Mehtap Yılmaz

Mehtap Yılmaz

Öldüren macera!

Öldüren macera!

Türkiye’deki bu vahşi basın dünyasında muhabir olmak, gerçekten akıl kârı değildir! Çünkü bu memlekette muhabir olmak, Cüneyt Özdemir’in ifadesiyle “köle olmak demektir. Muhabirlik, sadece macera için yapılacak bir meslektir. Güvence, teminat, sigorta her şey, her şey SIFIRDIR. Bilmeyenler için söylemek isterim; Yeni başlayanlar ve çok önce başlayanlar için... Muhabirlik bir maceradır, ÖLDÜREN MACERA!”


Özdemir’i dinlerken hakikaten insanın yüreği titriyor. Ondaki yangın aynı şiddetiyle size de sıçrıyor. En az kaybettiğimiz basın mensuplarının aileleri kadar içiniz sızlıyor. Yaslara batıyorsunuz, uykusuz bir gecenin karanlığına “katil” hissederek gömülürken...


“Üç kuruş bütçe ile Afganistan’a muhabir olarak yollandığım günleri asla unutamam” diyor Özdemir, adeta kurban gibi hissederken. “O cehennemden parasız çıkmamız bile mucizedir.(...) Hiç unutmuyorum Lübnan’da muhabir olarak kelle koltukta haber yaparken BBC ekibini görüp imrenmiştim. Çelik yelekler, kasklar, zırhlı arabalar”


Özdemir bu öğütücü sistemden şans eseri sağ kurtulmuş biridir. Zaten ancak kölelik sisteminden gelen biri basındaki “efendi”lere köle ruhuna bürünerek sarsıcı bir şekilde hesap sorabilir, “Van’da bütün anlı şanlı Anchorlar yeni yapılan otellerde yer ayırtmıştı. Ama Cem ile Sabahattin bölge muhabiriydi, boş verildi değil mi?”


Bence kesinlikle boş verildi! Çünkü onlar anlı şanlı Anchorlar değil, sıradan bölge muhabirleriydi. Merhum Sabahattin’in ve Cem’in, avuçlarına sadaka misali bırakılan üç kuruşluk maaşlarıyla kalmaya güç yetirebildikleri yer de bu yüzden elek altı bir oteldi. Üstelik depremden ağır hasar görmüş, taşsız bir mezar gibiydi! Peki, bu insanlara yazık değil mi? Maruz kaldıkları muamele resmen zulüm değil mi?


Başsağlığı dileyen devlet erkânı da bu konuda duyarlılık göstermelidir. Acaba Cem ve Sabahattin de, acımasızca boş verilen, kaderine terk edilen diğer muhabirler gibi boş mu verildi? Sosyal güvenceleri var mıydı? Yoksa bu, muhabirleri usulsüz çalıştırmak olmaz mı?


Burada, yıllarca medyada yöneticilik yapan Yılmaz Özdil’in “Basın’ız sağ olsun” yazısına da değinmek isterim! Bu anlamda kılını kıpırdatmamış, hiç sorumluluğu yokmuş gibi davranmış biri ise, söz konusu yazı ucuz bir hamaset örneğidir. Aksi ise gerçek bir kahramanlık göstergesi!


Sayın Bakan Mehmet Şimşek söz konusu basınzedeler için “ruhları şad olsun! Van depreminde enkaz altında kalan değerli basın mensubu Cem Emir ve Sabahattin Yılmaz’ı görev şehidi olarak kaybettik” diye başsağlığı diliyordu bu gün. Acaba geride bıraktıkları, bakmakla yükümlü oldukları aileleri için bir güvence temin edilecek mi? Bu hukuksuzluğa devlet erkânının müdahil olmaması, süregelen bu kölelik düzenine gizli onay vermek anlamı taşımaz mı?





THK, kurban bayramlarında, “deri” toplayarak kurbanlar üzerinden bayram ederdi! Şimdi de eğer iddialar doğruysa, deprem kurbanlarını taşımak için 250 TL gibi yüksek meblağlar talep ederek kâr elde ediyor. Kurban derilerini zorla vermek zorunda kalan insanların “deri”lerini yüzüyor bu kez anlayacağınız! Dolayısıyla THK, deprem kurbanlarının cesetlerinden astronomik rakamlar isteyerek, bu kez kurbanlara göz dikiyor! En az deprem kadar yıkıcı, deprem kadar öldürücü bir icraat sergiliyor.


Biz de diyoruz ki, THK bu konuda deprem kurbanlarından yana bir kurumsal tavır sergilemeli! Eski yönetimlerin yıllar boyu cebren ve hile ile topladığı kurban derileri hakkı içün deprem kurbanlarının cesetlerinden kâr etmemeli!





Van’daki depremzedelerin son durumu tam anlamıyla bir rodeoya dönüştü. Toprak, yabanıl bir hayvan gibi insanları sırtından atmak için sürekli olarak depreşiyor. Vahşi bir atın üstünde durmaya çalışır gibi yaşıyor artık Van’lılar. İnsanlar yaprak gibi düşüyor. Rodeo depremzedelerin aleyhine sürüyor. Van hazanı çok derin ve trajik yaşıyor. Yaprak döküyor sürekli.


Hayata tutunmaya çalışanları çok daha zorlu bir ölüm bekliyor. Çocuklar üşüyor! Üşüdükçe ölüyor. Ölümlerinden sorumlu hissediyoruz. Üşüyoruz millet olarak. Hep birlikte üşüyoruz. Allah’ım yardım et, merhamet et, koparma biraz daha bizi!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mehtap Yılmaz Arşivi