Nusret Çiçek

Nusret Çiçek

Ya kürsü, ya siyaset ikisi aynı ipte oynamaz

Ya kürsü, ya siyaset ikisi aynı ipte oynamaz

Medyada çıkan haberlere bakıyorum, YARSAV Başkanı Sayın ömer Faruk Eminağaoğlu bir karın ameliyatına askerlikten yırtmış, ya da “sahte çürük raporu” iddiaları...
Her nasılsa bu tip iddialar, Yargıtay gibi bir kurumun çatısı altına girince, meslek camiasına ağır gelir. Yargı bu kadar ağır yükü çekemez...
Yolsuzlukların, usûlsüzlüklerin peşine düşmekle yükümlü olan bir meslek adamının aynı işlere tevessül etmesi, ihtimal olsa bile gerçekten düşündürücü. Eh, hakim ve savcı da yasal yolun dışında başka yollar aramaya kalkıştığında, bilelim ki sonumuz geldi demektir...
Hele de adalete hiç güven kalmaz... 
Ne var ki medya sayfalarında iki zıt rapor dolaşıyor. Birisi şahsın “sağlam” ve de komando olabileceğini... Bir hafta sonraki rapor ise, “askerliğe elverişli olmadığını” söyleyince şüpheler insanın tepesine biniyor.
Ne dersiniz şimdi? Bu raporlardan hangisi doğrudur?..
Bir hafta, ya da bir ay gibi kısa bir sürede insan hem sağlam, hem de çürük olabilir mi?
Hani elma derseniz! O bile dalından koparıldığından itibaren üç ayda çürümüyor. Hatta bir kış bile saklanabiliyor? Folluk yumurtalar da kısa sürede çürümez... İnsan ise, elma, armut, ya da folluk olmadığına göre, bu nasıl oldu?..
Askere alınacak bir kimseye hem sağlam raporu, hem de çürük raporu verilmesi kafa karıştırmıyor değil. Yoksa bu rapor verme işi “içtihat” gibi bir şey midir ki, doktorlar görüşlerini yazdılar.
“Benim görüşüm budur”... İyi de hani tetkikleri?..
Gerçi kendisi basın toplantısı yaparak... Etimesgut Askeri Devlet Hastanesi’nde “karın zarından” ameliyat olduğunu, ancak raporuna “hastalık kodunun” yanlış yazıldığını açıkladı. Hastalık koduna göre de askerlik yaptırmamışlar...
Bu açıklama yeterli midir bilemem? 
Bir karın zarı ameliyatına askerlikten muaf ise, tuhaf!..
Bildiğimiz... Askerlikle alakalı tüm raporlar, belgeler şahsın askerlik dosyasında saklanır. Dolayısıyla kararı verecek heyet bu raporlara bakarak görüşünü açıklar.
Bana göre, asıl kurcalanması gereken yer burasıdır...
Her iki raporu heyet görmüş müdür, görmemiş midir? Raporları heyet görmüş de, ilkine itibar etmişse, burada ömer Faruk’tan ziyade görevliler sorumludur... Bana kalırsa bu raporlar yeniden gözden geçirilmeli, hata mı yapıldı, yoksa ne?..
Faraza... Bu gibi garip raporlar soruşturma sebebiyle önümüze gelse. Karşımızda Ayaşlı Mehmet efendi. Sormaz mıyız? Kardeşim sen sağlam mısın, sakat mısın?.. Hani raporlar arası çelişki deriz ya, onun gibi.
Ne yaparız? çelişkiyi gidermek için raporları üst kurullara göndeririz... Ve de yazarız: Bir adam kısa süre aralıklarla hem sağlam, hem de sakat olabilir mi?.. Olması için damdan mı düştü?!.. Trafik kazası mı geçirdi?.. Folda mı çürüdü?..
Her nasılsa, ortada kamuyu ilgilendiren ciddi bir iddia var, emeklisiyle çalışanıyla hepimiz zan altındayız. Yargı da zan altındadır... Sayın savcım, bu işi nasıl aklatacaksan aklat da, bu stresten kurtar bizi Allah aşkına...
Şu “vicdanî ret” işine gelince...
YARSAV Başkanı bakın neler söylüyor... “(...) Vicdanî ret, vicdan özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. Vicdan özgürlüğünün de Anayasa'da sınırları gösterilmediğinden, Askeri Ceza Yasası'yla getirilen sınırlandırma, Anayasa'ya aykırıdır (Anayasa'da düzenleme olmayınca aykırılık nasıl olur?!) (...) Vicdanî retçilerin askerlik yerine başka bir hizmete tâbi tutulmayı beklemeleri, halkı askerlikten soğutan bir faaliyet olarak değerlendirilemez...(...) Yükümlü olanın vatan hizmetini yapmamak suç olarak düzenlenebilirse de, vicdanî retçilerin askerlik hizmetini yerine getirmekten kaçınmaları suç olmamalıdır...”
İşte bu olmadı...
üzerinde “asker kaçağı” suçlaması bulunan bir kişinin bu tip açıklaması, sanki işlemiş olduğu eylemin şuur altı savunmasıdır...
Bu sözler Yargıtay gibi bir kurumda savcılık görevinde bulunan bir kişiye aitse, ben de şunu derim: Yok öyle yağma... Bizim çocuklarımız Kandil dağlarında PKK ile savaşarak şehit düşerken, kimileri de “vicdanî ret” gibi safsataların arkasına sığınarak yan gelip yatamazlar... Bu ülke korunacaksa, “koruma görevi” birey bazında hepimize aittir...
Benim kapıma tabut tabut şehitler, senin kapına yatlar ve katlar... Deniz sefaları...
Sen savaş, ben yaşıyayım... Nimetler bana, zahmetler sana...
Vicdanî ret, halkı enayi yerine koymak değil de nedir?..
Olmaz öyle şey... 
Bir şey daha var ki, o da hiç olmaz... Dernekçilik ayaklarında akşam medyanın karşısına çık, siyasi iradeyi topa tut, taraf olduğunu göster; sabahleyin kürsüye otur, adalet dağıt!.. Bilesiniz ki, bu adalete kimseler inanmaz... Gün gelir kendisi de inanmaz. 
Onun için ya kürsü, ya siyaset, ikisi aynı ipte oynamaz...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nusret Çiçek Arşivi