Nusret Çiçek

Nusret Çiçek

Vergi ile mahkemeler

Vergi ile mahkemeler

Geçen haftaki yazımda KDV ile gelir vergisi oranlarının çok yüksek olduğunu vurgulamıştım. Öyle olunca da, bu tip bir vergi sisteminden devletine karşı dürüst adam yerine vergisini kaçıran adam çıkar.
Bana göre bu vergi işi kalkınmamızda birinci engel. Diğer engel ise, her birimizin adalet arayışı içerisinde bulunmamızdır. Bazen de içimizden geldiği gibi söyleniriz:
“Bu ülkede adalet yok mu?”
Yok kardeşim yok, taze bitti desem değil, bu iş Tanzimat Fermanı’ndan bu tarafa böyle.
Onuncu Yıl Marşı sevdalılarına sorsanız Batı hukukunu taklit edince muasır olurmuşuz, çağdaşlaşırmışız. Bir halt olamadık...
Davası 10-15 yılda sonuçlandığı halde çağdaşlığa soyunan bir başka ülke var mı?
Adama gülerler veya aklından şüphe ederler...
Ben söylediğimde meslektaşlar alınıyor, ama gerçeklerin dilini tutma imkanımız yok.
Emekli olduktan sonra yargıyı ancak tanıyabildim.
İçerisinde olunca dışarıdaki fırtınaları göremiyorsunuz.
Avukat sıfatımla katıldığım bir duruşmada kişiliğini televizyonlarda sarhoş hali ile seyrettiğimiz malum savcı iddia makamında. Başını gözünü yara yara dosya hakkında vermiş olduğu esas hakkındaki mütalaayı dinlerken gülmemek için kendimi zor tuttum. Anladım ki bu savcı dosyanın kapağını bile kaldırmamış. Veya okuduğunu anlamıyor.
Duruşma sonrasında duruşma tutanağı verilir, ama hakim mazeret beyan ederek vermedi(halen de birçok mahkemede verilmiyor), daha sonra alabileceğimi ifade edince eyvah dedim, savcının çarpık mütalaasını düzeltecek.
Duruşma tutanağını hakimden iki gün sonra alabildim.
Ne göreyim, aynen düşündüğüm gibi, mütalaa düzeltilmiş.
Hakimin yaptığı elbetteki suç ama nasıl ispat edeceksin. Öylesi bir olayı isnat ederek şikayet etsen, ispat gücün olmadığından ihale üzerinde kalır...
Ancak yutkunabildim.
Adalet müfettişlerine söylüyorum, şuracıkta Sincan Adliyesi var, gidin de duruşmaların saat kaçta başladığını görün.
Veya duruşma salonlarında dinleyici gibi oturun da nağmeleri izleyin.
Yine geçmişte, Ankara gibi bir yerde saat dokuza duruşmam konuldu. Yetişeyim diye taksi parasını da cepten verince ne göreyim, aynı saate tam on duruşma konulmasın mı. Tam üç saat mahkeme kapısında beklemek zorunda kaldım.
Geçen Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde aynı uygulamayı gördüm. Duruşma saatine tarih de veriyorum, 22.9.2011 saat 09. Ankara’dan yetişeyim diye koşup gidince aynı saatte konulan altı dosyayı gördüğümde bayılmam geldi.
Duruşmaya ancak 12’de girebildim...
Yargıda neler oluyor?
Neler olmuyor ki... Bu köşede defalarca yazdım, Anayasa duruşmaların aleniyetini öngörüyor. Yani herkes duruşmayı rahatlıkla seyredebilecek. Ama bizim aleniyetimiz 1928’lerin kafa yapısı ayarında. Ufak bir salon, birkaç izleyici, kapıda bağıran mübaşir...
Geçti o devirler... Artık dünya internet çağını yaşıyor. Diyorum ki, tüm bu olumsuzlukları bertaraf etmek için duruşmaların görüntülü olarak kayıt altına alınması lazım.
Kim ne yapıyor, kim ne ediyor görelim...
Yargı maalesef durma noktasına geldi. Teşkilatta çokça yeteneksiz hakim ve savcı var. Doğru dürüst ifade alamıyorlar, duruşmayı zamana ayarlayıp yapamıyorlar.
Bazıları ise tamamen farklı, bağırma çağırma, korkutma.
Artık yargılamaya da demokratik kurallar gelsin diyoruz... Hakim izinsiz oturan avukatı paylıyor veya ayağa kalkıp konuşmadığı için ters ters bakıyor... Usulde sanki ayakta dikilmek maddesi varmış gibi... Veya azarlanmak...
Hepsi olmuyor değil...
HSYK Başkanı Sayın Sadullah Ergin, bu iş senin işin, ceddine rahmet, arkanda unutulmayacak bir eserin kalsın...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nusret Çiçek Arşivi