Yavuz Bahadıroğlu

Yavuz Bahadıroğlu

Yanlış itaat

Yanlış itaat

Müslümanlar “itaat kültürü”nden geliyor: “Ululemre itaat”ten başlıyor, dini yahut siyasi, hangi türden olursa olsun, “lidere itaat”e kadar gidiyor.

Hele bir de işin içine “inanç” boyutu girmişse, durum, “kayıtsız-şartsız itaat”e dönüşüyor…

“Akıl” ve “mantık” devreden çıkıyor, salt duygular ve ön yargılar devreye giriyor: Bu da insanları görmez, duymaz, anlamaz, sormaz, sorgulamaz, değerlendirmez hale getiriyor. 

Böyle birini ikna etmek, artık mümkün değildir. Kendi eleştirmediği şeyler konusunda en küçük bir eleştiri getireni “düşman” ilan edip savaş açabiliyor.

Bu türden “yanlış itaat”in kişiyi götürebileceği tek yer, “robotlaşma”dır. Hiçbir alternatif üretmez, kapsamlı düşünmez, sorgu-sual açmaz; salt hedefe kilitlenir ve kendi cephesinde üretilen her şeye inanır, “düşman” bellediği tarafa ise veryansın eder…

Aslında bu, neredeyse tüm İslam dünyasının kaderi! Müslümanlar bir türlü bireyselleşemedi. Bireyselleşemediği için de özgürleşemedi: Müslümanların çok büyük bir bölümü, hayattaki bütün değişimleri anında kavrayacak kadar “akıllı” zannedilen kurnaz despotların elinde heba oluyor.

Bu anlamda Afganistan’a, Irak’a, Libya’ya, Mısır’a ve diğer Arap ülkelerine bakarsanız, ne demek istediğimi daha rahat anlayabilirsiniz.

Etkin olabilmek için, öncelikle beyinleri özgürleştirmek lazım! İslam dünyasında beyinler tam anlamıyla özgür değil; hatta yürekler bile tepedeki bir zümrenin hükmü altına girip tükenmiş...

O kadar ki, ne düşüneceğimize, olayları hangi noktadan değerlendireceğimize, kimi sevip sevmeyeceğimize, hatta kiminle evleneceğimize kadar, bireysel ve toplumsal yaşantımızın her karesini başkaları belirliyor. 

Böyle bir ortamda kişisel yeteneklerin gelişmesi imkânsızdır. İnsan düşünme gereği bile duymaz: Nasılsa onun yerine düşünenler var! Zaten farklı düşünceler yasaklanmıştır. Farklı ve bağımsız düşünceler üretmesi yasaklanan insan okumaz. Okumayan bilgiye ulaşamaz. Bilgiye ulaşamayanı bilgiye ulaşanlar bombalar, işgal eder, perişan eder! Bilgiye ulaşamayan toplumlar gücü “eksen” alır. O zaman da hayatın belirleyici öğesi “hak-hukuk-adâlet” değil, “kuvvet” olur. Aklın yerini kurnazlık alır. Ve bol miktarda diktatör yetişir!

İşte dünya tablosu: İslâm dünyasına, “itaat”i esas alan diktatörler, Batı âlemine ise seçilmişler hükmediyor... İslâm dünyası “mürit-mürşit” ilişkisiyle geri kalmışlık kıskacında bunalırken, Batı, “seçmen-seçilen” zemininde kendini sürekli yenileniyor. Kısacası bir tarafta “taat-itaat”, bir tarafta “sorgu-sual” var.

Çünkü diktatörler kurnazlıkla, seçilmişler bilgiyle yönetirler. Kurnazlar gizlilikten güç alırken, bilgililer şeffaflıktan güç alır. 

Bu yüzden İslâm dünyasında yönetim de, cemaatler ve tarikatlar da “kapalı kutu”dur: Gizlilikten beslenirler.

Bugünkü halimiz, galiba yetişme tarzımızla da yakından ilgili: Avrupalı anne babalar, çocuklarına itiraz etmeyi ve sorgulamayı öğretirken, biz sorgusuz-sualsiz “itaat”e şartlandırıyoruz...

Çocuk önce anne babaya (hemen hemen tüm çocuk kitapları, küçüklerin büyüklere kayıtsız şartsız itaatini öngörüyor), sonra yaşça büyüklere, sonra mevkice büyüklere, nihayet polise-askere, devlete, lidere itaati öğreniyor. 

Okul ve askerlik bunu dayatıyor, çevre bunu destekliyor, atasözleri bile bunu pekiştiriyor…

Bu arada şunu belirtmeliyim ki, “itaat” başka “saygı” başkadır. İnsan saydığı birine “hakkaniyet” ölçüsünde ve “edep” çerçevesinde itiraz edebilir. Hatta bu da bir nevi saygının gereğidir. İtiraz etmek ya da gerektiğinde hesap sormak sadece bizde “saygısızlık” anlamına çekiliyor.

Son söz: Herkes kendi mensubiyetini sorgulamalı ve nerede olursa olsun “özgür birey” olma hakkını kullanmalı. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum
Yavuz Bahadıroğlu Arşivi