Serdar Arseven

Serdar Arseven

Rezil Rapor... Çevik Bir’i yargılayalım!..

Rezil Rapor... Çevik Bir’i yargılayalım!..

BM-Mavi Marmara Raporu’nun İsrail’e yakın “New York Times”a sızdırıldığını öğrendiğim an, “Mesaj”ı düşündüm. İsrail, Ortadoğu’nun liderliğine soyunmuş bir Türkiye’den duyduğu rahatsızlığı ilan ediyor. ¥ Bize göstermek daha doğrusu “altını çize çize” hatırlatmak istediği şu ki; “Kaderinizi elinde tutan (!) Birleşmiş Milletler dün olduğu gibi bugün de bizim uşağımızdır. Ortadoğu’nun liderliğine oynayanlar, bu gerçeği gözden uzak tutmasın!..” Buradaki “Sizin de kaderinizi elinde tutan Birleşmiş Milletler”e bir açıklık getirmek gerekecek. Türkiye, Anasol-Me döneminde yani MHP’li koalisyon döneminde BM’nin İkiz Sözleşmeleri’ni kabul etti. Bayram üstü lafı dolandırmayalım; işin özü “Her etnik unsura kendi kaderini tayin hakkını” vermektir kabullendiğimiz... “Kendi kaderini tayin hakkı” nedir?.. Şudur: Herhangi bir “kavim” (Yani kavmi temsil ettiği kabul edilen bir grup mesela BDP’liler!!!) Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden özerklik talep edebilir. Hatta ve hatta tam bağımsızlık -yani bir başka devlet- talep edebilir. Talep kabul görmezse, bu işin hal mercii BM’dir. Yugoslavya misali aşırı gelmesin; bir bakmışsınız günün birinde memlekete UN’cular (BM’ciler) gelmiş!.. Olmaz mı yani!.. Birleşmiş Milletler’in sözde “Barış Gücü” hangi durumlarda devreye girer?.. Ve, PKK tam da “BM Raporu”nun sızdırılacağı günlere doğru eylemlerine niçin hız verir?.. Özerklik talepleri niçin ısrarla öne çıkartılır?.. PKK, gücünü dağdaki üç beş çapulcudan mı almaktadır?.. ¥ Kafaları karıştırmış olmayalım; Türkiye hem de “en milliyetçilerimizin” iktidar ortağı olduğu dönemde ipini BM’nin eline vermiş bulunmaktadır. Verdiğimiz mücadele PKK terörüne karşı değildir; yedi düvele karşı yeni bir İstiklal Mücadelesi’dir... Döne düşünmeye yarar bu noktalara şöyle bir değindikten sonra, gelelim rapora: BM, “aşağıdakilere denk cümlelerle” diyor ki; İsrail’in Gazze’ye uyguladığı abluka yüzde yüz haklıdır... Oradaki her bebek, daha doğuştan ölmeyi hak etmiştir!.. Gazzeliyi, gıdasız, susuz, ilaçsız bırakmak suç değil, haktır... İsrail, uluslararası hukukun kendisine verdiği hakları kullanmaktan başka bir şey yapmamıştır... Mavi Marmara gemisindekiler, İsrailli askerlere karşı ortaya koydukları “Organize ve şiddetli direniş”ten dolayı ölmeyi -büyük ölçüde- hak etmişlerdir!.. İsrail askeri, “kendisini korumak” için böyle davranma “yani katliama imza atma” ihtiyacını hissetmiştir!.. Bununla birlikte, İsrail askeri, biraz daha rafine yöntemler kullanmamak suretiyle “hafif kusur”lu hale düşmüştür. Bu kusur, “özür dilenmesini” gerektirecek kadar önemli değildir, hafiften bir “üzüntü” beyanı işi halleder!.. Buradaki esas kusur “Geminin yola çıkmasını engellemeyen Türk Hükümeti” ile İHH adlı “hakkında soru işaretleri” bulunan örgüttedir. Filan. ¥ BM’nin dediklerini alın ve İsrail terörüne yön veren “metinlerle” karşılaştırın... Bütünlüğü anında fark edeceksiniz. BM diyor ki: “Gazzelileri abluka altında tutacaksın!..” Benzeri mi?.. “Yehova’nın kendilerine miras olarak verdiği arzı mevudda yaşayan halkların şehirlerinde soluk alan hiçbir canlı kalmayacak, tümü yok edilecek!” (Tensiye 20/ 16-17)... Ve dahi şu: “Hatta öyle ki oralarda onlara ait ne varsa, kadın erkek, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsi öldürülecek ve hiçbir şey sağ bırakılmayacaktır. (I. Samuel, 15/ 2-3) ¥ Evet... İsrail bugünlerde BM aracılığı ile ve hatta daha önce elindeki medya organı aracılığı ile bize mesajını gönderiyor: “Evi camdan olan komşusunun bahçesine taş atmasın!..” Tehdit açık... Türkiye, bu tehdide Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu tarafından ilan edilen 5 maddelik “yaptırım paketi” ile karşılık verdi... En çok dikkati çeken, bütün askeri anlaşmaların askıya alınmış olması... Bu tam da bizim konumuz; zamanında nice haber ve köşe yazısı ile “Çevik Bir” rumuzlu askeri anlaşmaların arka planlarını ele almıştık... Bugün için “işlevi” pek kalmamış askeri anlaşmaları “iptal” etmek yetmez; bu anlaşmaların “hangi ihtiyaçlardan” kaynaklandığı... Bu anlaşmalar çerçevesindeki taahhütlerden hangilerinin yerine getirildiği, hangilerinin Türkiye hanesine “zarar” yazdığı... Kaç uçağımızın, kaç tankımızın “kayıplarda” olduğu... İsrail’e “verilen” işlerde devletimizin menfaatlerinin ne ölçüde kollandığı... Bütün bunlar ortaya konulmalı... Bu işi “yargı” paklar... Çevik Bir’in çok önemli askeri anlaşmalar imzalamak üzere “İsrail”e gittiği 1998’den başlansın hele... Bugünkü İsrail yönetiminin bazı önde gelen isimleri nasıl rahatsız oluyormuş, o zaman görürsünüz!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Serdar Arseven Arşivi