Yargı darbesininin arkasındakiler

Yargı darbesininin arkasındakiler

14 mart’ta açılan kapatma davası bir çok çevrede Yargı darbesi olarak nitelendirildi..Yorumlar, analizler buna göre yapıldı.Yargıtay başkanlar kurulunun bildirisinden sonra bu yöndeki kanaatler iyice pekişti.
Halbuki yargı’nın tek başına darbe yapması, milli iradeye kafa tutması mümkün değil.14 Mart’tan beri ortaya konan pervasız tutum bu darbenin sadece bir yargı darbesi olmadığını gösteriyor.
22 temmuz seçimlerinden önce AKP yi devre dışı bırakmak, en azından gücünü törpülemek için bir projenin devreye sokulduğunu herkes biliyor.Partiler arasında ittifaklar, izdivaçlar denendi, bayrak mitingleri yapıldı ama oyun tutmadı.
Şimdi B planı devrede.
Seçim yoluyla AKP’yi halledemeyenler –darbe- yoluyla hedefe ulaşmaya çalışıyorlar.Bu da, tıpkı 27 Mayıs gibi, 12 Eylül gibi bir darbedir. Tek farkı, askerin direk devreye girdiği bir darbeyi dünyaya kabul ettirmek mümkün olmadığı için, askerin siperde kaldığı bir darbe olmasıdır.
.Her darbe gibi arkasında onu kullanan, mevcut hükümetten haz etmeyen dış destekçileri de vardır. ABD’de Neo con’ların son dönemde AKP hükümetine dönük dozajı yükselen eleştirileri ,bu desteğin en bariz göstergesidir.
Bu darbenin sadece bir hukuk darbesi olmadığını gösteren en önemli delillerden biri geçen gün Nazlı Ilıcak’ında belirttiği, Ergenekon örgütüne ait iletişim tutanaklarıdır. . 18 Ocak 2008'de de, Adli Tıp Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. ümit Sayın, Orhan Tunç isimli kişiyle görüşüyor, Tunç ona şöyle diyor: "TSK artık muhtıra vermeden darbe yapacak. Danıştay, Sayıştay, Yargıtay aracılığıyla mesaj verecekler. Demokrasiyi yıkmak üzere, demokrasinin yöntemlerini kullanan herkes yok edilecek”
Şamil Tayyar'ın operasyon Ergenekon isimli kitabında da dinlemeye takılan benzer telefon konuşmaları var.Vatansever kuvvetler güç birliği derneği yöneticilerinden Salih Balaban ,polis ifadesinde gerçek isminin Albay Cemil A. Olduğunu belirttiği Nazım kod isimli kişiyle görüşürken şunları söylüyor:
“Genel Kurmay’da bir toplantı yaptık moralim bozuldu…Resmen herifler seçimi alacaklar...Alsın sonuçta belli olmayacak mı?...”
Bu ifadelerden sonra, Zeki Balaban isimli sivil kişinin hangi sıfat ve hangi amaçla genel kurmay’daki bir toplantıya çağrıldığını sormak gerekiyor.Daha önemlisi genel Kurmay’ın 22 temmuz seçimlerinden önce böyle bir toplantıya niçin gerek gördüğüdür.Askerin görevi vatanı savunmak, askerlik sanatının gerektirdiği iş ve ödevleri yerine getirmektir.Ergenekon operasyonu kapsamında toplanan bilgiler–bazı asker bürokratların-işi gücü bırakıp siyasetle uğraştıklarını ortaya koyuyor.
14 Mart’ta açılan davayı doğru adlandırabilmek için, Hudson toplantılarından başlayarak bugüne kadar geçen süreci iyi değerlendirmek gerekiyor. Bütün bu aşamaları birbirinden bağımsız düşünmek bizi yanlış sonuçlara götürür..Anayasa mahkemesinin 367 kararı,27 Nisan E-muhtırası,Ergenekon operasyonu –aynı darbe sürecinin-çeşitli merhaleleridir..Bu büyük planda herkes kendine düşen görevi yapıyor.önemli olan görev alanları değil, görev veren eli yakalamaktır.
O el Yargı’nın eli değil.
Kesinlikle değil!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi