Mehtap Yılmaz

Mehtap Yılmaz

Sayın Başbakan, ağır yük sizi seçti!

Sayın Başbakan, ağır yük sizi seçti!

“Ne ağır imtihandır, başındaki” demek istiyorum en az bizim kadar evlat acısı çekiyor olan Başbakan Erdoğan’a! “Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?”
Biliyorum taşır... Çünkü O, “mukaddes yüke” hamaldır! Öyle bir “hamallık ki” üstelik, “sonunda ne rütbe, ne de mal” vardır.
“Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan/ve ayrılık, anadan, babadan, arkadaştan”
Bu yüzden, “Eyvah, eyvah” Başbakan, “sana mı düştü bu yük?/ Bu dâvâ öksüz, bu dâvâ hor, bu dâvâ büyük!” demek geliyor içimden.
Ama şundan eminim ki bu yük, doğru adamı seçti! Bu belâlı yük, sırtına çökmek için başkasını değil, Tayyip Erdoğan’ı seçti!
Bu Allah’ın takdiri...
Değil mi ki O, “zoru başarırım, imkânsız zamanımı alır” felsefesiyle zihniyetimizi dönüştüren, lider ruhuyla örnek aldığımız şahsiyettir!
Şimdi gelmişin, geçmişin gözü üzerinde! Yaşayanların ve ölülerin! Ülkemizin ve diğer ülkelerin! Daha önemlisi Allah’ın!
İşte bu yüzden, halkının, kendine inanan insanların, iktidarının kanatları altında emin hissettiği bir lider iken ipi göğüslemesini arzu ediyoruz.
Yine bu yüzden, “Bundan sonraki süreç çok daha farklı stratejilerle, farklı uygulamalarla kendini gösterecektir” sözlerinin anlamı bizi ürkütüyor.
Çünkü sayın Erdoğan biliyor ki “böylesine hazırlıklı değiliz daha/ Bilmek/ Bu da ürkütüyor/ Gene de biliyoruz: Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda!”
Evet, bölge üzerinde açılan yaralar henüz kapanmadı. Ama yakındı...
Bu yüzden biz, bölgemizde yeni yaralar tetiklenmesinden endişe ediyor, böyle bir akıbetten Allah’a sığınıyoruz. Dicle ve Fırat’ın kıyılarında yetişen doğunun çocukları olarak biz, kimi kendini bilmezler gibi iktidardan intikam değil, çözüm istiyoruz. Sorunun çözümü noktasında süreci devam ettirmesini, Yeni Anayasa konusunda hızını kesmemesini...
İstanbul sermayesinin komutasında, demokratikleşme sürecine çelme takmaya kalkışan, Başbakan’ın canına kastedecek kadar pervasızlaşan, Yeni Anayasa sürecini ateşe vererek, milletimiz için hayati önem arz eden bu süreci şehitlerin külleriyle tıkamaya çalışan, karanlık oluşumların muradı olmasın istiyoruz. Bölge halkının, doksanlı yılların belâ çukuruna tekrar düşmemesini!
*
Doksanlı yıllarda dönemin OHAL valisi Ünal Erkan, “Devlet bunlara karşı çok pasif bir tavır sergiledi. Devlet çekilmişti. Oysa devletin, otoritesini göstermesi gerekiyordu. Terörü ezmeden bir şey yapılamaz.”(Hasan Cemal, Kürtler, sf 165-167)
O yıllarda yaşandı çocukluğumuz. Susurluk, o sürecin doğurduğu kaostu. Ergenekon, o yıllarda karayılan gibi ülkenin yüreğine sokuldu!
Biz çocukken, surların gölgesinde yetişkinler ölüyordu. Faili meçhuller, karabasanlar gibi hanelere çökerken, bölgenin çocukları yetişkin olmaktan korkuyordu.
Ölmekti yetişkin olmak çünkü! Belâya atlamaktı! Kaybolmaktı! Kurtarılamamaktı! Yakınlarını aramaktı! Bulamamaktı! Gitmek, hiç geri dönememekti! Gideceği günü beklemekti. Geride kalmaya katlanmaktı! Korku içinde yaşamaktı!
Köyleri ateşe verenler, şehrimizin sokaklarına buz gibi mezar taşları dikiyorlardı her gün. Ekonomik gücü olanlar bölgeden kaçıyordu! Güvenecek kimse yoktu. Kadınlar, gençler, hayat yerine, intihar intihar ölüme yürüyordu.
Zengin oluyordu OHAL döneminde birileri. Cesetler üzerinden zengin oluyordu. Habiller ve Kabiller toprak altında birikirken, onları kullanarak ülke istikrarını alabora edenler kazanç sağlıyordu.
Mehmetçiğe doğrulan silahların, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan, halkın vergileriyle alınan silahlar olduğu söylenirken kanımız donuyordu. PKK, bizim vergilerimizle alınan silahlarla evlatlarımızı vuruyordu!
Güvenliksiz bir ortamda, devletimizin bize sunduğu karanlık rahmin duvarlarını tekmeleyerek, savaşın sisini soluyarak geçti çocukluğumuz.
Zaten Güneydoğu’da psiko-sosyal açıdan bir Vietnam sendromu yaşıyoruz. İntiharlar sürüyor. Göç çocukları madde bağımlılığının pençesinde. Yüzlerce çocuk, ne yazık ki Mardinkapı Mezarlığı’ndaki mezarlara su taşıyarak karnını doyuruyor.
Kalabalık nüfuslarıyla minnacık evlere sığmaya çalışan göçzedeler arasında ensest, pedofili, fuhuş, hırsızlık, gasp, madde bağımlılığı... almış başını gidiyor.
İşte bu yüzden bu sorunun çözümüne katkı sunacak herkese, başta iktidara rica ediyorum, tutun ve asla bırakmayın sakın bölgemin ellerini! Bırakmayın yoksa yeniden o karanlıkta kayboluruz.
Ergenekon hainleri için beslenecek güvenli bölge sahası oluşur.
Sivil halkın kendini güvende hissettiği şu günleri yaşamak bile hayal olur bizler için.
Bu gün, ülke insanının bir kısmını, bir kısmına karşı kin ve düşmanlığa tahrik eden bu kara ellerin istedikleri olur.
İstanbul sermayesinin PKK işbirlikçisi baronları, terör maşalarıyla ülke ekonomisine, iktidara genç neslin canına belâ olup durur!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mehtap Yılmaz Arşivi