Diyanet’ten sinsi projeye tepki...        Suriye'deki olaylar -Ölü sayısı 41'e yükseldi  ...        Mısır'daki  seçimin ilk sonuçlara göre üç aday öne çıkıyor...        Ankara'daki camiler Regaip Kandili'nde doldu taştı...        Cumhurbaşkanı Gül, Google'ı gezdi...        Bakan Yıldırım'dan 'Haliç' açıklaması...        Medya İsrail taşeronu...        Memurun umudu Hakem’de...        KENZEK, HASTALIK ÖNCESİ SAĞLIK SİGORTANIZ.. ...          İzmir'de metrekareye 35 kilo yağış düştü...        Konut satışlarında düşüş...        Orhan Şam'dan Alex açıklaması...        
USD Alış 1.840 USD AlışUSD Satış 1.850 USD SatışEuro Alış 2.315 Euro AlışEuro Satış 2.330 Euro SatışAltın Alış 93.0920 Altın AlışAltın Satış 93.6400 Altın  Satış
 
 
4 Recep 1433

25 Mayıs Cuma 2012
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Yazı Boyutu:  12 14 16
 
Serdar Demirel - Yeni Akit
serdard22@hotmail.com
2010-07-25

Dizilerle Türkiye neyi pazarlıyor?

Türkiye, yıldızı parlayan bir ülke. Uyuyan potansiyel uyanıyor. Kendi dinamiklerini yeniden keşfediyor. Çevresinde müthiş bir sinerji üretiyor. Doğu Batı arasında, Kuzey Güney denkleminde, Doğu’nun en doğusuna varana kadar açılımlar yapıyor. Bunlar doğru. Bunlar bizi heyecanlandırıyor.
Heyacanlandırıyor, zira medeniyet olarak oturmaktan yorulduk ve artık kalkmak, kalkmak ve yürümek, hatta koşmak istiyoruz. Mazimizin derinliğinin icabı bu. Tarihin kalbi böylesi bir devinimden ve devamlılıktan yana. Ve dünle bugün arasındaki tarihsel kopuş bitmeli artık.
Ama yeniden ayağa kalkmanın sıkıntıları var. Yola birçok sinsi handikap kurulmuş. Bu handikapların bir kısmı da bizzat kendi eserimiz.
Sözü bu meyanda ihraç ettiğimiz popüler televizyon dizilerine getirmek istiyorum. Bu dizilerle biz aslında neyi ihraç ediyoruz?
Bu diziler Ortadoğu’ya, Balkanlara pazarladığımız çoğusunun içeriği yüz kızartıcı filmler. Türkiye’ye ilgi duymaya başlayan Müslüman halklara Batı’nın hedonik popüler kültürünü taşımak ve hatta aşılamak bize mi düştü? Bu dizilerle mi tesbihin dağılan tanelerini bir değerler sistemi etrafında toplayacağız?
Evet, devlet ve toplum olarak masum değiliz. İyi yönlerimiz, güzel huylarımız çok. Ama kusurlarımız da var. Bu diziler furyası, istisnaları bir tarafa bırakırsak, toplum olarak karanlık yönümüze, çürüyen yanımıza ışık tutuyor. Merhem bulmamız gereken yaramıza velhâsıl...
Peki biz ne yapıyoruz? Batı’nın insan doğasında varolan cinsel şiddeti ve ilkel güdüleri uyaran pornografi kültürünü; yine bizim gibi yaralı bilince sahip olan diğer Müslüman halklara, Türk kültürü diye sunuyoruz. Hem de Batı’dan gelene karşı bir nebze olsun gardını alan toplumların gardını düşürerek.
Çünkü ihraç ettiğimiz bu diziler, kurgusu, anlattığı hikâyeler ve özendirdiği ibahiyeci hayat tarzıyla, Türkiye’yi, Batı’nın ürettiği hedonik kültürü yerel formlar içinde taşıyıcı kılmaktadır.
Kimin eli kimin cebinde tarzı gayri ahlâkî hâl ve hareketleri normalleştirerek. Marazî homoseksüel kişileri paklayarak, ensest ilişkileri pazarlayarak. Batı filmlerinde bile gösterilmediği kadar alkol tüketimini teşvik eden uzun sahnelerle. Yediden yetmişe cinsellik peşinde koşan çamura bulaşmış dizi kahramanlarıyla...
Arap dünyası bu dizilerle sarsılıyor. Balkanlar da bu dizileri seyrediyor. İran gibi bir ülkenin önemli kesimi de bu dizilerin mübtelası. İran’ı ziyaret ettiğimde kimi dizi kahramanlarını sormuşlardı da, bilmediğim için ayıplanmıştım.
Malezya devlet televizyonunda tevâfuken gördüğüm birkaç Türk filmi resmen yüz kızartıcı cinstendi. Türkiyeyi Müslüman toplumlar nezdinde karalamak için bundan daha iyi bir yöntem olamaz herhalde!
Türk dizilerinin Arap toplumunu sarsan etkisini sanırım sizler de medyadan okuyorsunuzdur. Öne çıkartılan seksi kadın ve erkek rol modeller, Davos ve Mavi Marmara ruhuna kezzap döken bir muhtevayla endam etmekte. Çürümüş bir hayat tarzının reklamını yapmanın ne bize ne de Müslüman dünyaya bir yararı yok.
Bu dizilerle aşılanan kültür, itibarı artan Türkiye’nin siyasi misyonuyla bağdaşmaz. Tarihsel ve kültürel derinliğimizi hiçleştirmekten başka bir faydası yok.
Bu dizilerden yola çıkarak Türkiye’nin bölgesinde seküler kültürel nüfuzunu artırdığını, dinî İran nüfuzunu dengelediğini düşünenler de var.
Biz, ahlâk zabıtası değiliz ama ahlâkımıza da sahip çıkmak zorundayız. Ahlâkî çöküntü hiçbir toplumu ihya etmez. Dolayısıyla daha özgün ve bizi birleştiren bir uslûba ihtiyaç olduğu âşikârdır. Ortak değerlerimizi referans alan ve değer üretmeyi hedefleyen bir dille.
Tabiî ki öncelikle kendi halkımızı bu dizilerin şerrinden korumamız gerekir. Ruhumuzu ezen, vicdanımızı kirleten, aile bağlarını çürüten ve hayatı cinsellikten ibaret sunan bu dayatmalara geçit vermemeliyiz.
Türkiye, Müslüman dünyasına bu tarz bir tüketici kültürün taşıyıcısı olursa, nihayetinde Batı’nın kültür acentalığını yapmış olacaktır. Yazının başında ifade ettiğim heyacanlarımızı söndürerek.


