25 Mart 2017 Cumartesi26 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:26Güneş 06:52Öğle 13:17İkindi 16:43Akşam 19:29Yatsı 20:49
    • 7°C Adana
    • 7°C Adıyaman
    • 3°C Afyon
    • -9°C Ağrı
    • -1°C Amasya
    • 0°C Ankara
    • 8°C Antalya
    • 3°C Artvin
    • 11°C Aydın
    • 2°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,560 -0.67
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

PKK’nın Dağlıca baskını ve Suriye’nin uçak düşürmesi

Faruk Köse

Küresel oyuncular “oyun”u iyi oynuyorlar.
Çünkü “oyun oynama”yı biliyorlar. Çünkü onların “A plânı” zaten var da, “rakibinin olası hamleleri”ne karşı “B, C, D.... plânları” da var; “farklı durumlar”a karşı kurgulanmış “farklı hamleler”i önceden planlıyorlar. Çünkü işi “şans”a bırakmıyorlar. Çünkü bir “bela”yla karşılaştıktan sonra “ne yapacağını düşünmek”tense, olası belalara karşı ne yapılabileceğine dair “çok alternatifli tutumlar”ı önceden “hesap” ediyorlar. Çünkü “kısa vadeli tatminler”i değil, “uzun vadeli ve kalıcı çıkarlar”ı esas alıyorlar. Çünkü ne zaman “ofansif”, ne zaman “defansif” olacaklarına dair plan ve programları var; hangi durumda hangisini ne kadar ve ne şekilde icra edeceklerine dair “stratejiler”i önceden hazırlıyorlar. Çünkü “gündemin akışı”na göre yön belirlemiyor, bizzat kendileri “gündemin akışını tayin” ediyorlar. Çünkü “oyunun kuralları”nı kendileri yazıyor, oyun içinde “kural değişikliği” yapabiliyorlar.

Ancak, daha bir A plânı bile olmayanlar, ani bir durum karşısında ne yapacaklarını bilemiyorlar. “Destek ve icazet alma ihtiyacı” duyuyor, “bağımsız strateji” oluşturamıyor, “bölgesel dengeler”e etki edemiyor, “küresel oyunlar”ı çözemiyorlar. Hayati konularda bile “duruma hakim değil”ler. “İpler” başkalarının elinde; gelişmelere dair “süreci kontrol edip yönlendiremiyor”lar.

“Küresel oyuncular”ın “hamle” yürüttüğü ülkelerde “ardışık gündemler”e şahit oluruz. “Ardışık gündem”den, “önceki gündemi anlamlı bir şekilde tamamlayan veya kamuoyu kanaatine yeni bir yön veren sonraki gündem”i kastediyoruz. Ardışık gündemde, bir sonraki gündem, aslında bir önceki gündemin devamı ya da tamamlayıcısıdır. Ancak aynı zamanda, bir önceki gündemin etkilerini “yedirmek” için bir “yem”dir de... “Küresel gündem belirleyiciler”, oyunlarını oynarken “ardışık gündemler”e sık sık başvururlar. Böylece bir ardışık gündemle kamuoyunun dikkati başka bir alana kayarken, büyük ve kirli tezgahlar sahnede kapalı gişe oynamaya devam eder.

Şimdi başlığa dönelim. Başlığa bakıp, “PKK’nın Dağlıca baskını ile Suriye’nin uçak düşürmesi arasında ne alaka var?” demeyin. Alâkanın âlâsı var. Dikkat edin; tam “çözüm önerileri” Ayrılıkçı Kürt Hareketi’nin siyasi kanadınca konuşulurken, tam PKK terör örgütünün Kandil’deki elebaşısının sıcak mesajları kamuoyunda bir “çözüm beklentisi”ne yol açmışken, “Suriye asıllı çete başı”nın verdiği emirle Dağlıca’da karakol basılıyor. Baskın üzerine, bir gün önceki iyimser ve umut verici hava birden bire dağılıyor ve “kökten çözüm”cülere, “askeri seçenek”çilere gün doğuyor. Öyle bir hal alıyor ki durum, nerede duracağı kestirilemeyen bir mecraya doğru akarkeeen....

Birden bire Suriye, durduk yere Türk uçağını düşürüveriyor.

Peki, gündemin ilk sırasındaki Dağlıca’ya ne oluyor? Unutuluyor... Dağlıca baskınını yapan “terör örgütünün ABD’nin kontrolündeki Irak’ta üslenip lojistik desteğini oradan sağladığı”, yapılacak bir “hamle”nin doğrudan ABD’yi ilgilendirdiği unutuluyor. Yerine, “Dağlıca’ya saldırı emri veren terörist başının Suriye asıllı oluşu” ve “Suriye’nin Türk uçağını düşürdüğü” kalıyor. Böylece “küresel büyük oyuncular”ın üzerine yoğunlaşması gereken gündem, “bölgesel küçük oyuncular”ın üzerine yönlendiriliyor. Alın size ardışık gündem.

Küresel oyuncular, yaptıkları hamleye karşı “kitlesel tutum” kesinleşip keskinleşmeden önce, yeni bir hamle ile “kamuoyunun dikkati”ni başka yöne çekiyor, böylece oyunun “kurgu”sunda yeni bir “aşama”ya geçiyorlar. Sonraki gündem öncekinin gereklerini yapmayı unuttururken, küresel oyuncular yeni bir “mevzi” daha kazanmış oluyorlar.

İşte bu alâkadan dolayıdır ki, geçen yazıda “dış politika”daki “acziyet”ten ve “ne yapacağını bilemez halde oluş”tan söz ettim; hangi durum karşısında ne yapacağına, neyin “itidal”, neyin “hamle” olduğuna dair karar verebilmek için, her biri çok alternatifli A, B, C, D.... planlarının hazır olması gerektiğine; yoksa temel hayati önemi haiz durumlarda bile başkalarının icazetini ve desteğini almak durumunda kalınacağına işaret etmek istedim.

Uçak düşürülünce kamuoyu iki gruba ayrıldı: “Saldıralım”cılar ve “itidal”ciler. Bu iki tutum da doğru değil. Özellikle “hassas bir coğrafya”da yer alıyorsan, aslolan, bir vukuattan sonra ona karşı ne yapacağına dair “çare arayışı” değil, “olası durumlar”a karşı önceden “hazırlıklı olmak”, ne yapacağını bilmektir. Aslolan, yeni bir vukuatta eski vukuatın gereğini yapmayı unutup manipüle edilmek değil, bir taraftan “eskiye dair gerekler”i yaparken, bir taraftan da “yeni vukuatın gerekleri”ni yapabilmektir. Aslolan, vukuatlar arasındaki ilişkiyi tesbit edip, ülkenin başına örülmek istenen çorabın ipliğini sökebilmektir.

Aslolan, “özgün dış politika stratejisi”ni oluşturup takip etmek, “emperyalist büyük oyuncular”ın çıkarlarına payanda olmamaktır.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.