M. Emin Parlaktürk

M. Emin Parlaktürk

Peygamber’e Yakın Olmak

Peygamber’e Yakın Olmak

Kim sevdiğiyle beraber olmak istemez ki!

Şüphesiz kul olarak insan en çok Allah’ı sever, sevmelidir.

Sonra, Rasülullah’ın sevgisi gelir.

Zaten bu iki sevgi, iman-ı kamil’in de alameti sayılmıştır.

Allah ve Rasülü’nü sevmeyen, tam bir mümin olamaz.

***

Allah sevgisi’nin alameti, O’nun buyruklarını yerine getirmekle olur.

Kim, Allah’a daha çok itaat ederse o Allah’a daha yakındır.

Takva dediğimiz şey de budur.

Allah’ın haram kıldığı fiillerden kendini koruyan, O’nun yasalarına saygılı olandır muttaki kişi.

Allah sevgisine giden yolda haramları terk etmek, bir nevi barajı geçmek sayılır.


Sonrası, her emrini yerine getirişle, derece yapmak için hedefe koşmak gibidir.

Haramlardan kaçıp farzlara koşan kişi, ipi başarıyla göğüslemiş olacaktır.

Bu başarını ödülünü vermek, Allah’ın vaadidir.

Şüphesi Allah, vaadinden dönmez.

***

Allah’ı sevmek, aynı zamanda Peygamber’i sevmeyi de gerektirir.

Çünkü, sevilen biz zatın sevdikleri de sevilir.

Allah’ın sevdiği bir peygamber, nasıl sevilmez ki!?

Onu sevdiğimizi söylemek dilimize belki kolay gelebilir.

Ancak onu gerçekten sevmek o kadar kolay olmasa gerektir!

Çünkü, onu sevmenin alameti, onun gibi yaşamaktır.

Yani, onun izini sürmek, onun ahlakıyla ahlaklanmak gerekir.

İnsanlar, belki Allah’ın çok az olan haramlarını terk edebilir, farzlarını da kolaylıkla yerine getirebilirler ama acaba Peygamber’in güzel ahlakından hayatlarına ne kadarını yansıtabilirler?

Haya, edep, sevgi, saygı, şefkat, merhamet, vefa, diğergamlık, ihsan, ikram, güleryüz, güzelsöz, nezaket, zerafet, musamaha, nezahet, hizmet, rikkat, sabır, metanet…gibi ahlak-ı hamide olarak nitelendirilen ne kadar güzel sıfat varsa hepsine sahip olan o örnek şahsiyetin ahlakının acaba yüzde kaçını yaşayabilirler?!

Şüphesiz bu, samimiyet ve gayret gerektirir.

Bunların oranı ne ölçüde artarsa, Peygamberi sevmek de o ölçüde gerçeği yansıtacaktır.

***

Esasen, kişinin Peygamberi sevmesinden daha önemlisi, Peygamber’in o kişiyi sevmesidir.

Yukarıda sıraladığımız güzel hasletler, kişinin hayatına ne kadar çok yansırsa muhtemel ki, Peygamber de o kişiyi o kadar sevecek, ona o kadar yakın olacaktır.

Tirmizi’nin Sünen’de naklettiği bir hadis-i şerifte bu ölçülerden birine işaret edilir.

Allah Rasulü efendimiz aleyhissalatü vesselam şöyle buyurur:

“Kıyamet günü bana en sevgili ve en yakın olanınız, ahlakça en güzel olanınızdır. Bana en sevimsiz olanınız ve kıyamet günü benden en uzak bulunacak olanınız ise; gevezeler, boşboğazlar ve yüksekten atanlar(kibirlenenler)dir.” [Bkz.:Tirmizi,Birr,77,(2018)].

Şu bir tek hadis-i şerifle bile kendimizi test edebiliriz.

Sonra dönüp çevremize, toplumumuza bakalım ve öz eleştiri yapalım.

Müslümanız ve dindarız, namazımız-niyazımız var, orucumuz-haccımız da tamam, zekat ve sadakalarımızı da veriyoruz elhamdülillah…

Lakin, ahlak konusunda ne haldeyiz dostlar, ne diyorsunuz?

***

Yaptığımız ibadetler, davranışlarımıza güzel ahlak olarak hiç yansımıyor gibi.

Cumalardan çıkan Müslümanların her bir ferdi, işine gücüne başladığı zaman sanki bambaşka bir insan olarak karşımıza çıkıyorlar!

Peygamberin bize miras bıraktığı güzel ahlaktan kamil bir örnek ara ki bulasın!

Ya Camileri dolduranlar başka insanlar, ya işyerindekiler başka insanlar!

İkisinin de aynı insan olması düşünülemez!

Bu çelişkili halimizi düzeltmemiz gerek, yoksa işimiz kötü dostlar.

Bu halimizle, Peygambere kendisini sevdirebilecek ve kıyamet günü kendisine yakın olabilecek kaç yiğit Müslüman çıkar aramızdan, siz söyleyin!?

www.twitter.com/parlakturk

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
M. Emin Parlaktürk Arşivi