 
 
 
Arkadaşına Gönder Yazdır
  Haberi Paylaş
 
Google Facebook Yahoo Haber.gen.tr
 
 
 
 
 
 
 
 HABERVAKTİM YAZARLARI
Apo'ya da "Hayvan" diyebilecek misiniz?...
 
"Şeriat İslam mı?" 9 Son ...
 
Bid’at Meselesi...
 
SELAM
REGÂİP KANDİLİ...
 
"Besmele her hayrın başıdır!"...
 
Orhan Pamuk ödülün kıymetini bilemedi...
 
Erik 5 tl...
 
Kürtçüyseniz baştacı Mustazaf'sanız tu kaka?...
 
 
 
 
 HAVA DURUMU
Hava Durumu
 
Hasan Karakaya Kocatepe muhribimizi vuran da biz değil miydi...
 
Abdurrahman Dilipak SPAG ve S&P...
 
Ali Karahasanoğlu İthal kanunlardaki tartışma: Süt kardeşliği...
 
Yener Dönmez Başbakan'la Kazakistan'da...
 
Abdullah Büyük Farklı açılardan, farklı bir mesaj ...
 
Şevki Yılmaz Önce gönüllerimizi kilitlediler, sonra Ayasofy...
 
Yavuz Bahadıroğlu "Tazminatsa tazminat" mı?...
 
Merve Kavakçı İslam Bir ipte iki cambaz...
 
Serdar Arseven Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı ve Hakkı Öznur...
 
Hüseyin Öztürk Cami mimarisinde masonizm...
 
Ersoy Dede PKK'nın elindeki yurttaşlarımız...
 
Atilla Özdür İkinci 19 Mayıs......
 
 
 
E-Devlet
 
 FAYDALI LİNKLER
 
 
 NAMAZ VAKİTLERİ
 
İmsak
3:37
Güneş
5:31
Öğlen
13:08
İkindi
17:04
Akşam
20:33
Yatsı
22:17
 
 BİR AYET
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
 
 BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155
 
 
 
 
 
       
RSS
 
 
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.