Sayın Başbakan, fatura elbette size çıkar, hesap sizden sorulur!

Sayın Başbakan, fatura elbette size çıkar, hesap sizden sorulur!

Sayın Başbakan; Türkiye’de basın özgürlüğü darbe yiyorsa...
Gazeteciler, yazarlar hapse atılıyorsa...
Haklarında sürekli dava açılıyorsa...
Bu durumda fatura size çıkar.
Başkasına değil.
Hedef tahtasına oturan siz olursunuz.
Yürütmenin başı sizsiniz çünkü.
Türkiye’yi yöneten sizden başkası değil.
Onun için hesap da sizden sorulur.
Demokrasiler böyle işler.
Üstelik parlamentoda mutlak çoğunluk sizin partinizde. Özgürlükleri kısıtlayan, demokrasinin kolunu kanadını kıran yasaları değiştirmek de sizin elinize bakıyor.
Sayın Başbakan;
Çok yakın geçmişe kadar yargı kararlarından en çok şikâyet edenlerin başında geliyordunuz.
Birçok yakınmanızda haklıydınız.
Yargıtay’ın, Danıştay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin, HSYK’nın demokrasi ve hukuk devletine ters düşen, Türkiye’yi birçok bakımdan cendereye sokan kararlarını kamuoyu önünde eleştiren de sizdiniz.
Bunun için anayasa dahil ilgili yasaları parlamentoda değiştirip 12 Eylül referandumuna giden ve yüzde 58 oyla yargı organında köklü değişikliklerin kapısını açan da, sizden başkası değil.
O yüzden bugün gazeteciler hapse atılırken, haberciler ve yazarlar hakkında ceza davaları açılırken, “Ne yapalım yargı!” demenin herhangi bir inandırıcılığı olamaz.
Nitekim olmuyor da.
Kendi istediği vakit yargıya karşı sesini yükselten bir başbakan...
Kendi istediği vakit yargıda radikal değişikliklerin kapısını açabilen bir başbakan...
Ve bunun için halkoylaması riskini bile göze alabilen bir başbakan...
Böyle bir başbakan, eğer basın özgürlüğü darbe yerken, hukukun üstünlüğü yara alırken suskun kalırsa, olanları eli kolu bağlı seyreder, “N’apalım yargı!” demekle yetinirse, o da bir zamanların siyasetçilerine benzer.
Bir başka deyişle:
Türkiye’de bir zamanlar demokrasiyi sadece kendileri için isteyen, demokrasiyi sadece kendi seslerinin çıkması zanneden ‘eskiler’e, Soğuk Savaş döneminin liderlerine benzemeye başlar.
Sayın Başbakan;
Siz bir şiir okuduğunuz için hapse atıldınız bu ülkede, 28 Şubat döneminde.
Daha geçen cuma günü de bir yazar, İsmail Beşikçi, bir sözcükten dolayı hapse mahkûm edildi. Kürdistan diye yazdığı için 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.
İfade özgürlüğüne sığar mı bu? Demokrasiye sığar mı? Her şey bir yana vicdana sığar mı?
Unutmayın;
İsmail Beşikçi Kürt sorunu çerçevesinde yazdığı kitaplardan dolayı hayatının 17 yılını hapiste geçirmiş gerçek bir demokrasi kahramanıdır (*).
Sayın Başbakan;
Eğer bugün hâlâ Türkiye’de bir sözcük yüzünden yazarları hapis cezasına mahkûm edebilen bir yargı düzeni varsa...
Bu düzene karşı sesini yükseltmek demokrasi duyarlığının kaçınılmaz bir gereğidir.
Eğer bugün hâlâ Türkiye’de ifade özgürlüğünün, basın özgürlüğünün kolunu kanadını kırabilen bir yargı düzeni varsa...
Bu düzeni değiştirmek için düğmeye basmak, demokrasi ve hukuk devletinin olmazsa olmaz bir gereğidir.
Eğer bugün hâlâ Türkiye’de düşünceyi ‘suç’ sayabilen, daha hâlâ gazetecileri, habercileri, yazarları, düşünürleri hapis korkutmacasıyla baskı altına almak isteyen bir yargı düzeni ve yargısal zihniyet varsa...
Bu düzeni değiştirmek için ‘siyasal irade’nin gösterilmesi demokrasinin ve demokrasi kültürünün vazgeçilemeyecek bir gereğidir.
Sayın Başbakan;
Arkasına siyasal irade koyduğunuz içindir ki, demokrasi tarihimizin en önemli davaları, Ergenekon’lar, Balyoz’lar sahneye çıktı.
Ama şimdi o ‘siyasal irade’yi özgürlükler için koymazsanız, hem demokrasinin gereği yapılmış olmaz, hem de Ergenekon ve Balyoz da tıpkı 28 Şubat döneminin Susurluk’u gibi rayından sapar, yazık olur.
İyi pazarlar!

* İsmail Beşikçi için İletişim Yayınları, Barış Ünlü ve Ozan Değer’in derleme çalışmasıyla çok güzel bir kitap yayımlamış durumda...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi