Cevher İlhan

Cevher İlhan

DP’nin sesi neden kesiliyor?

DP’nin sesi neden kesiliyor?

Siyasette çok silik söz ortalıkta geziniyor. Eski tüfek solcular, televizyonlarda darbelerin sola karşı yapıldığını savurmaktalar. Oysa Türkiye’de bütün darbeler, doğrudan Demokrat Parti ve devamı Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi iktidarlarına karşı yapıldığı bir gerçek.
Ve dün Marksist ideoloji adına sokaklara dökülüp “Kahrolsun Amerika!”, sloganlarını atanların, Amerika’nın organize ettiği darbelerde rol aldıkları ortada.

Daha önceki darbelere ve ara dönemlere tarafgirlik gösterenlerin, 28 Şubat döneminde karargâha koşarak darbenin düzmece “irtica ile mücadele” brifinglerini dakikalarca ayakta alkışlamaları, bunun delili. Çoğu bugün “liberalleşen” ve “Amerikancı” kesilen eski solcuların mâlum medyanın “irtica tehdidi” furyasında asparagasla “postmodern darbe”ye malzeme üretmesi, bir diğer delili.
Amerikan askerlerine “Go home!” diye bağırıp meydanları kızıştıranların, sağ-sol kışkırtmasıyla ülkeyi kutuplaşmayla, kavga, anarşi ve kargaşa ortamına sürüklemekle demokrasiye müdahâleye zemin hazırladıkları, “kimse kızmasın!” diye başlayan açık itiraflarından anlaşılıyor.
Şamatayla darbeye ortam hazırlayan sözde “sol aydınlar”ın, millet irâdesinin tecellisi Meclislerin ve DP-AP-DYP’li hükûmetlerin tasfiyesi filminde figüran olması, doğrudan Demokratları hedef alan darbelerle ve darbecilerle el-ele oluşları, ibret-i âlem…
Türkiye’de 27 Mayısçılar, 12 Martçılar hâlâ yargılanmazken, Tâlât Aydemir olayında olduğu gibi ABD’nin arkasında olmadığı darbe teşebbüsçülerinin sigaya çekilmesi, başarılamayan darbelerin yargılanıp cezalandırıldığının bâriz belgesi.
Bu durum, Türkiye’de ve bölgede demokrasiyi katleden darbelerin ABD’nin uluslar arası işgal ortağı İngiltere’nin politikalarının bir parçası olduğunu ortaya koymakta…

SİYASÎ İKİLEME MAHKÛM ETMEK…
Bu yüzden, 12 Eylül darbecilerinin, 28 Şubat postmodern darbesini dayatanların, bir-iki göstermelik “ifâde”yle geçiştirilmelerine mukabil, sadece “darbe planları”nın soruşturulması çarpıcı garâbeti karşımıza çıkmakta.
Bu tablo, bir tek ABD’nin arkasında olduğu darbeler başarıldığı, hiç hesâba çekilmeyip üstelik ödüllendirildiği, buna karşılık ABD’nin onaylamadığı darbe teşebbüslerinin başarısız kalıp cezalandırıldığı tesbitini teyid etmekte.
İşin ilginç yanı, iktidar ve muhalefetin bu çelişkiler üzerinden meydana gelen kamplaşmayla siyasî rant elde etmeye çalışması. Tartışmaların, tıpkı sağ-sol tartışması ve çatışması gibi siyasî polemiklerle toplumu kutuplaştırması…
“Darbe karşıtlığı” ve “darbe taraftarlığı” yakıştırması üzerinden kotarılan tahterevalli oyunuyla toplumun kamplaştırılıp AKP-CHP siyasî ikilemine mahkûm edilmesi…
Bu meyanda “başkanlık sistemi”nin tartışılmasını isteyen Başbakan, belli ki kafasına “iki partili “Amerikan modeli”ni koymuş; meydanlarda, kamuoyunun önünde CHP’ye yüklenip, seçmeni AKP-CHP ikilemi tercihiyle baş başa bırakma stratejisine başvuruyor. Ve “başkanlık sistemi”, ister istemez, seçimler sonrası “yeni anayasa”da İmralı’nın önerdiği “yol haritası”ndaki parlamentoları ve bayrakları ayrı, eğitimden maliyeye, sağlıktan spora, güvenlikten dinî hizmetlerine kadar “özerk eyâletler”le “federatif sistem”i sözkonusu ediyor.
Gerçek şu ki Türkiye şu anda zaten âdeta “yarı başkanlık” sistemiyle idâre ediliyor. YÖK üyelerinden rektörlere, yüksek yargıdan üst bürokrasiye kadar Cumhurbaşkanının onayıyla atanıyor. Geri kalan yetkinin yarısını da Türkiye’yi “tek adam yönetimi”ne götüren haliyle Başbakan kullanıyor; hükûmette, bürokraside ve partide…

AKP’NİN ALTERNATİFİ OLDUĞU İÇİN Mİ?
Bu arada siyasî iktidar, kendine alternatif olabilecek partileri görmezden gelip unutturma ve gündemden düşürme taktiğini güdüyor.
Bundandır ki, özellikle DP haberleri ya verilmiyor ya da çok kısıtlı ve maksatlı çarpıtılarak, hatta aleyhe dönüştürülerek, bazen de magazine boğdurularak veriliyor.
Daha seçime girmemiş, hiçbir varlık göstermemiş “köksüz dam otu” mevsimlik nevzuhur partiler ekranlarda abartılarak verildiği halde, 65 yıllık köklü bir maziye ve misyona sahip, Türkiye’de demokrasi ve kalkınmanın temel dinamiğini oluşturan, Türkiye’ye Türkiye’ler katan, yıllardır muhalefette kalmasına rağmen on binlerin toplandığı DP’nin kongreleri, toplantıları son sekiz yıldır kasten ıskalanıp geçiştiriliyor. DP haberleri yalnız “yandaş” medyada değil, “karşıt” medyada da verilmiyor. Yolu kesiliyor, üstü örtülmeye çalışılıyor…
Bu hususta DP Genel Başkanı Nâmık Kemal Zeybek’in, “Bizim radyo-tv konuşmalarımız, basında çıkan beyânatlarımız hemen ürküttü. Televizyonlara ve patronlara bakanlar göndererek, ‘Nâmık Kemal Zeybek’i televizyonlara çıkartmayın’ demeye başladılar” sözlerinin anlamı açık ve oldukça vâhim.
Peki, onca siyasî parti arasından neden DP’nin sesi ve soluğu kesilmesi isteniyor? Referandum öncesi “Anayasa değişikliği paketi” hazırlanırken yüzde birlik partilerle görüşen Erdoğan, hangi gerekçeyle son genel seçimde yüzde 6’ya yakın oy alan DP’yi ziyaret etmedi? AKP, niçin DP’ye hiçbir şekilde medyada yer verilmesini istemiyor?
İktidar partisinin bugünkü oyunun en az yüzde 20-25’inin Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi’nin oyu olduğu, vâdesi ve miâdı dolup ömrünü tamamladığında bu oyların aslî kulvarı olan DP’de yeniden toplanmasından mı korkuluyor? Demirel’i atlayarak Erdoğan’ın resmini Menderes’in ve Özal’ın fotoğrafı yanına afişleyen “muhâfazakâr demokratlık” iddiasındaki AKP’nin siyasî kulvardaki yegâne alternatifi DP olduğu için mi? Bunun için mi eskinin darbelere alkış tutan solcu “yeni Amerikancı liberalleri” AKP’yi canhıraş destekliyorlar?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Cevher İlhan Arşivi