17 Ağustos 2017 Perşembe11 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:32Güneş 06:09Öğle 13:15İkindi 17:02Akşam 20:09Yatsı 21:38
    • 27°C Adana
    • 27°C Adıyaman
    • 16°C Afyon
    • 16°C Ağrı
    • 21°C Amasya
    • 17°C Ankara
    • 26°C Antalya
    • 22°C Artvin
    • 21°C Aydın
    • 22°C Balıkesir
  • BIST: 106.862 -0.05
  • Altın: 145,039 0.37
  • Dolar: 3,5263 -0.33
  • Euro: 4,1266 -0.61

Akıncılar Ve Tasavvuf (II)

Ahmed Gürkan

Ey Nebi, mü’minleri gazaya teşvik et!

Eğer içinizden sabır ve sebat sahibi yirmi çıkarsa, bu yirmi, iki yüze yeter.

Eğer sizden yüz kişi bulunursa kafirlerden bin kişiye galip gelirler.

Çünkü çarpıştıklarınız anlamazlar güruhudur.

Enfal Suresi: 65

Akıncıları farklı kılan hususlardan bir tanesi de sayıca az olmalarıdır. Akıncıların yüzlerce yıllık tarihine baktığımızda en kalabalık oldukları zamanlarda dahi sayılarının elli bini aşmadığını görürüz. Peki sayıca az olmalarına rağmen kendilerinden kat be kat fazla düşman kuvveti karşısında göstermiş oldukları başarının temelinde yatan hikmet neydi? Bu durumu Yahya Kemal “Akıncılar” adlı şiirinde şöyle ifade eder;

Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik;

Bin atlı, o gün dev gibi bir orduyu yendik!

Bin kişilik Akıncı birliğinin şairin ifadesiyle dev gibi bir orduyu yenmesi bizlere Enfal Suresi 65. ayeti hatırlatır. Cenab-ı Allah, bu ayette Şanlı Peygamberimiz’e (aleyhisselam) seslenerek, “mü’minleri gazaya teşvik etmesini” emrediyor ve ardından “eğer içinizden sabır ve sebat sahibi yirmi çıkarsa, bu yirmi, iki yüze yeter; eğer sizden yüz kişi bulunursa kafirlerden bin kişiye galip gelirler” buyurarak o zamanlar sayıca ve kuvvetce, müşrikler karşısında geride bulunan Müslümanlara maneviyat veriyor.

Elmalılı Hamdi Efendi’nin tefsirinde yazdığına göre bu ayet mü’minler için bir ölüm kalım savaşı olan Bedir Harbi’nin arefesinde inmiştir. Bu ayet taklidi değil tahkiki yani hakiki imana sahip mü’min bir topluluğun kendisinin on katı büyüklüğündeki kâfir grubuna karşı eğer sabır ve sebat gösterirlerse galip geleceğini haber veriyor. Yani evvela mü’min olunacak ve bu mü’minler sabır ve sebat sahibi olacak ve “ilahi yardım”a  güvenip mücahede edecekler.

Yine ayetteki “yirmi” ifadesinden bu iman kuvvetinin tek başına olduğu zaman değil, en az yirmi kişilik bir grup oluşturulduğu zaman kendisini göstereceği ortaya çıkar.( Elmalılı Hamdi Efendi; Hak Dini, Kur’an Dili, Cilt 4, sayfa 274) Bütün bunlar bir araya geldiğinde Allah’ın inayeti, kulunda gayretiyle ayet tecelli edecek.

Bu ayetten “sabır”ın ve “sebat etme”nin ne derecede hayati olduğunu anlıyoruz. Bu ayet “Asr-ı Saadet”te hep tecelli etti ve o saadetli asırdan sonra aynı ayet yalnızca “Müslüman Türk ordusu”nun savaşlarında tecelli etti. Askerî tarihimiz bu manidar ayeti tasdik eden harplerin adeta bir geçit resmi gibidir.

“Bin atlının dev gibi bir orduyu yenmesi”ni şimdi daha iyi anlıyoruz. Akıncılar yukarıda bahsettiğimiz gibi tasavvuf ehli zatların elinde pişmiş ve Türk Alp tipine “Eren”lik mayasının çalınmasıyla vuku bulmuşlardır. Bu sayede Allah’ın katında makbuliyetleri artmış ve Sahabe-i Kiram’ın mazhar olduğu bu ayet üzerlerinde tecelli etmiştir.

Ayetin son kısmında “…çünkü çarpıştıklarınız anlamazlar güruhudur” denilerek kafirlerden bahsedilmekte, onların Cenab-ı Allah’ı, Kur’an-ı Kerim’i, Resulullah’ı (aleyhisselam) anlamaktan uzak olduklarına, mü’minler gibi “ilahi rıza” için değil, kendi bâtıl dâvaları için, şahsî ve dünyevî menfaatler için çarpıştıklarına vurgu yapılmaktadır. Böyle bir kuvvet karşısında, elbette Cenab-ı Allah, sayıca az olsalar da, mü’minleri destekleyecektir.

Akıncılar maneviyatları ve savaşçılıklarının yanında birkaç tane Avrupa dilini anadili gibi konuşur, Avrupa memleketlerinin kültürlerini, yaşayışlarını gayet iyi bilirlerdi. Bütün bir Avrupa’yı hatta Vatikan’daki Papalık’ı bile saran Osmanlı istihbarat ağının bel kemiğini Akıncılar oluştururlardı.( Fatih Sultan Mehmed Han zamanında Vatikan’da Kardinal seviyesine kadar yükselmiş Türk casusları vardı) Bir casusta aranan bütün özellikler Akıncılarda mevcuttu. Sadakat, zekâ, kurnazlık, hile ve düzen yeteneği, işkenceye tahammül ve her türlü şartlara direnme gücü Osmanlı Akıncı subaylarında fazlası ile vardı. Casus olarak gittikleri ülkelerde yıllarca kalabilirlerdi.(Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil; Kayı III, sayfa 65)

Akıncılar tarihlerinde Avrupa’ya sayısız harekât yapmışlardır. Bu akınlardan en mühimi olan Fatih devrinde 1477-79 yılları arasında yapılanı, Türk tarihinin gördüğü en kapsamlı akınlardan bir tanesidir. 25 devletle 16 yıl boyunca yapılan savaşlarda Fatih, Akıncılardan büyük destek görmüştür. Bu akınlarda Alp dağları aşılmış, Kuzey İtalya tepelenmiş, Türk atlıları Venedik şehrinin dibine kadar gelmişlerdir; öte yandan Macaristan’ı vuran Akıncılar Almanya içlerine kadar ilerlemişlerdir.

43 bin Akıncının katıldığı bu harekâtta Mihaloğlu Ali Paşa’nın kumandasındaki Akıncılar Macaristan Kralı’nın kızının da bulunduğu çok sayıda esir almışlardır. Macar Kralı’nın kızı Müslüman olmuş, Mihaloğlu Ali Paşa ile evlenmiş ve bu evlilikten doğan beş çocuğun hepsi ünlü Akıncı Beyleri olmuşlar ve Kanuni devrinde şehit düşmüşlerdir. Akıncıların bu kapsamlı harekâtı neticesinde Türk ordusu zafer kazanmış ama Akıncılardan 20 bin kadarı Orta Avrupa’da şehit düşmüştür. (Yılmaz Öztuna, Akıncılar)

Akıncılarla alakalı çok şey söylenebilir. Bizim yapmaya çalıştığımız ma’layâni siyasetin içinde boğulmuş insanımızın dikkatini tarihimizde mümtaz bir yeri olan bu hususî askerî teşkilata çekmekti. Umarım faydalı olabilmişizdir.

Son olarak şunu söyleyelim; Akıncılarda gelenektir; Türk hududunu aşan Akıncı birlikleri stratejik noktalara vardıklarında küçük gruplara ayrılarak yola devam ederler ve birbirlerinden ayrılırken “Kızılelma’da buluşalım” diyerek vedalaşırlar. Buradaki Kızılelma, kimilerine göre Viyana, Roma’dır, kimilerine göre ise “Cennet-i A’lâ”dır. Çünkü Akıncı, şehadet şerbetini içmeyi göze alarak, dönmeyi düşünmeyerek düşman bir memlekette sefere çıkmaktadır.

Bugün Orta Avrupa toprakları, “Kızılelma”ya sefere çıkan binlerce Akıncı ceddimizin mübarek bedenini muhafaza etmektedir. Bugün de Müslüman Türk gençleri, kalemlerini, bir Akıncı Beyi’nin kılıcı gibi kullanmalı, aklıyla, fikriyle, kalemiyle, kelâmı ile, Allah yolunda mücahede etmeli ve böylece “Kızılelma”ya giden yolun taşlarını döşemelidir. Cenab-ı Allah muhterem ecdadımıza layık olmayı ve “dâr-ı beka”da şeffatlerine erebilmeyi nasip eylesin…

Hakk’ın bu veli kulları taş türbeye girmez,

Gufrana bürünmüş yalnız fâtiha bekler.

Mehmed Âkif Ersoy

Akıncı ceddimiz ve cümle hak eden geçmişlerimiz için el-fâtiha

Esselamü aleykûm...

Lügat:

Savlet: Şiddetli hücum, saldırma

Şecaat: Korkulu anda kalb kuvveti ile cesaretini muhafaza etme.

Şehâmet: Zekâ ve akıllılıkla yapılan cesaret yiğitlik, Allah aşkıyla hücum etmek

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.