M. Emin Parlaktürk

M. Emin Parlaktürk

Baykal’ı bırak, Rusya’ya bak!

Baykal’ı bırak, Rusya’ya bak!

Bu Baykal olayı epey can sıktı.
Sabah akşam aynı konuyla yatıp kalkıyoruz.
Komplo mu değil mi, dönecek mi dönmeyecek mi?
Dön baba dönelim hikayesine döndü bu iş.
Bu konudan artık insanların ikrah etmeye başladığını düşünüyorum.
Bu işi emniyete ve yargıya havale edip biraz başka konularla soluklanalım diyorum.
***
Konuyu değiştirmeden önce, bir hususa vurgu yapmadan geçemeyeceğim.
Kaset olayı ile ilgili bir önceki tahlilimde, CHP’nin geleneğinden ve değişmeyen zihniyetinden bahsetmiştim.
CHP’li olduğunu düşündüğüm bazı okuyucular, bu görüşüme karşı çıktılar.
Elbette, mensup oldukları zihniyete sahip çıkma adına gösterdikleri bu karşı refleksi gayet normal karşılıyorum.
Ama görüyorum ki, bugün bile bu arkadaşlarımız hâlâ söz ve davranışlarıyla benim o tahlilimi haklı çıkarıyorlar!
Neden mi?
Çünkü, eskilerin tabiriyle mazrufla değil, zarfla uğraşıyorlar.
Yani, bu çirkin kaset görüntülerini yalanlamayan/yalanlayamayan olayın kahramanlarını sorgulayacakları yerde, muhayyel senaryolarla hadiseyi çarpıtarak kaset görüntülerini adeta kabullenmiş, içselleştirmiş oluyorlar.
Üstelik, Başbakanın şahsında bu olayın faturasını Hükümete kesmiş bulunuyorlar.
Benim de, tahlilimde ortaya koyduğum zihniyet buydu.
Beni haklı çıkaran CHP’li arkadaşlara teşekkür ediyorum.
Sayın Baykal, olayın gerçekliğini emniyet ve yargıya bırakacağına, elinde olduğunu söylediği bilgi ve belgelerle kendisi açığa çıkarsa daha inandırıcı olmaz mıydı?
Ya da, -eğer görüntüler doğruysa- kendi geleneğine ters düşmeyen bir tavırla olaya sahip çıkıp “bu yaşanmıştır, ailelerin şikayetçi olmadığı bu karşılıklı rıza olan ilişkiden size ne?” demiş olsa, eminim herkesin ağzını kapatmış olacaktı!...
Ama her ikisi de olmadı.
Bundan sonra olur mu?
Pek sanmıyorum.
Siyasi arenaya çekilen bu çirkin olayda yaşanan karambolde, bakalım kim kimin kalesine gol atacak, önümüzdeki süreçte göreceğimizi söyleyerek bu konuya noktayı koyalım.
***
Baykal’ı bırakıp Rusya’ya bakalım.
Rusya Devlet Başkanı’nın Türkiye ziyareti büyük önem taşıyor.
Hangi konuların görülmekte olduğunu gazete sütunlarında veya TV ekranlarında bulacağımızdan ayrıntıya girmeyeceğim.
Üzerinde duracağım konu, dış politikada Türk Dışişleri’nin baş döndüren hamleleridir.
Komşularla “sıfır sorun” hedefine dönük hamleler yapan Bakan Davutoğlu’nun “müzmin sorunları” çözmede aldığı mesafe, dünyadaki diğer ülkelerin stratejilerini gözden geçirme ve hatta değiştirme mecburiyetini hissettirmiştir.
Bu hamleleri, sadece diplomatik manevralar olarak görmemek gerekir.
İyi kurgulandığı ve sağlam gerekçelere dayandırıldığı tahmin edilen bu manevralar, beraberinde siyasi, sosyal ve ekonomik kazanımlar da getirmeye başlamıştır.
Daha düne kadar içteki hasımlarını “Moskova’ya” sloganıyla düşman ülkeye göndererek hayat hakkı tanımayan bir Türkiye, şimdi o ülkenin en üst yetkilisiyle aynı masada kendine hayat veren kalkınma anlaşmaları imzalamaktadır.
Yunanistan’la ilişkiler aynı olgunlukta sorunsuz sürdürülmeye çalışılıyor.
Irak ve Suriye, neredeyse dış politika bağlamında Türkiye’den habersiz ve onaysız bir adım atmıyor.
Başta ABD olmak üzere batı ülkelerinin tamamına yakınının diş bilediği, bir kaşık suda boğmak istediği ve acımasızca baskı uyguladığı İran ile ilişkilerde Türkiye, yine uyguladığı başarılı diplomatik taktiklerle denge unsuru olmayı başarabiliyor.
***
Karşımızda, ne batıyla ilişkilerini koparmış ne de doğuyu küstürmüş bir Türkiye var.
Aksine batı ülkeleri, son dönemdeki başarılı dış politikalarıyla Türkiye’siz bir Ortadoğu düşünülemeyeceğini, Balkanlarda da Türkiye’siz bir politika dizayn edilemeyeceğini kabul etmiş durumdalar.
Aynı şekilde, Ortadoğu ve Balkan ülkeleri de bir “ağabey” konumunda gördükleri Türkiye’yi ülkelerinin siyasi geleceklerinin şekillenmesinde ve diplomatik faaliyetlerinde karar alırken onu dikkate alma ihtiyacı hissetmektedirler.
Aslında bu, Avrasya köprüsü Türkiye’ye yakışan bir misyondur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
M. Emin Parlaktürk Arşivi