Mehtap Yılmaz

Mehtap Yılmaz

Ergenekon mahkûmları, Firavun, Başbakan Musa!

Ergenekon mahkûmları, Firavun, Başbakan Musa!

Sivil iradenin imanını gevrettiler. Toplumu resmen Terra Cotta askerlerine çevirdiler. Halka karşı acımasız firavunlar gibiydiler. İnsanlar da onların tepesine çöreklendikleri piramidi inşa eden zavallı köleler…

Firavunların lanetine uğrayarak asılıp kesilenler, diri diri gömülenler, faili meçhuller oldu. Lakin Terra Cotta askerleri ne kımıldadı, ne karşı çıktı, ne de bir soru sordu. Öğrenilmiş bir çaresizlikle hep itaat etti, sustu… Yetmedi, birbirini susturdu.

Çünkü hikmetinden sual olunamayan tanrılardı onlar!
Bu toplum ne zindanlar, ne infazlar, ne suikastlar gördü… Ancak, içlerindeki asker fobisi yüzünden, arada isyan eden Musa’lar da tedbirden, susmaktan ve itaatten yana olanların nazarında müebbete mahkûm oldu.

Derken; Yedi Şubat Darbe Girişimi de direkten dönünce, düzenleri bozuldu. Hakan Fidan’ı yedirtmedi ya Başbakan, aniden düşmanları oldu. El birliğiyle kifayetsiz muhterisler ordusu, namlularını Başbakan’a çevirdi. AK Parti’yi hedefe koydu. Bu kesimin gözünde, İsrail’e rot-balans ayarı çekmek Başbakan’ın haddine miydi? Başbakan, İlker Başbuğ gibi kafasını Ağlama Duvarı’na vura vura İsrail’e yaranma stratejisi dururken, ne diye Mursi’yle bir olup Filistin’e sahip çıktı ki? ABD’deki Yahudi Lobileri düğmeye basıp Gezi Parkı’nı ateşe verdiyse, bu tamamıyla Başbakan’ın kabahati!

Yok, öyle yağma! Kızıldeniz’e asasını çoktan vurdu Musa! İş işten geçti. Herkes, duracağı safı kendisi belirledi… Firavun’un mu, Musa’nın mı yanında duracağını! Uğrayacakları akıbeti kendileri belirledi. Başbakan’ın Yahudi yamağı olmayı reddetmesi, dış politikaya şahsiyet kazandırması neo-firavunların tepkisini çekti. Eski dostlar da Gezi fırtınasından AK Parti gemisi kurtulamayacak sanıyorlardı. Bu yüzden de sermayelerini Koç’un kanatları altında güvenceye aldılar tabii… Yerleri belli… Şimdi eski dostlar, Koç’ların yani piyasa firavunlarının yanında; Neo-Musa, Başbakan’ın karşısında!
Kim neredeyse nerede.. AK Parti, Gezi’de alabora olmadı, yerli yerinde. Nihai karar olmasa da Ergenekon Davası sonuçlandı. İlker Başbuğ, yeni ağlama duvarı Sözcü’nün sayfalarına kafasını vura vura ağlasa da, ok yaydan çıktı. Orduyu itibarsızlaştırdıysa eğer, rütbeleri de sökülecek tabii.. Görevi kötüye kullanmasaydı, ahir ömründe kodesi boylamazdı.

Etme bulma dünyası… Önce toplum kafesteydi. Şimdi toplumu kafesleyenler kafeste!
*
Ergenekon Davası’nda nihai kararlar henüz alınmasa da, sahibinin sesi medya ciyaklamaya başladı. Bir dramatize ediyorlar, bir ajitasyon yapıyorlar ki sormayın!
Diyorlar ki; Mustafa Balbay’ın oğlu, “babamı kafese koymuşlar” diye ağlamış. Bunu haber yapan Ergenekon taşeronlarına, babası kafese konulan Sümeyye Erdoğan, çocuk değil miydi diye sormalı! Babasını ipin ucunda gören Aydın Menderes çocuk değil miydi?
*
İlker Başbuğ; Sözcü’ye ağlayacağına, CHP’nin Mehmet Haberal’ı tereyağından kıl çeker gibi erken tahliye ettirmesine ağlamalı! Öyle ya, İlker Başbuğ içerideyse, Haberal’ın ne işi var dışarıda? Başbuğ’a kırmızı yakanlar, neden yeşil yaktı Haberal’a?
*
Zorlarına gitse de TSK’da hiçbir şey, artık eskisi gibi olmayacak. Emir komuta zinciri çoktan kırıldı artık. Üst düzey askerlerin emrine koşulsuz itaat devri sona erdi. Orduya itibar kaybettiren viral ordu mensuplarının içeriden çıkmaması temennisiyle!
Zira “usul hataları” bahane edilerek, bu destansı mücadele süreci boşa çıkmamalı!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mehtap Yılmaz Arşivi