Demokratikleşme ve Milliyetçilik

Demokratikleşme ve Milliyetçilik

Farklı toplum ve kültürlerle temas, insanları yaşadığı dünyayı gözden geçirme zorunda bırakıyor. Her yeni tecrübe yani bir muhasebe anlamına geliyor.
özal’la başlayan dışa açılma süreci Türk toplumuna içeride olup bitenleri daha iyi değerlendirme imkanı verdi.
İnsanlar,Demokrasinin, laikliğin, din-devlet ilişkilerinin başka ülkelerde nasıl tanzim edildiğini gördüler.
Türkiye’de ki uygulamaların ne kadar çağdışı, ne kadar aşağılayıcı olduğunu fark ettiler. Bu da, siyasal sistemi değiştirme, daha insani, daha demokratik hale getirme ihtiyacını doğurdu.
Bunun için öncelikle ideolojik engellerin aşılması gerekiyordu.
1940’lardan beri Türkiye Kemalizm adı altında bugün artık –köylü-toplumların ideolojisi haline gelmiş bir anlayışla yönetiliyor.
Toplumsal taleplerin, demokratik standartları yükseltme ihtiyacının önünde en büyük engel olarak Kemalizm duruyor.Dolayısıyla da devleti merkez alan bir pozisyonda bulunuyor.
Toplumun zihinsel kodlarında, uzun zamandan beri Kemalizm tutuculuğu, gericiliği,dini hayatı baskı altına almayı, demokrasi ve modernleşme ise hürriyeti, insana saygıyı, eşitliği, adam gibi yaşamayı ifade ediyor.Toplum siyasi partileri de buna göre sınıflandırıyor.
Milliyetçilik en kaba, en basit tabirle millete yaslanmayı, milli değerlere dayanmayı emreder. Yani toplumsal taleplere bağlı olmayı,toplumun istek ve ihtiyaçlarının siyasetini yapmayı gerektirir.Toplumun karşısında durarak milliyetçilik yapılmaz.Milliyetçi siyaset bir bakıma toplumsal merkezin siyasetidir.Toplum değişen bir aygıt olduğuna göre, temel kriterler baki kalmak üzere milliyetçi siyasetin de bu değişime paralel olarak kendini yenilemesi gerekir.Bu bakımdan Kemalizm’in aksine Milliyetçi siyasetin merkezinde millet vardır.Ve asla tutucu değildir.
Ama gelin görün ki,bizdeki uygulama tam aksidir.
Devamlı ürken, korkan, kendini tehdit altında hisseden bunun için de aşırı tepkici, iç kapanık, rüzgardan nem kapan, milletin ne dediğine bakmak yerine devleti eksen alan bir Milliyetçilik anlayışı ile karşı karşıyayız.Milliyetçilik yüzünü devlete çevirdiğinde ise Milliyetçilik olmaktan çıkıp Kemalizm’in bir versiyonu olan devletçi bir ideolojiye dönüşür.Bugün milliyetçilik adı altında vizyonda olan budur.
Milliyetçi siyasetçilerin, politik mesajlarının büyük kısmının ekonomi,hayat standartlarının yükseltilmesi, demokratikleşme gibi konular yerine –ülkenin güvenliği-ile ilgili tehdit ve tehlikelere dönük olması bu yüzdendir. Tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya olma duygusu Milliyetçiliği devletçiliğe kaydırmakta, devletçi olmak da –tehdit ve tehlikeyi- siyasetin önceliği haline getirmektedir.Her iki algı biçimi birbirini besleyerek aynı noktada buluşturmaktadır.
Bugün Türk milliyetçilerinin –demokratik taleplerin karşılanmasında- Kemalistlerle, demokrasi karşıtlarıyla özdeşleştirilmesinin ve dolayısıyla iktidar olamamasının sebebi budur.
AKP tecrübesi, iktidar yolunun –devletin, statükonun- jandarması olmaktan vazgeçmekten geçtiğini göstermiştir.
Onun için Milliyetçilerin, jandarma veya bekçi elbiselerini çıkarıp, sivil, demokratik, milleti esas alan, temel hak ve hürriyetlere saygılı bir siyaset biçimine dönmeleri hem Türkiye için hem de Milliyetçilik için daha hayırlı olacaktır.


Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi