Kürt Sorunu habis bir ura dönüşüyor

Kürt Sorunu habis bir ura dönüşüyor

Her check-up’ta ortaya çıkan bir sorun olmasına rağmen sadece küçük çaplı operasyonlarla geçiştirilmeye çalışılan bir hastalık gibi Kürt Sorunu...

Herkes ortada çok ciddi bir sıkıntı olduğunun farkında ama yok sayılırsa geçeceği umudunda.

Yok sayıldıkça yayılıyor, sağlıklı hücrelere sıçrıyor.

Vücudun bir kısmında ortaya çıkan kanserli hücrelerin diğer kısımlara sıçramayacağını düşünenler var ama artık her kısım hızla hastalanıyor.

Teşhisi konulmuş ama tedavisi bilinçli bir şekilde yapılmayan ölümcül bir hastalıkla karşı karşıyayız.

Tipik Türk tipi bir yaklaşım.

Amerika’dakinin aksine Türkiye’de doktorlar ölümcül bir hastalıkla karşı karşıya olduğunuzu söylemezler size.

Gerçeği saklarlar.

Amerika’da doğrudan yüzünüze söylerler, “6 ay veya 8 ay ömrünüz kaldı” diye..

Gerçekle yüzleşme konusundaki farklılığın açık göstergesidir bu; gerçek şu ki, şu anda ölümcül bir hastalığımız var ve tedavi edilmezse, toplum olarak ömrümüz hızla kısalıyor.

Uludere’de yaşanan korkunç vahşet, “tasada, kederde ve sevinçte ortak” bir toplum olmadığımızı bütün çıplaklığıyla bir kez daha ortaya koydu.

Kürtlerin ve Türklerin keder ve tasaları giderek kapatılması imkansız biçimde birbirinden ayrılıyor.

Toplumun bir kesimi 35 genci toprağa vermenin yasını tutarken, diğer kesimi bu olay hiç olmamış gibi yeni yıl kutlaması yapıyorsa, ortada birlik ve beraberlik yok demektir.

İtiraf edelim ki, toplumun kendini Türk sayan kesimi için Doğu, insanlarından dolayı değil, toprağı nedeniyle önemli bir bölge.

Coğrafi büyümeyi her şeyden önemli sayan, yıllarca imparatorluktan küçük bir ulus-devlete daralmanın inkar edilmeye çalışılan psikolojik sonuçlarıyla uğraşan bir toplum olarak yetiştirildik.

Şimdi bunun sonuçlarıyla karşı karşıyayız.

Hastalıkları gören ama tedavi etme cesareti gösteremeyen bir doktor durumuna düştük.

Böyle bir doktorun tıp aleminde yeri yoktur, olamaz.

Toplumun hastalığını doğru teşhis edip tedavi yolunda adım atmayanlar da aynı sonuçlarla karşılaşabilir korkarım.

Ya doğru ilacı vermek ya da kesip atmak gerekiyor.

Zaman geçtikçe ilaçla tedavi imkansız hale gelecektir.

Suçun kişiselliği

Gazetelerde dün bombalama sonucu hayatını kaybeden ailenin kimi fertlerinin Barzani lehine casusluk suçlamasıyla yargılandığına ilişkin haberler vardı.

Bu haberin Türkçe tercümesi; ölenler de o kadar masum olmayabilir anlamına gelir.

Bu tip bir yaklaşım, her şeyden önce suçun kişiselliği ilkesine aykırıdır.

İkincisi, olayın gerçek yüzü aydınlatılmamışken karanlıkta kalmasına destek anlamına gelir.

Üçüncüsü, ülkenin Batısında zaten var olan duyarsızlığa katkıda bulunur.

Medyanın bombardıman günü gösterdiği özensizlik ortadayken yeni haberlerle buna katkıda bulunmamak gerekir.

Gazetecilik ve tutuklama

Bir gazetecinin bir başka gazeteci için ‘’yakında tutuklanacak’’ tarzında haberler yazması en azından etik değildir.

Bu duyumlar doğru olsa bile, sonuçta ortaya çıkacak kararın hukuki olmadığını, belli merkezlerin yönlendirmesi sonucu alındığını gösterir.

Biri, bir gazeteciyle ilgili iddiaları gündeme getirmekle yetinmiyor, hüküm açıklıyorsa, hukukun ruhuna Fatiha okumak gerekir.

28 Şubat soruşturmasına gelince...

Eğer 28 Şubat dönemi sorgulanacaksa, başta dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan ve o dönemin kabinesinde görev yapan Refah Partililer’den başlamak gerekmez mi?

Sonuçta o kararları imzalayan, uygulamaya koyanlar onlardı.

Bir yanlış olsaydı, kararları imzalamaz, protesto edip istifa ederlerdi herhalde.

Muhafazakar kesimin önce bu süreçte Refah Partisi’nin sorumluluğunu sorgulayıp tartışması daha doğru olmaz mı sizce de...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi