Nusret Çiçek

Nusret Çiçek

Batı İkiyüzlü İse bizdekiler kaç yüzlü

Batı İkiyüzlü İse bizdekiler kaç yüzlü

Cumhurbaşkanımız, Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde konuşurken Filistin'e ve Suriye'ye sessiz kalan Batı’nın ikiyüzlü olduğunu adeta haykırdı.

Bunlar dıştaki ikiyüzlüler... 

İçtekiler de hangisi daha kıyak, hangisi geçer akçe ise onun kayığına binerler.

Hidayet Karaca, “demokrasiye hizmet için bugün buradayız” diyor.

Samimi Müslüman da haklı olarak soruyor, dün neredeydin?

Yok efendim demokrasi de İslam’a yakındır derseniz, o zaman yakın bir namaz kılın, veya yakın bir oruç tutun da İslam olsun görelim... Geçenki yazısında yazarımız Lütfü Şehsuvaroğlu “Müslüman’ın en büyük belası:  kibir” demişti, ben de “ikiyüzlülük” diyorum. 

Tek yüzümüz olsa, tek ümmet, tek millet olurduk...

İşi gücü İslam’ı kesimle uğraşmak olan Cumhuriyet Gazetesi bu günlerde cemaatçi kesildi.

Hele de Hikmet Çetinkaya, ben beni bildim bileli Fethullah Gülen karşıtı... 

Mesela, 10 Aralık 2008 tarihli Cumhuriyet’te yazdıkları:

“Fethullah Gülen 12 Eylül faşist askeri darbesinden sonra Kenan Evren’le pazarlığa oturmuştu... İstedikleri şuydu: TSK’daki müritlerine dokunulmayacak.

 Fethullahçılar kendi çıkarları için her türlü ilişkiye girerler... 

1999 milletvekili seçimleri öncesi Bülent Ecevit’le pazarlık yapmışlardı...”

Şimdi bakıyorum aynı yazar, Ekrem Dumanlı ile Hidayet Karaca’nın başını çektikleri demokrasiyi kurtarma eyleminde ön sıralarda yerini alıyor...

Yani“çıkarları için her türlü ilişkiye girerler” dediği cemaatle kan kardeş oldu.

İsterseniz aynı makaleden birkaç cümle daha okuyalım:

“Ekonomide, medyada, bankacılıkta, sağlıkta, dershanelerde, okullarda örgütlü olan ve 7-8 milyar doları elinde tutan Fethullahçılar, Baykal üzerinden Erdoğan’la pazarlık yapmak istiyorlar. Tek amaçları var: Polis örgütünü ele geçirmek... İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın başını yemek.”

Ne oldu ne gitti!.. Yoksa diyorum, Hikmet Çetinkaya Hocaefendi’nin cazibesine mi kapıldı? Olur ya, görünce etkilenerek Kelime-i Şahadet getirmiş olabilir!

Bu arada başımdan geçeni anlatmış olayım. 

Tarikat aleyhtarı olduğunu bildiğim birisi Kırıkkale’nin Zafer Caddesi’nde rahmetli saatçi İsmail Mercan’ın dükkanında oturmuş tarikat halifesi Kemal Akdeniz’i övüyordu. 

Anlatıyor: “Duruşmada ki hakim, Hocaefendiyi görünce Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman oldu. Tekbirlerle salon çınladı...”

Gayri ihtiyari sordum, “nerede oldu bu hadise?”

Demez mi “bizim adliyede, Kemal efendinin duruşmasında.”

Tereciye tere satmak gibi oldu. Yargılamasını benim yaptığımı bile bilmiyordu.

Olay şuydu: 1980 darbesinde rahmetli Kemal Akdeniz adında ki tarikat mensubunu işkenceden geçirdikten sonra savcılığa getirdiler. Geldiğinde perişandı. Ayakta duracak hali yoktu... 

Oturttum su söyledim. Suçu terör merör değil, tarikat mensubu olmak...

İşkence gördüğünü anladığımdan ne kadar ısrar ettimse de doktora gitmek istemedi.

 “Ben onları hakimlerin hakimine havale ettim” dedi ve kesti attı. 

Gerçekten de şikayeti yerini bulmuştu. 

Ona işkence yapanların birisi sonradan intihar etti, diğerinin de evi yuvası dağıldı.

İşte bu kişiyi yargılıyorduk. Şahit başörtülü. Kemal Akdeniz’in müridi, çok şık giyimli, kültürlü olduğu konuşmasından belli oluyordu... Hakim, başörtülü görünce moraran bir tip. 

“Bu ne hal kadın?”gibisinden sorduğu sorunun cevabı gecikmedi: “Halimde ne var hakim bey, hem sen beni buraya kıyafetim için mi çağırdın? Birde Hz. Ömer’in postunda oturuyorsunuz, size yakışır mı?” 

Hakim kükredi:

“Hanım aklını başına topla, ben cumhuriyetin postunda oturuyorum, Ömer’in değil.”

Salon mürtlerle tıklım tıklım dolu, homurdanmalar başladı, neredeyse arbede 

çıkacak. Ara verdiğimizde hakime epey söylendim: “Olay mı çıkartmak istiyorsun, sana ne kadının kıyafetinden, ifadeni al gitsin.” 

Söylediklerimden etkilenmiş olacak ki duruşma başladığında sıraladı: 

“Cennet anaların ayakları altındadır, yanlış anlaşılma oldu...”

Salon yatıştı, sakin bir havada duruşmaya devam ettik, hepsi bu...

Olayın neden çarpıtıldığını merak ettim... Meğerse Akdeniz’in zengin bir müridi övgü yağdıran kişiye kredili mal vermiş, o da bozulan işini düzeltmiş... Ne dersiniz, hep böyle mi oluyor acaba?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nusret Çiçek Arşivi