Necmettin Türünay

Necmettin Türünay

ABD ve Türkiye’de meydan savaşları

ABD ve Türkiye’de meydan savaşları

ABD Başkanlık seçiminin ardından gelen depreme bilmem dikkat ediyor musunuz? Sanki seçimin sonuçlanması bekleniyormuş gibi, hemen ardından CİA Başkanı’nın istifası!.. Fakat hadisenin ortadaki spekülasyonlarla izahı da pek de mümkün görünmemektedir. Çünkü CİA Başkanı’nın kadın ilişkisinin yeni değil eski olduğu, bunun çok öncelerden bilindiği ve görevden alınması için de uygun bir vaktin beklendiği anlaşılmaktadır. İşte o vaktin şimdi geldiği ve Obama’nın seçimi kazanmasının ardından da düğümün çözüldüğü ortaya çıkıyor.


Bu konuya ilişkin ilk izahlar böyle!.. Fakat bu tür olayların görünenden ziyade görünmeyen yanı daha bir mühim olmalıdır.

Birinci döneminde gerçekten güçsüz bir lider görünümü veren Obama iktidarının, kendi içinde yamalı bohça bir yapı arzettiğini söylemeye gerek var mıdır? Çünkü Dışişleri Bakanlığı’nı bırakan Bayan Clinton bile, Obama ile aynı düşünüyordu. İşte CİA Başkanlığı’na atanan Irak kasabı Petraeus da öyle biri idi ve Obama’ya ters düştüğü biline biline o göreve getirilmişti. Daha açığı da onu, Irak müdahalesi sırasında öne çıkaran gene eski Cumhuriyetçi iktidar idi.

Yani Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya, İsrail merkezli politikaları tercihe, daha mühimi de Irak’ı bölmeye çalışan Neo-Con iktidarının öncü kuvveti!.. Dolayısıyla ABD’de Neo-Con çevrelerin gücünün, hâlâ daha nerelerde olduğuğnu anlayın ki, Petraeus’u CİA gibi bir örgütün başına getirebilmektedirler.

Bütün bunlar bilinmekle beraber bardağı taşıran asıl damlanın, seçime ramak kala, Libya’daki ABD Büyükelçiliği’ne dönük provokatif eylemlerde CİA’nın oynadığı tarihi oyun olmaktadır. İslâm dünyasında ABD karşıtı eylemleri tahrik, burdan da yönetimi karşı tavır almaya zorlamak gibi bir strateji!.. Bunun bir İsrail, Neo-Con ve Cumhuriyetçi Romney şantajı olduğunu bilmem izaha gerek var mıdır? Dolayısıyla Amerikan devletinin bir kanadı, Petraeus aracılığıyla oynanan bu oyunu iyi okudu ve onu görevden almak için de uygun bir vakit saat belirledi. Yani seçimlerin sonu, bunun için beklendi. Kadın meselesi ise, bu işin garnitürü olmalıdır herhalde!..

Bu arada CİA Başkanı’nın görevden alınması ve doğuracağı muhtemel sonuçlar üzerine, Türk basını haklı olarak eğilmek durumunda kaldı. Star’dan İbrahim Kiraz ile Ardan Zentürk’ün güzel, isabetli yazıları bu bakımdan zikredilmelidir. Onların dışında iki yorum, bilhassa dikkate değerdi. Birisi, Takvim gazetesi yazarlarından Engin Diler’e ait ki, Petraeus’un an-asıl musevi olduğunu yazıyordu. Bu sağlam bilgi bana enteresan geldi dolayısıyla!

Bir diğer yorum da Kanal-A Genel Yayın Yönetmeni Alper Tan’a ait. Alper Tan konuyu daha şumûllü ele alıyor ve Petraeus’un görevden alınması hususunda İslam ülkelerinin yoğun tazyikinden söz ediyor. Alper Tan’ın yaptığı yorumda enteresan bilgiler de yer alıyor. Bildiğiniz gibi İslâm Konferansı bünyesinde, Türkiye’nin riyasetinde kuvvetli bir İstihbarat Konseyi oluşturulmuştu. Bu konseyin başında da Hakan Fidan’dan önce MİT başkanlığı yapan Emre Taner bulunuyormuş. İşte o konsey uzun zamandır Petraeus’a dönük, ABD nezdinde ağır baskılar uyguluyor, ABD istihbaratının kendinden ziyade İsrail lehine çalışmalar yaptığını bir bir tesbit ediyor, muhataplara aktarıyormuş.

İşte bu tür sebeplerin hepsinin bir araya geldiği ve Petraeus’un başını yediği anlaşılıyor.

Burdan çıkarmamız şu ki, ABD yönetimi kendi içinde yeknesak bir irade değil. Yamalı bohça bir görüntü vermesinin, birbiri ile çelişkili icraatlar sergilemesinin sebebi de burda yatıyor. Bakın kaç gün geçtiği halde de Obama, hâlâ daha dışişleri bakanını belirleyemiyor.

Bütün bunlar ABD derin devleti içinde yaşanan büyük çatlamanın işaretleri. ABD yeni dünya politikalarının belirlenmesinde, tahminlerin ötesinde zorlanıyor ki sormayın!.. Bunun sebebi de İsrail’i merkez alan, yani İsrail yanlısı politikalarda ısrar etmek mi; yoksa Ortadoğu’da az-çok sulh ve sükûnu sağladıktan sora, ağırlığı Uzakdoğu’ya vermek mi? Bunlardan birincisi, İslâm Dünyası ile sürekli çatışmayı gerektiriyor ABD için!.. Daha doğrusu da İsrail’in ihtirasları doğrultusunda ABD’nin kobay olarak kullanılmasını!..

Fakat bu stratejinin ABD’ye ne sağladığını hesap eden çevreler var bugün Washington’da Afganistan ve Irak işgalinin doğurduğu tarihi iflâs ekonomik krizler meydanda değil mi?

İşte bunları nazarı itibara alan Neo-Con karşıtı bir çevre, ABD’yi bu açmazdan çekip çıkarmak istiyor. Bu yolda ve bilhassa da Ortadoğu’da, kendisi ile çalışabilecek yegâne güç olarak Türkiye’yi görüyorlar. Fakat lütfen buraya dikkat!.. Bu noktada Türkiye’nin onlara muhtaçlığı değil, tam tersine onların Türkiye’ye olan muhtaçlığı daha ziyade!.. Onların dedikleri belki de şöylece özetlenebilir:

Eğer siz, Türkiye’de Musevi lobileri ile çalışan İsrail’le dayanışma içine giren kesimleri tasfiye edebilirseniz, bizi de burda güçlendirmiş olursunuz!.. Onların Türkiye’deki nüfuz ve etkinliğinin tasfiyesi, Musevi lobilerinin burdaki gücüne darbe gibi bir sonuç üretecek ve onların Ortadoğu’ya açılımı bayağı zorlanacaktır!.. Bu aynı zamanda İsrail’i, müttefiksiz bir güç haline de getirecektir.

Görüyorsunuz, Türkiye’nin oynadığı tarihi rolü herhalde!.. Bu işi Türkiye başarabilirse!.. ABD kendi ülkesinde, ondan sonra netice alabilecek!.. Dolayısıyla tarih bir gün Putin’in Rus (musevi) Oligarklara karşı kazandığı zafer gibi bir zaferi, Obama’ya veya ABD’ye de nasib ederse, bunda Türkiye’nin payı bayağı büyük olacak!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum
Necmettin Türünay Arşivi