Hasan Aksay

Hasan Aksay

ESAB ve kurumlaşma sorumluluğu

ESAB ve kurumlaşma sorumluluğu

İnsan fıtratı, şahsiyet olarak bireyselleşmeyi; toplum olarak dayanışmayı zaruri kılar. Dayanışma, kurumsallaşarak kemale erer. İnsani yücelik, birey olarak, iman, haya, edep gibi ölümsüz güzellikler ifadesi ahlakla kazanılan bir erdemliliktir. İman ve ahlakını kaybeden, ölümlü hayatın çıkar mahkûmu olur. Çünkü, ölümsüz imani değerlerden mahrum akıl, “çıkarından başka” değer ölçüsü bulamaz. Ahlaksızın sahip olduğu her  imkan, tuzlu su gibi, arttıkça doyumsuzluk doğurur. 

Materyalist dünya devletleri, çıkarına göre hareket etme yanlışını kurallaştırdı. Bu çıkarcılığın doğurduğu vahşetten ibret almak için, yalnızca Beşşar Esat, Sisi, darbe ve terör kuklacıları ve kuklalarının doğurduğu vahşete bakmak yeter. 

İnsan, cennetten, ebediyetten gelmiştir. Fani dünya imkanları tuzludur. Susuzluğu gidermez artırır. Onun içindir ki dünyevilik, doyumsuzluk, aç gözlülük doğurur. Dinsiz ahlak olmaz. Ölümlü insan icadı putlar da ölümlüdür. Ebediyete, ölümsüzlüğe uzanmaz. Ahlakın yerine koymak istediği “Etik kuralları” da aklın, fani dünyalık hesaplarıdır, ölümlüdür. Hz. Adem’den, Hz. Muhammed’e, Din İslam’dır. Ahlakı, Yunus’a, “Ne varlığa sevinirim, -Ne yokluğa yerinirim. // Ballar balını buldum, -Kovanım yağma olsun” dedirten, insanı, “Hayattan da üstün, ölümsüz değerlere” ulaştıran, sahip kılan İslam’dır.

Ölümsüz değerlerden uzaklaşan insan, son derece basit ihtiraslara köle oluyor. Sevdiği kızı öldürüp, poşetleyip çöp kutusuna atan gencin, Beşşar Esat ve Sisi vahşetinin anlamı ne? Ölümsüz değerleri, ahlakı kaybeden, insani yücelikten mahrum kalıyor ve kendi kendisini, gururunun zirvesinden faniliğin çöplüğüne atıyor. Dünyevi ihtiraslar, zavallı kuklasına, bin bir maske takıyor. İnsanlıktan uzaklaştırıp, canavarlaşıyor.  

Birinci dünya savaşı yenilgisi, İslam dünyasını parçalayıp sömürgeleştirdi. İnsanlık, Müslümanların, özgürlüğü koruyan yüzünü görmek imkanını kaybetti. Geçen asır, bu yönüyle insanlığın en büyük kaybı oldu. Bu yenilginin sorumlusu olarak, galip devletleri itham etmiyorum. Böyle bir itham, insani değerler kaybını sahipsiz ve dolayısıyla çözümsüz bırakır. Bu insanlık kaybına, bizim gafletimiz, zaaflarımız neden olduğu gibi, içinden çıkmak gayret ve fedakarlıklarıyla da elbette biz sorumluyuz. Zalimi, zaferinden değil, zulümleri; insanlığını kaybettikleri için kınıyoruz. İyilik, barış kaybediliyor ise, bunun sorumlusu, “Biz Hakkı tutanlarız” diyenlerdir.

Geçen asrı, bu ana karakteriyle yorumlayıp, insanlık için, “Kayıp bir asır” denebilir. Fakat ulaşım ve iletişimle, bilgi akımıyla öyle bir çağa girdik ki dünya küçüldü sınırlar şeffaflaştı. Böyle bir çağın bütünüyle aydınlanmasının, geçen asrın, acılarla örülmüş gecesine ve ibretlerine olan ihtiyaç vardı diye yorumlayıp, gayrete gelmek gerekiyor. Geçen asrın acıları, onlara yakılacak ağıtla değil, insanlığın gücünü ispatlayacak gayretle tedavi olur. Küçülen dünyamız, bütünüyle insanlık medeniyetine sahne olabilir. Nitekim, zalimlerin bütün korkuları ve düşmanlıkları, ahlaka ve insanlığa yönelmiştir.

İslamofobia denen İslam düşmanlığı, Siyonist alem ve Batı dünyasında adeta kurumlaşmış, maskeli, maskesiz saldırılara dönüşmüştür. Allah’a hamdolsun, bütün dünyada, uyanış ve diriliş, çok daha açık bir gerçektir. İnsanlık için yaratılan dünyada, insanlığı öldürmek mümkün değildir.

Müslümanlar olarak bugün en önemli eksiğimiz, İslam’ı anlatamamaktır. Oysa, dünyada hiçbir fikir ve sistemin, İslam gibi, fiilen ve fikren anlatım imkanı yoktur. Bu boşluk nedeniyle İslam, yanlış tanıtılmakta; hatta, “Ilımlı” gibi ölümlü sapıklıklar doğurma fitneleri doğurmaktadır. Bu genel eksiklere rağmen Türkiye bugün, siyaseten bütün dünya mazlumlarına sahip çıkan bir duruma gelmiştir. Hamd Allah’a! 

Geçenlerde 31 ülkeden İslam alimleri gelerek İstanbul’da bir konferans yaptılar. Şimdi bu, “Ehli Sünnet Alimleri Birliği” üyelerinin, her türlü imkanla çalışabilecekleri bir mekana ve sağlıklı bir kurumlaşmaya ihtiyacı vardır. 

Ehli Sünnet Alimleri Birliği (ESAB) için, tarihiyle, kütüphaneleriyle, ulaşmakta olduğu imkan ve özgürlükleriyle en müsait merkez İstanbul’dur. ESAB kurumlaştırılarak, şimdilik geçici bir merkeze kavuşturulmalı ve 3. Havaalanı civarında her türlü araştırma, çalışma ve yayın imkanlarına sahip geniş bir kampus planlanmalıdır.  

Bu hayati ihtiyaç ve imkanın değerlendirilmesini, Hükümetimiz ve Diyanet İşleri Başkanlığımıza arz ediyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hasan Aksay Arşivi