M. Emin Parlaktürk

M. Emin Parlaktürk

Zeki Alasya’dan Küstahça Tavır

Zeki Alasya’dan Küstahça Tavır

Bunların adı sanatçı.

Lafa gelince, bir de “halk için sanat yaptıklarını” söylerler.

Kendine halk sanatçısı gözüyle bakanlardan biri de Zeki Alasya.

Sinema artisti ve tiyatrocu Zeki bey demiş ki:

“Emek sinemasının sahnesinde namaz kılınacaksa hiç açılmasın daha iyi.”

Sayın Alasya’ya sormak lazım:

Senin halk sanatçılığın buysa eğer, senin halkın kim?

***

Bilindiği gibi, sinema filmlerinde ve tiyatro oyunlarında işlenen konular, genellikle halkın içinde yaşanan olaylardır.

Senaryolar yazılırken genellikle hep böyle olur.

Yaşanan gerçeklerden yola çıkan senaristler, olayları senaryolaştırıp perdeye veya sahneye aktarırlar.

Bazen de, ünlü roman ve hikaye yazarlarının kitaplarını aktarıp senaryolaştırırlar.

Yani, senaryoların ana kaynağı, Anadolu insanı ve Anadolu’da yaşanan gerçek hayattır.

Peki, bu gerçek hayatın içinde; cami, ezan, namaz gibi dini unsurlar hiç yok mudur?

Bunları, Anadolu insanının hayatından çıkartıp atmak mümkün mü?

İslam ülkeleri arasında cami sayısı en fazla olan ve namaz kılma oranı hatırı sayılır oranda bulunan ülkemizde, Zeki Alasya’nın sarf ettiği bu söz; ne sanatla bağdaşır, ne de senaryolara aktarılan hayat gerçekleriyle!

Anadolu’da, beş vakit namazını camilerde kılan erkekleri, evini ibadethaneye çeviren kadınları görmezden gelmek, iyi niyetle izah edilemez!

Beş vakit namaz kılmayan insanların bile, Cuma günleri haftada bir veya hiç olmazsa Bayram’da yılda iki kez yolları camilerde kesiştiğini sayın Alasya nasıl bilmez!?

Kendi gitmiyorsa, gidenleri de mi görmüyor?!

***

Anadolu insanı, dinle, ibadetle o kadar iç içedir ki, günlük vakitlerini bile ezan’la belirler!

Hatta, önemli günlük işlerini planlarken, vakit namazlarından önce veya sonra diyerek düzenler ve hayata geçirir!

Kısaca, Anadolu insanının ajandasında mutlaka din vardır, dini hayat vardır.

Dini ritüeller, ibadet vakitleri, ezan ve namazlar, Türkiye’de hâlâ belirleyici yaşam araçlarıdır.

Zeki Bey, bu Din’e inanmayabilir, ibadetleri de önemsemeyebilir.

Ama, eğer sanatını halk için yapıyorsa, bu halkın dinine, inanç değerlerine, dini sembollerine saygı göstermek, onu sahnelerde yaşatmak zorundadır.

Bu, halkına ve seyircilerine olan saygının, vefanın bir gereğidir.

Bakınız, batılı film ve tiyatro senaryolarında Kilise, Papaz ve Hıristiyanlık ritüellerinden vazgeçiliyor mu?...

Müslüman ülkemizde de durum aynıdır, böyle olmalıdır.

Bir batılı sinema sanatçısı farzımuhal; “Bu sinemanın sahnesinde haç çıkartılacaksa, açılmasın daha iyi” diyecek olsa, kamuoyu o sanatçıyı aforoz etmekle kalmaz, bir daha o sahneyi asla yüzüne göstermezler!..

Neyse ki, Zeki Alasya Türkiye’de yaşıyor.

Müslümanların engin hoşgörüsü, onu böyle bir tehlikeden uzak tutuyor.

Ama, onun bu sözleri, sanat anlayışını ve Müslümanlara bakış açısını ele verdiği için de, iyi oluyor.

***

Zeki Alasya’nın mason olduğunu söylemesine diyeceğimiz bir şey yok.

Hatta, kendisi; yehud, nasara, ateist, budist, şamanist de olabilir.

Ama, sözlerinden anlaşıldığı kadarıyla Müslüman değil!

Zira hiçbir Müslüman, namaza karşı çıkmaz, çıkamaz!

Yine de biz, inançların varlığını ve inanç sahiplerinin özgürlüğünü savunan bir inanca sahibiz.

Ancak, hem halk için sanat yapıp halktan para kazanan, hem de aynı halkın inancını ve ibadetlerini aşağılayan bir kişiye elbette sessiz kalamayız.

Bu, en hafif tabiriyle küstahça bir tavır, bir saygısızlıktır.

Bu kişinin şahsını ve rol aldığı tüm oyunları protesto etmek ve seyredilmemesi gerektiğini söylemek de görevimizdir...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
M. Emin Parlaktürk Arşivi