İsrail Türkiye’yi dinlemek zorunda

İsrail Türkiye’yi dinlemek zorunda

Türkiye ve İsrail arasında karşılıklı açıklamalarla devam eden gerginlik, kuşkusuz sadece bölgesel sorunların parantezinde görülemez.

Bu gerginliği üç başlık altında okuyabiliriz. Elbette ilk sırada İsrail’in Filistin’de ortaya koyduğu insanlık dışı uygulamalar var. İkincisi, bu ülkenin İran üzerinden devam ettirdiği gerginlik politikasının bölgemizdeki yansımaları. Bu durum Türkiye’nin İran’la ilgili duruşunu hem daha önemli, hem de fazlasıyla hassas hale getiriyor.

Bir üçüncüsü, İsrail’in bölgede ve dünyada yaşanan değişimle birlikte kendi içindeki dönüşümü başarıp başaramayacağı. Aslında İsrail’in en başta devlet yapısı ve yönetim anlayışı olarak değişip değişemeyeceği, muhtemelen bölgemizin gelecek kurgusunun en önemli başlıklarından birisi.

Dördüncüsü, ayrıntılarına girmeden ifade edersek, İsrail’in Türkiye’de sahip olduğu farklı araçlar ve ittifakların, şu sıralarda hangi işlerle meşgul olduğu. İsrail’in, Türkiye’de yaşanan büyük değişim sürecinden memnun olmadığı çok açık.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Türkiye’de 28 Şubat döneminde etkinliği artan güçler ve bunlarla sağlanan ittifaklar, hızla çözülüyor. Bunların normal bir ilişki olarak devam edip etmeyeceği ise, Türkiye’den çok, o güçlerin duruşuna bağlı. Çünkü Ankara’nın tavrı, duruşu çok açık; kendi içindeki gerginlikleri yönetebildiği takdirde, yeni bir güç olarak yoluna devam edebilir.

***

Meselenin daha önce de sıkça gündeme gelen bir başka boyutu üzerinde duralım. İsrail konusunda Başbakan Tayyip Erdoğan’ın söyledikleri, gerçekten ideolojik bir tepki ya da öfkeden mi ibaret?

İsrail Dışişleri Bakanı’nın Başbakan’a yönelik açıklamaları, tartışmayı böyle bir zemine taşımayı hedefliyor. Başbakan konuyla ilgili Paris’te yine önemli açıklamalar yaptı: ‘Bölgesel

barış için baş tehdit İsrail’dir. Bir ülke Filistin’de Gazze’de orantısız güce başvuruyorsa, fosfor bombaları kullanıyorsa ‘bravo’ demeyiz. Nasıl böyle davrandığını sorarız. Gazze’de bin 500 kişinin öldüğü bir saldırı var ve ortaya sürülen gerekçeleri de yalan.
***

Türkiye’nin yaklaşımını özetleyen bir başka açıklama da AK Parti’nin yeni Dış İlişkiler Başkanı Ömer Çelik’ten geldi. İsrail Dışişleri Bakanı’nın sözlerine her zeminde gereken cevabı vermeye devam edeceklerini belirten Çelik, Başbakan’ın sözlerini de şu bağlamda yorumluyor:

‘Başbakan bütün bölge halklarının ve bu bağlamda İsrail halkının barış ve esenliği adına, İsrail hükümetinin yanlış politikalarını eleştiriyor. İsrail’in sağduyulu yöneticilerinin yapması gereken, Başbakanımızın yol gösterici değerlendirmelerinden faydalanmak ve Lieberman zihniyetinden uzaklaşmak olmalıdır.’

Ömer Çelik’in şu sözlerinin altını da çizelim. Çünkü İsrail’den gelen tepkilerin büyük resimde neye karşılık geldiğini çok net biçimde ifade ediyor:

‘’Bu zihniyetin Türkiye’nin içişlerine dönük değerlendirmeleri ve dış politikamıza dönük provakatif söylemleri, Türkiye’nin dış dünyada doğru algılanmasını karartmaya çalışan bazı sistematik kampanyaların kimler tarafından yönlendirildiğinin ipuçlarını vermektedir.’

***

Ankara’nın İsrail konusundaki duruşu, anlık öfke ya da tepkiler olarak değil, bölge barışının yeniden inşası yönünde okunmalı.

Bunu dünyaya anlatmak elbette kolay değil. Çünkü çok ciddi bir algı değişimine ihtiyaç var. Ama galiba daha zor olan, bunu kendi kamuoyumuzda ifade edebilmek. ‘İsrail’le kol kola girmeden bu bölgede yaşamak imkansız’ saplantısı, Türkiye’deki bazı güç merkezlerinde hala devam ediyor. Gündemdeki çatışmalara bir de bu pencereden bakmakta yarar var.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi