Yener Dönmez

Yener Dönmez

Abdülhamit’ten Erdoğan’a 100 yıl...

Abdülhamit’ten Erdoğan’a 100 yıl...

“İlk buhran devremizde, bağlı olduğumuz iman manzumesinin vecd ve aşkını kaybettikten sonra anlamadan kabuğa mıhlı kalmak yüzünden, Batı harikasını hemen müşahede altına alıp ciğerlerimize sindirmek ve şahsiyetimizi kaybetmeksizin kanımızda eritmek imkânlarından nasıl mahrum kaldıksa; ikinci buhran devremizde, ayılmak bilmez bir hayret ve dehşet psikolocyası altında, Batı’nın kabuğunu bir türlü oyamadık ve meyvesine eremedik.”

Bu ifadeler Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in İdeolocya Örgüsü’nden...

Yarın TBMM’nin 94. açılış yıldönümü. Yeni sistemimiz 6 yıl sonra yüz yılı devirecek...

Neredeydik nereye geldik?

Ciddi bir otokontrole, etkin bir muhasebeye ihtiyacımız var.

Siyaset de, sanat da, memuriyet de, gazetecilik de toplum için yapılır. Bir ideal uğruna yapılır.

Tarihin akışı içerisinde vakit hızla akıp gidiyor, mücadele ise hız kesmeden devam ediyor.

Batı yüz yıllardır kendi başarısını bizim başarısızlığımız üzerine kurgulamış.

Bazen açıktan bazen de örtülü biçimde Haç’ın Hilal ile kavgası hiç bitmemiş. Ve bu kıyamete kadar da sürecek.

Rahmetli Erbakan Hoca’ya, “Milli Görüş” dediği için; “önce ahlak ve maneviyat” dediği için siyaset yapma fırsatı verilmedi. Batı ve işbirlikçileri tarafından iktidardan kısa sürede uzaklaştırıldı.

Öncesi de var tabii.

Rahmetli Menderes’in “Mason olmadığım için başıma bunlar geldi” mealindeki tarihi serzenişini hatırlayın bir...

Abdülhamit Han’ın içerdekiler ve dışarıdakilerin işbirliğiyle tahttan niçin indirildiğini yüz yıl sonra anladık.

Tahttan indirilmesinin altındaki sırrın Abdülhamit Han ile aynı dönemde yaşayan İngiltere Başbakanı William Ewart Gladston’a atfedilen: “Türklerin elinden Kurân-ı Kerim’i almadıkça onları yenemeyiz” söz ve taktiğinde yattığını sonradan öğrendik.

Zaten Ulu Hakan, Batı ile işbirliği yapan dönemin medyasının saldırıları üzerine büyük bir üzüntüyle Başkâtip Ali Cevat Bey’e şunları söyleyecektir: “Bu gazetelerin makam-ı saltanat ve hilâfete bu kadar tecavüz etmelerine bakılır ise, bundan böyle ne padişahlığın ve ne de hilâfetin ehemmiyeti kalmayacaktır. Zannedersem ben hatem-ül mülûk  (son padişah ) olacağım.”

Öyle de oldu.

Tahttan indirilerek emperyalizmin önünde duran en büyük engel ortadan kaldırıldı!

Ardından üç kıtaya huzur dağıtan dünyanın en büyük devleti yağmalandı, param parça edildi.

Batı yüz yıllık planlar yapıyor.

Mesela bu planlardan bir kısmı İngiliz Diplomat, Wilfred S. Blunt tarafından kitaplaştırılıyor.

Blunt Batı’nın kirli tezgâhını, “İslam’ın geleceği” adlı kitabında açık açık ifşa ediyor.

Blunt, sıradan bir yazar değil. İngiliz Başbakanı Gladston’un yakın dostu...

Aynı zamanda diplomaside kritik görevler üstlenmiş önemli bir teorisyen.

Kitabının 96. sayfasında bizim o zamanki durumumuzu şöyle analiz ediyor: “Yalnızca bir zaman meselesi olacaktır. Bu yüzden inanıyorum ki İslam, sadece Avrupa ve Batı Asya’daki bir siyasal kayba değil, ayrıca Rusya’nın yutacağı Müslüman nüfusunun bulunduğu Osmanlı topraklarının kaybına hazırlıklı olmalıdır. Tabii Avrupa’nın bunca asırdır Müslümanlığın simgesi olarak gördüğü Osmanlı Türklerinin bir gün Müslümanlıktan çıkmaları tarihin ilginç bir intikamı olacaktır. Yine de bu, çocuklarımızın veya torunlarımızın yaşayarak görebilecekleri bir intikamdır.”

Blunt dostu Gladston’un, “Türklerin elinden Kur’ân-ı Kerim’i almadıkça onları yenemeyiz” şeklindeki sözlerine de 105. sayfada şöyle bir perspektif açıyor:

“Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünde, bu çöküş ne zaman gerçekleşirse gerçekleşsin, İngiltere’nin İslam’la ilgili rolü açıkça belirlenmiş bulunuyor. Hilafet –artık bir imparatorluk değil ama hâlâ bağımsız bir hakimiyet olarak- Britanya koruması altına alınmalı ve siyasal varlığı, Avrupa’nın başka saldırılarıyla rahatsız edilmeyecek şekilde resmen garanti edilmelidir.”

İngilizler o garantiyi nihai olarak Lozan’da alıyorlar.

Blunt, bu durumu da büyük bir iştiyakla şöyle anlatıyor:

“Türkiye’de bile bir Avrupa İmparatorluğu olarak Osmanlı’nın siyasal yenilenmesi fikri terk edildi ve şu an kimse Boğaz’ın miadının dolmasının birkaç seneyi geçeceğini düşünmüyor. Yirmi yıl, belki de beş yıl öncesinde bile durum böyle değildi, ancak şimdi vaziyet bundan ibaret...”

Bugün Rusya’nın Kırım’ı topraklarına dahil etmesi karşısında Batı’nın tutumu ve 1907 İngiliz – Rus Antlaşması’ndaki İngiliz teslimiyetçiliğinin derinliklerinde yatan sırra bir de bu açıdan bakmak lazım.

Bugün de Batı için mesele Müslüman toplum... Mesele o topluma şuur aşılayacak, zinde tutacak bilinç aşılayacak olan Kutsal Kitabımız...  

Mesele İslâm’ın son kalesi Türkiye...

Gördüğünüz gibi hak, hukuk, diyalog Batı’nın kitabında yazmıyor.

Dünya var oldukça bu mücadele bitmeyecek.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
12 Yorum
Yener Dönmez Arşivi