört bir yanından dünyanın mesajı yağıyor...
Cami mülkiyetlerinin, “dernek” ve “vakıfların” ellerinden zorla alınacağı...
Böylece, “Dini” faaliyetlere büyük bir darbe indirileceği yönündeki haberlerin yol açtığı infiali yansıtan mesajlar...
¥
Yazının hemen burasında “bir müjdem var!” notunu düşüyorum.
Sevincim büyük.
İki hafta kadar önce Genel Yayın Koordinatörümüz Mustafa Karahasanoğlu ağabeyin, “Bu işi tâkip et Serdar, yanlış bir adım atılıyor, uyarı görevimizi elimizden geldiğince yerine getirelim” demesi üzerine başladığımız çalışma meyvesini verdi.
“İyi malzeme, haberini yap gitsin” tavrı yerine...
“Gâye bağcı dövmek değil üzüm yemek!” diyerek, meseleyi görüşmeler yoluyla çözmeye karar vermemiz, “bir büyük müjdenin” gelmesine -çok şükür- vesile oldu.
¥
O müjdenin ne olduğunu, müsaadenizle yazının ilerleyen bölümlerinde ifade edeceğim.
Şimdi, engin sabrınıza güvenerek...
İnfialin boyutunu gösteren mesajlara geliyorum.
Ve bunların içinden, özellikle “Doğu”nun manevî kalkınması için ortaya koyduğu cansiperâne çabayı yakından tâkip ettiğim bir “Hocaefendi”ye ait olanını çekip dikkatlerinize sunuyorum:
“Seksen küsur yıldır bir türlü çıkarılmayan Diyanet teşkilat yasası çıkacak gibi.
Bunu memnuniyetle karşılıyoruz.
Ancak;
sürekli olarak ‘demokratikleşme’, ‘adalet’, ‘özgürlük’, ‘açılım’, ‘sivilleşme’ diyenlerin, konu ‘Din’e geldiğinde...
‘Açılım’ın yerini ‘daralma’ya,
‘adalet’in yerini ‘zulme’,
‘özgürlüğün’ yerini ‘baskıya’
‘sivilleşme’nin yerini ‘resmileşme’ye götürmesinden ciddi mânâda endişe ettiğimi belirtmekte fayda mülâhaza ediyorum..
Efendim konu şudur:
Ülkemizde birçok gönüllü kuruluş bütün politik gayelerden uzak bir şekilde cami inşa etmektedir. Bu camilerin bünyesinde, ‘Kur’an kursları’, ‘kültür merkezleri’ gibi önemli hizmetler için de külliyeler oluşturmaktadır.
Şüphesiz böyle küllî hizmetlerin küllî de masrafları olmaktadır.
Bunları karşılamak için de cami altına, çevresine iş yerleri yapılmakta ve hizmetlerin yürütülmesi için gerekli olan meblağlar büyük ölçüde kira gelirlerinden karşılanmaktadır.
Teşkilât yasasına göre, bundan sonra camilerin mülkiyetleri ‘dernek’ ve ‘vakıf’lardan alınacak.
Şu hale bakınız ki; ‘Özelleştirme’ politikalarının dikte edildiği ve (Doğu’ya bile) devlet eliyle fabrika yapılmasının doğru olmadığının ısrarla savunulduğu bir dönemde, ‘cami’ler iyice devletleştiriliyor!..
Sivil toplum örgütlerinin rolünün iyice vurgulandığı bir ‘açılım’ döneminde, dinî faaliyetler, resmiyetin yüzde yüz boyunduruğuna sokulmak isteniyor.
Böyle bir yola gidilecek olursa, gönüllü Din, Kur’an ve kültür hizmetleri yok edilecek; ayrıca Müslümanların hayırlarıyla yapılan bu yerlerin gelirlerinin bir kısmı Maliye’ye gidecek!..
‘Adalet’, ‘sivilleşme’, ‘özgürlük’, ‘açılım’...
Hani nerede?..
Güneydoğu için öncelikle dile getirmek isterim ki, ‘manevi boyutu’ ihmal edilmiş ya da ‘devlete teslim edilmiş’ bir ‘açılım’ felakete götürür!..
Camilerin ‘tamamen’ Diyanet’e devredilme meselesi, 28 Şubat’ta alınan bir karara dayanmaktadır.
Ne yazık ki birileri, 28 Şubat’ın yapamadığını Lideri’ne ve kadrosundaki birçok isme gönülden bağlı olduğumuz Ak Parti’ye yaptırmak istemektedir.
Efendim; bazı yerlerde birtakım usulsüzlükler mi oluyor?..
Bunların denetimi tamamen devletin elinde...
Her mekanizmada usulsüzlükler olabilir... Bunları ortaya çıkartıp sorumluları cezalandırmak devletin görevidir.
Devlet, birkaç yerdeki sıkıntı iddialarından dolayı bütün dini faaliyetleri son derece olumsuz etkileyecek bir umumi karara imza atamaz... Atmamalıdır!..
Hele, bu AK Parti eliyle asla olmamalıdır.
Evet, Başbakan Erdoğan’a güveniyoruz.
Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Faruk Çelik’e güveniyoruz.
Diyanet İşleri Başkanımız Ali Bardakoğlu da, kurum faaliyetlerinin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi için canını dişine takan bir ilim adamıdır.
Bunların hiçbirinden, ‘dini faaliyetleri’ sona erdirecek bir çalışma beklenmez.
Ancak, bu dostlarımız günün birinde iktidardan uzaklaşacak olurlarsa...
Yerlerine gelecek olanların bu ‘silahı’, “Dini faaliyetlerin büyük ölçüde ortadan kaldırılması” yolunda kullanmayacaklarının ne gibi bir teminatı var?!..
Aksine, Ergenekoncu çevrelerdeki İslam karşıtlığının boyutlarını görüyoruz. Bunların 28 Şubat’ta Müslümanlara nasıl kan kusturduklarını kim unutabilir?..
‘Bir daha cami yapmayın, aksi takdirde elinizden alırız!’ anlamına gelen bu uygulama hiçbir vicdana sığmaz.
Sayın Hükümet yetkilileri; ‘Ergenekoncuların oyununa’ gelmeyiniz...
Allah aşkına gelmeyiniz!..
VE MÜJDE
Hocaefendi’nin infialine şahitlik ettiniz...
Onun gibi yüzlerce Allah dostu, yüzlerce hayırsever, “Ne yapıyor bu kardeşlerimiz!..” cümlesiyle özetlenebilecek tepkilerini dile getiriyorlar.
Allah’a şükürler olsun ki, Hocaefendi’nin ve diğer hayırseverlerimizin endişelerini ortadan kaldıracak bir gelişme oldu.
Temaslarımızın da vesile olmasıyla, Hükümet çok hayırlı bir adım attı.
Son haberi ya da “müjdeyi” veriyorum:
Camilerin yönetimi, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da vakıflarda, derneklerde olacak. Hayırlı faaliyetlerin yürütülmesinde istifade edilen gelirlerin vergilendirilmesi gibi bir yola da gidilmeyecek.
Birileri, “Hükümet”e ve çok daha önemlisi hayır hizmetlerine büyük bir darbe indirmek için böyle bir “oyun” tezgâhlamıştı. Bu oyun, hükümetin sağduyulu yaklaşımı sayesinde bozuldu..
¥
Bizi böyle hayır işlerine memur eden Rabbime şükürler olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Serdar Arseven Arşivi