Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Sürprizlerimizi bozdular

Sürprizlerimizi bozdular

Merhaba sevgili dostlarım...

Biliyorsunuz hayat sürprizlerle daha güzeldir...

Teknoloji sürprizlerimizin de canına okudu, uzun zamandır doğal sürprizlerden mahrum yaşıyoruz...

“Doğal sürpriz” ne midir?..

Meselâ, eskiden havanın durumu bir “doğal sürpriz”di...

Uyandığımızda sabırsızlıkla perdeleri açar, havaya bakardık...

Güneş ayrı bir keyifti, yağmur ve kar apayrı bir keyif...

Karadeniz’de havanın yağmurlu olması pek sürprizden sayılmazdı, ama güneşin camdan girip ruhunuzu sarmalaması, müthiş bir sürprizdi...

Bizim denizci taifesi Ömer Dayı’nın kahvehanesinden şoseye çıkar, havayı gözlemler, üşümüş halde kahvehaneye döndüğünde, havadan haber soranlara müjdeyi verirdi:

“Hava açacak...”

Sonra gider kahvehanenin tek lüks eşyası olan barometrenin (Enver Paşa ile Yavuz Zırhlısı’nın fotoğrafları arasında asılıydı) üstünü tıklar, tahminini barometre ile doğrulardı:

“Barometre yükseldi, güneşli günler geliyor.”

Güneşli günlerin müjdelenmesi bile insanlarda tebessüm oluştururdu. Ama hava üstüne tartışmalar da başlardı...

Kişisel deneyimler seslendirilir, emareler (belirti) değerlendirilir, itirazlar edilir, muhabbet koyulaştıkça koyulaşırdı...

Anlayacağınız, eskiden ne zaman yağmur yağacak, ne zaman rüzgâr esecek, ne zaman kar gelecek, güneş açacak bilmezdik... Deneyimlere dayalı tahminlerle havanın sırrını çözmeye çalışırdık...

Bu bile apayrı bir keyifti ve bazı denizcilerin tahminleri gerçekten de tutardı.

Eski gemicilerden Doburcalı Mehmed Dayı tahmincilerin başta gideniydi. Hafiften kekeme haliyle, “Ha ha hava a açacak” demesi, kalabalıkta farklı bir şenlikti.

Tabii her defasında tahminini tutturamazdı. Ancak asla bozuntuya vermez, “hava açacak” dediği halde kapatmışsa, lâfını çevirir, “Be ben za zaten ya ya yağmur yağacak demiştim” derdi.

Hafiften tebessüm ederler, hatasını yüzüne vurmazlardı.

Bir gün babama bunun sebebini sordum: “Hava açacak demişti, ama yağmur geldi, neden bunu hatırlatmıyorsunuz?”

Gülümseyerek dostluğun püf noktasını söylemişti, babam:

“Havadan sudan sebeplerle bir dostu incitmeye değmez!”

Bu söz kulağıma küpe oldu. Ne var ki “havadan sudan” sebeplerle zaman zaman dostlarımı incitmekten de kendimi alamadım...

Bilmek ayrı, yapmak ayrıdır!

Gelelim “doğum sürprizi”ne...

Hayatın dokuz ay süren böyle bir sürprizi daha vardı: Dünyaya gelene kadar kimse çocuğun cinsiyetini bilmezdi. Çok itibar gören köy ebeleri deneyimlerini dayalı tahminler yürütürdü: “Gelin hanım güzelleşti, erkek doğuracak”, ya da “Gelin hanım çillendi, kız doğuracak.”

Tüm aile müthiş bir bekleyişe girer, her günü ayrı heyecan olan müthiş bir sürprize hazırlanırdı...

Teknoloji bu kabil sürprizlerimizin canına okudu...

Güneş, yağmur, kar, fırtına ve çocuğun cinsiyeti çoktan beri “sürpriz” olmaktan çıktı...

Bir hafta önceden havanın nasıl olacağı, hamilelikten birkaç ay sonra da çocuğun cinsiyeti bildiriliyor.

Heyecanlı bekleyişler çoktan sona erdi...

Hayat çoktan rutine (olağana) bindi...

Biz de siyaset konuşarak ve siyaset eksenli kavgalar üreterek vakit geçiriyoruz.




Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi