Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Umuda çağrı

Umuda çağrı

“Çözümü olan her sorun ‘küçük sorun’dur...

Bu cümleyi okuduğumda, hayat boyu yaşadığım “sorun”lar şöyle bir gözlerimin önünden geçti...

Fark ettim ki, ölüm dışındaki tüm sorunlar küçüktür!

Bu gerçeği, en çok ölüm karşısında düştüğümüz acziyet anında hissederiz.

Ya da ağır bir hastalığa duçar olduğumuzda...

Ben bir zamanlar böyle bir çaresizliği soluk soluğa yaşadım.

Gördüm ki, o zamana kadar beni mutsuz eden, rahatsız eden pek çok sorun, aslında sorundan sayılmazmış; hattâ bazıları mutluluk kaynağı bile olabilirmiş.

Mutluluk kaynağı bile olabilecek anları soruna dönüştürüp kısacık ömrümü ziyan ettiğim günlere yandım.

Şimdi telâfi etmeye çalışıyorum.

Bilin ki, her şey telâfi edilebilir...

Telâfisi imkânsız tek şey var: Ölüm.

Yaşıyorsak şanslıyız: Sorunları nasılsa çözeriz...

Nasılsa kayıplarımızı telâfi ederiz.

Yine de sorunların sonu gelmez. Biri bitince öbürü başlar. Önemli olan problemlere hapsolmamaktır...

Hayata olumlu yaklaşıp mutlu anları dolu dolu yaşamak ve süreyi mümkün olduğu kadar uzatmaktır.

Hiçbir şekilde umutsuzluğa kapılmamak ise çözümün ve çarenin en kestirme yoludur.

Bunu ben yaşayarak öğrendim.

¥

“Bunları niçin yazıyorsun” diyorlar, “Mutluluk ve umut insanın karnını doyurur mu?”

Evet dostlarım, doyurur: Çünkü mutluluk moral ve umuttur.

“Moral ve umut neye yarar?” derseniz;

¥ Sağlıklı düşünmek için morale ve umuda ihtiyacımız var...

¥ İbadetten lezzet alabilmek için morale ve umuda ihtiyacımız var...

¥ Hayır yapmak için morale ve umuda ihtiyacımız var...

¥ İlâhî bir armağan olan doğal güzellikleri görüp idrak ederek hamd etmek için morale ve umuda ihtiyacımız var...

¥ Çocuklarımıza ilgi göstermek için morale ve umuda ihtiyacımız var...

¥ Yeni yatırımlar yapıp üretmek için morale ve umuda ihtiyacımız var...

¥ Başarmak için, kazanmak için morale ve umuda ihtiyacımız var...

¥ Karnımızı doyurabilmek için morale ve umuda ihtiyacımız var...

¥ Kısacası, yaşamak için morale ve umuda ihtiyacımız var.

Bu yazıları işte bunun için yazıyorum...

Kendimiz değişmedikçe, yüreğimizi değiştirmedikçe hiç bir şeyin değişmeyeceğini gördüğüm için yazıyorum...

Yıllar boyu Demirel’i değiştirmeye çalıştık, değişti mi?

Yıllar boyu Ecevit’i değiştirmeye çalıştık, değişti mi?

Yıllar boyu Erbakan’ı, Yılmaz’ı, Çiller’i, vesaireleri değiştirmeye çalıştık, değiştiler mi?

Şimdi de mevcut liderleri değiştirmeye çalışıyoruz... Onlara öğütler veriyor, tavsiyelerde bulunuyoruz...

Bilin ki, bunlar da değişmeyecek: Çünkü herkes kendi aklını beğenir...

“Akılları pazara çıkarmışlar, herkes kendi aklını satın almış” derler.

Bu bakımdan kendimize yönelmek, başkalarını değil, kendimizi değiştirmeye çalışmak, bana daha doğru bir “hayat felsefesi” gibi geliyor.

Bu bencilliğe çağrı değildir! Değişime çağrıdır. Kimi ne hale getirmek istiyorsak, önce kendimizi o hale getirelim.

Sonuçta Ankara’ya giden de, devleti yöneten de bizleriz: Biz düzelirsek ortam düzelir.

Ortamın düzelmesi için bizim düzelmemize, bizim düzelmemizi başlatmak için de umuda ihtiyacımız var.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi