Mustafa Çelik

Mustafa Çelik

Muvahhidlerin mezhebinde mezhepçilik olmaz

Muvahhidlerin mezhebinde mezhepçilik olmaz

Tevhid; İslâmî davada özne kalmanın, özel olmanın şifresidir. Çünkü Müslümanlar, dünyevi bir amaç gütmeden, paylaşım ruhunu, katılım şuurunu, aidiyeti, mensubiyeti, mesuliyeti hep ondan öğrenirler.

Tevhid, muvahhidlerin varlık sebebidir. Tevhid İslam davasının Üssü’l-Esasıdır. Tevhid’in de Üssü’l Esası, Kitab ve sünnete ittibadır. Şemsul eimme İmam-ı Serahsi (rh.a.) der ki: “Tevhidin aslı; Kitab’a ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, hevaya tabi olmaktan ve bid’atten ictinab etmektir”( El-Mebsut (İmam Serahsi) C:1, Sh: 3, Mısır/ 1324)

Tevhidin aslı Kitaba, Sünnete yapışmak olduğuna göre muvahhid olmak, ehl-i Kur’an, ehl-i sünnet olmaktır. Ehl-i Kur’an, ehl-i sünnet olmanın tabii neticesi de ehl-i cemaat olmaktır. Dolayısıyla muhavvidlerin mezhebi, ehl-i sünnet ve’l cemaat mezhebidir.
Amelde Müslümanların mezheblerinin farklı olması vahyin bereketindendir. Müctehidler, vahyin fikir işçileridir. Onlar, medeniyetin mimarları, nesillerin mürebbileridir. Müctehidlerin ictihadları iman etmek için değil, amel etmek içindir. Müctehidlerin ictihadlarını iman esasları kabul edenler, davayı temelden kaybedenlerdir. Mezhebin mezhebçiliğe dönüşmesi, müctehidlerin ictihadlarının iman esasları gibi ittihaz edilmesindendir. Şunu bilelim ki; mezheb tabiî, mezhebçilik ise gayr-i tabiîdır.

Mezhebler arasındaki ictihad farklılığını din savaşına çevirmek, İslâm topraklarını işgal ve istilâ etmek için çırpınan emperyalist müstevli harbi ve mürtedlerin sermayesine sermaye eklemektir. İslâm’ı anlama ve yaşama hususunda Müslümanları mezhepsiz kılmak, mezheb sahibi olan Müslümanları da mezhebçilik savaşlarına sürüklemek, tarih boyunca İslâm topraklarına egemen olmak ve Müslümanlara kölelik muamelesi yapmak isteyen emperyalist müstevli harbi ve mürtedlerin en büyük emelleri olmuştur. Asrımızda İslâm topraklarında Müslümanlar arasında “mezhebleri farklı ama kitapları, peygamberleri, kıbleleri aynı olan Müslümanların birbirleriyle görüşmelerine, diyaloglarına hayır ama Yahudi ve Hıristiyanlar ile diyaloga girmelerine evet” deniliyorsa, emperyalist müstevli harbi ve mürtedlerin hedeflerine ulaşıp ulaşmadıkları gözden geçirilmelidir. İşte muvahhidlerin mezhebi, bu oyuna gelmeme mezhebidir.

Müslümanların “dinlerini kontrol etmek” ve “Müslümanlara dinin iktidarını unutturmak” için kurulmuş kurumlar, Müslümanlar için kazılmış karanlık kabir çukurlarıdır. Müslümanlara bu kurumları kurtuluş adresi olarak gösterenler, kabir karanlığına eş çukurların bayram etmelerine eşlik ve önderlik etme sevdasına düşenlerdir.

Âlim olmak; müşrik rejimlerin kuklası olmak değil, müşrik rejimlerin karşısında Musa olmaktır. Musa’sız toplumların firavunları bol olur. Her çağın Firavun’u, her çağın Musa’sı olacaktır. Müslümanlara düşen görev; Firavunlar karşısında çağın Musa’ları olmak ve çağın Musa’larını ortaya çıkarmaktır.

Muvahhidlerin mezhebi; bütün zamanlarda ve mekânlarda İslâm’a mensubiyetin hakkını vermektir. İslâm’a mensubiyetin hakkı; Müslüman olarak Hakk’a teslim olmak, Müslüman olarak el attığı meşru olan her işin hakkını vermek ve hakkı teslim eden insan olmaktır.
Hakk’ın üstünlüğüne değil, kuvvetin üstünlüğüne inanmışların muvahhidlerin mezhebinde yeri yoktur. Çünkü muvahhidlerin mezhebi; üstünlerin hukukuna değil, hukukun üstünlüğüne inanmayı şart koşar.

Muvahhidlerin mezhebinde “Müsait zamanların Müslümanlığı”nın yeri yoktur. Muvahhidlerin mezhebi; kor ve zor zamanların Müslümanlığı üzerine bina olunmuştur.
İslâm topraklarını Ebrehe’nin günümüz torunları olan emperyalist haçlı ve Siyonist kuvvetlerinden koruyacak, “Ebabil görevi”ni üstlenecek olan Muvahhidlerin mezhebi olur ama mezhebçiliği asla olmaz. Onların kavgası mezheb ve meşrep kavgası değil, Hakk’ın Batıl’a galip olma mücadelesidir.

Müslüman oldukları halde kendi dinleriyle kavgalı hale gelenler, kendilerine ruh veren ruhu satanlardır. Şunu bilelim ki; İslâm, ruhu’l ervahtır. Onu kaybeden hayatı kaybeder.
Ehl-i tevhid olmak, ehl-i kıble olmaktır. Ehl-i kıble olmakta ehli tevhid olmaktır. Bilerek teammüden Ehl-i kıble olanların kalblerini kırmak, kıblesiz kalmak gibi bir cinayettir.
İslâm’ın vasıtasıyla modern insanı moderniteden kurtarmak, Müslümanların azad kabul etmez görevlerindendir. Bizi birbirimizden ayıran, habersiz kılan, dünyayı harcayanlar değil, dünyanın harcadıkları haline getiren modernizm denizini mutlaka aşmalıyız. “İçimizden biri köprü olmaya razı olmazsa, kıyamete kadar bu suyun kıyılarını bekleriz.”
Tevhid ehliyiz; mezhebimiz gereği imanımızdan nur almışız. Yolumuzu kesen çalıntıları, kalıntıları çöpe atmışız. Sevdamızın sabahında sabahın aydınlığına uyanmışız.
“Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur bizde gideriz”

Yolculuk biter dünya gemisinden ineriz. Biz Allah’tan başka kimsesi olmayan kimsesizleriz. Hesap gününe inanan ve o güne Salih ameller işleyerek hazırlık yapan herkesi severiz.
İslâm, bütün Müslümanların hamisidir. İslâm’ı sadece kendisinin, kendi meşrebinin hamisi kabul edenin Karadeniz’deki hamsi balığı kadar Rabbanî davada değeri yoktur.
Bizden önceki Müslümanları musbet yönleriyle anmak, İslâmî edebdendir. Hayatta olsun olmasın, erkek olsun kadın olsun, İslâm’a çekirdek kadar hizmeti olanlara ağaç kadar teşekkür edip dua etmekte İslâmî edebdendir.

Biz sadece Türkiye Müslümanlarından ibaret değiliz. Biz dünya Müslümanları olarak tek bir aileyiz. Biz Müslümanlar cihanşumül manada İslâmoğulları ailesiyiz. İmam-ı Ebu İshak-ı Sa’lebi (Rh.a. der ki: “Her Peygamber, ümmetinin babasıdır” ( El- Keşfu ve’l Beyan, C:5 , Sh:181, Beyrut/ 2002 ) Burada İmam Sa’lebi (Rh.a.)’in kastettiği nesebi yönden babalık değil, itikadi açıdan Peygamberlerin ümmetlerinin babaları olmalarıdır. Yoksa Rasûlüllah (sav)’in neseben herhangi birimizin babası olmadığı nassı Kur’an ile sabittir. Rabbimiz buyuruyor: “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Rasûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzab Sûresi/40) Dolayısıyla Hz. Muhammed (sav), Müslümanların neseben değil itikaden babasıdır. Hz. Muhammed (sav)’e ümmet olanlar da, Hz. Muhammed (sav)’in evladlarıdır. Hz. Muhammed (sav)’in ümmeti dışında görmediklerimizin hepsiyle birlikte Hz. Muhammed (sav)’in ailesiyiz. O halde bu aile birbirinden haberdar olmalıdır.

Müslüman olarak birbirimizi ötekileştirmenin, tevhid davasını tekelleştirmenin tevhid akidesinde yeri yoktur. Kelime-i şehadetin gölgesi hepimize yeter. Müslümanın Müslümandan habersiz kalması ölümden beter!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Çelik Arşivi