Serdar Arseven

Serdar Arseven

Anadolu Ajansı, devlet ve hazîn kalıntılar!..

Anadolu Ajansı, devlet ve hazîn kalıntılar!..

Ayda kaç lira kazanıyorsunuz?..Ve nasıl kazanıyorsunuz?..

Okuyucularımın büyük bir bölümünün sınırlı bir gelire çok büyük çabalar sonucu ulaşabildiklerini biliyorum. Nispeten iyi gelirlere sahip olan okuyucularım da, bu noktaya gelebilmek için ailelerine ayıracakları vakitlerden ve sağlıklarından büyük fedakârlıklarda bulunmuşlardır.
Bugünkü yazıda ele alacağım mevzu, her iki grup için de hayli moral bozucu.
Konya-Ankara hattının ilk seferinin dönüş yolunda aldığım bir telefon beni hayli kızdırdı, kızgınlığımı sizle paylaşmak isterim.
Anadolu Ajansı denilen bir yer var ya; oradan aradı bir meslektaş(!).. Bu Adamı, Antalya taraflarındaki bir program esnasında tanıdım.
Bir Ramazan günüydü. Yanıma oturdu. Kendini tanıttı. Ben de nezaketen “Merhaba, siz nasılsınız?”a girdim. Ajansta görevli olduğunu söyleyen bu yaşlı başlı adamın içkili olduğunu fark edince, bir bahane bulup yanından uzaklaştım. Ramazan günü!..

İşte Konya-Ankara dönüş yolunda gayet keyifle seyrederken, bu adamdan telefon geldi. Kendini iyice hatırlatınca “Ha tamam, sağolun iyiyim, buyurun” dedim.
Dedi ki; “Abi bu senin arkadaşlar bize zulmediyorlar be abi!..”
“Hayırdır?..”
“Ajansa yeni genel müdür geldi ya... Adam her tarafı dağıtıyor. Bizi de emekliye ayırmak istiyor!..”
“Ayrıl sen de!..”
“Öyle deme abi, bir sürü mağduriyetimiz oluyor. Bizi bilirsin(!), her kesimle iyi diyaloğu olan adamlarız.”
“(...)”
“Duyuyor musun, kalabalık bir yerdesin galiba!”
“Trendeyim, biraz zor oluyor ama duyuyorum.”
“Abi, sizinkilerle bir görüşsen...”
“Neyi?..”
“Bizi anlatsan...”
“Şu anda kaç para alıyorsun sen.”
“Ya abi bişey değil... Bunca yıldan sonra, valla çok değil.”
“Söyle!..”
“Abi 7-8 filan işte!..”
“Sekiz”?
“Sekiz bin abi!..”
“Emekli olunca... İkramiye?..”
“Abi üçyüz elli bin (üçyüzelli milyar eski parayla) filan... Ama abi, birden bire atıyorlar... Ona göre borçlanmışız, filan abi!..”

Telefonu kapattım... Kendime engel olamadım, oruç ağzımdan olmadık laflar çıkıyordu, zor tuttum.

Etrafımda bir grup meslektaşım vardı; “Kızgınlığımın” sebebini sordular; anlattım.
Onların da morali bozuldu ve hatta telefondaki “meslektaş”(!) için “Vay p... vay” diyen bile oldu!..

Adamlar zamanında “onun bunun” torpiliyle yerleşmiş... İyi paralarla başlatıldıklarından dolayı da maaşları anormal hale gelmiş. Bir de nasıl hesaplandığı meçhul bir “ikramiye sistemi” var; mesela zamanında kuruma girmiş olan bir adam, emekli olur olmaz 600 bin lira alıyor!.. Eski para 600 milyar, Ankara’da “orta sınıf” tam 6 daire parası!..
Neyin karşılığı bu?.. Hiç...
Zamanında “Mesut’un adamı”ymış mesela... Oradan bir kapağı atmış, atış o atış!.. Bir de “torpili eh şöyle böyle olanlar” var. Onlar da nispeten düşük bedellere imza atmışlar, onların “mağduriyetleri” de yıllardır devam ediyor.
Hani onlar da ayda 2.5, 3 bin lira alır ama yanındakinin 10 bin liraya para demediği bir ortamda, buna sefalet ücreti denmekte!..
Şimdi... Bir genel müdür geliyor, bu saçma sapan düzene şöyle bir el atıyor... Emeklilik yaşı gelmiş, gelmiş de çoktaaan geçmiş olanlara usulünce “Arkadaş, ayrıl işte emekliye... Kurumu da yükten kurtar, kendini de” diyor.
Adam “Iııh”; kazık çakmış oraya...
Senin benim paramı yemeye devam edecek; deveyi havuduyla götürmeye devam.

Bu ne biçim bir memlekettir; “Bir kişiye dokuz, dokuz kişiye bir pul!”

Bir canım öğretmeni alsan, üstüne beş altı hatta on işçi koysan, bir “Anadolu Ajansı çalışmayanı”nın ikramiyesine denk gelmiyor.
AA böyle de TRT farklı mı? TRT’nin Yücel Yener döneminde alınan “torpillileri”, bir yerleri “sol” sendikaya ve köhne hukuk mekanizmalarına dayalı; pislik, çirkeflik... Çok iyi ücretlerle ve çok daha iyi “katkılarla” işgale devam ediyor... Bu duruma son vermek için temizlik ameliyesi başlatanlar da, “çeteler” tarafından hedef haline getiriliyor.

Anadolu Ajansı’nın konuya ilişkin açıklamasında “Haksızlıklara” dikkat çekilmekte. Ve bu haksızlıkların giderileceğine dair irade beyanında bulunmakta.
Yeni Genel Müdür Sayın Kemal Öztürk doğru yolda... Bazı ajans çalışmayanlarının arkasındaki “örgüt”ün gürültü çıkartmaya çalışması ve bazı “çalışmayanların” bana ulaşarak “araya girmemi” istemeleri bunu göstermekte.
Devleti sülüklerden temizleyin!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Serdar Arseven Arşivi