Kar yağışının yeniden başlamasına ve soğuğun derecesinin artmasına paralel olarak insanların kendi dünyalarıyla ilgili telaşlarının artması sebebiyle çevrelerindeki hadiselerden kısmen kopmalarına rağmen dünya gündemini oluşturan önemli gelişmeler bütün sıcaklığıyla sürüyor. Bunların başında da Suriye'deki Baas diktasının vahşi saldırıları ve korkunç katliamları geliyor. Bazıları katil Baas rejiminin suçunun üstünü örtmeye veya gerçekleştirilen vahşi katliamları görmezden gelmeye çalışsalar da ne yazık ki insanlık dışı katliamlar devam ediyor. Böylesine büyük bir mızrağın çuvala sığdırılması mümkün olmadığı için görmek istemeyenler veya olayları çarpıtanlar uydurdukları yalanlarla, böylesine korkunç katliamları bile mazur gösterme çabalarıyla sadece kendilerini yanıltıyorlar. Eğer iddia ettiklerine kendileri inanıyorlarsa tabii. Ama inanabileceklerini de pek tahmin etmiyorum.
Suriye'deki Baas diktasının, Mevlid gecesinde gerçekleştirdiği cami ve ev baskınlarında yaptığı büyük katliamla birlikte günlük imha ortalamasının rakamlarını bayağı artırması kendinden öncekilerin yolunu izlediğini gösteriyor. Libya diktatörü Kaddafi de aynı taktiği uygulamıştı. Dolayısıyla Suriye diktatörü Beşşar Esed'in şiddet ve katliamlarının hızını artırma konusunda bir üst vitese geçmesi kendisini uçuruma götüren yoldaki hızında da bir üst vitese geçtiğinin göstergesi olabilir.
Ancak Suriye diktatörünün yolu uzatabilmesi şimdiye kadar kurmuş olduğu stratejik ittifaklarla dünyadaki birçok etkin gücün açıktan yanında yer almak suretiyle bileğini güçlendirmeleri, bazılarının da görünüşte karşısında yer almalarına rağmen Baas sonrasıyla ilgili endişeleri yüzünden yeni bir strateji geliştirinceye kadar ona mühlet tanımak gerektiği düşüncesiyle zorlayıcı bir uygulamaya başvurmamaları sebebiyledir. Bu süre içinde Suriye halkının çekeceği sıkıntı, maruz kalacağı zulüm, kaybedeceği can onları çok fazla ilgilendirmiyor. Çünkü gerek açıktan gerekse dolaylı destek verenlerin, diktatör Esed'in bileğini güçlendirenlerin veya önünü açık tutanların politikalarını stratejik çıkar hesapları belirliyor.
Suriye'de zulme, vahşete, katliama gerek dolaylı ve gerekse doğrudan destek vermeye çalışanlar ya da sessiz kalanlar yaptıklarına yüzlerce gerekçe, mazeret, dayanak bulabilirler. Siyonist işgalcilerin yaptığı zulümlere arka çıkanlar da sergiledikleri tavırlarını haklı gösterebilmek için yüzlerce gerekçe ve dayanak buluyorlar. Fakat böylesine korkunç bir zulmün arkasında yer almak, o zulme destek vermek zalimlerle birlikte olmak ve aynı sorumluluğu yüklenmek demektir. Eğer Allah'ın huzuruna çıkacağımıza, yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan dolayı hesaba çekileceğimize inanıyorsak Yüce Allah'ın bizi, kendimizi tatmin için uydurduğumuz tevillerle değil vahiyle bildirdiği ilkelere göre hesaba çekeceğine de inanmalıyız. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in veladet yıl dönümü münasebetiyle camileri doldurmuş yüzlerce insanın "terör örgütü mensupları" oldukları için katledildikleri yalanı hiç işe yaramayacak. "Yok canım, sayıyı çok abartıyorsunuz. Üç yüz kişi değilmiş sadece altmış kişiyi öldürmüşler!" avuntusu da bir işe yaramayacak. Bu insanlar silahsız savunmasız bir şekilde camilerde katledilirken zalimlerin mi yoksa mazlumların mı yanında yer aldın onun hesabını vermek zorunda kalacaksın. İşte bunun hesabını şimdiden vicdanına vermende yarar var. Vicdanını avutmakla işi halletmiş olamazsın, çünkü asıl hesapta kendi kendini avutmak için kullandığın malzemeler hiçbir işe yaramayacak.
Böyle bir zulüm karşısında sessizliğin, olan bitenlere bigane kalmanın yahut yaşananları bir kurgu film gibi izleyerek kendini tamamen hadisenin dışında görmenin de hesabı var. Bazen insanın işgal ettiği mevki yahut çalıştığı alan ek bir sorumluluk yükleyebilir. Kamuoyunu doğru bilgilendirme ve bilinçli tavır sergilemesine öncülük etme açısından basın yayının büyük önemi var. Dolayısıyla bu alanda çalışanların, söz sahibi olanların hadiselere bigane kalmaları daha büyük bir sorumluluk yükler. Bigane kalınmasının, katil Baas diktasının kanlı baskınlarının, vahşi katliamlarının, zulmünün üstünün örtülmesi çabası olarak görülmesini de normal karşılamak gerekir.
gozlerın kor aklını sattın galıba sen kıme sahıp çıkıyorsunbe yuhhhhhhhh zavallıesadın kolesı sen ne ışsın be kafamızı bulandırma bırak yazmayıkokozayıptırbe gunde kaç musluman öluyo haın doğruyor muslumanı gıt ışıneasçrumuzlu mahlukkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk
Kan dökenler,şehirleri yakıp yıkanlar,8-9 yaşlarındaki çocukların ırzına geçip vahşiçe katledenler,mezheb kışkırtıçılığı yapanlar kimler?islam maskesine bürünüp abd-ısrail uşaklığı yapan ihvan-vahhabi sürüleridir.dün humsta libyadan gelen 3 kiralık katilin leşi yere serildi,kimmiş katiller,sefihler
Ahmet efendi;eğer samimiysen hodri meydan,gelin akil insanlardan oluşan bir Hılful-fudul oluşturalım,hep birlikte suriyeye gidelim,hakikatleri yerinde görelim ve allah rızası için doğruları ikrar edelim,yakılan bu fitne ateşini söndürmek için bir adım atalım da millet gerçekleri öğrensin,var mısın?
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.
Rum Suresi 39. Ayet
BİR HADİS
Resulullah (sa) buyurdular ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."
Müslim, İmaret 155