Lütfü Şehsuvaroğlu

Lütfü Şehsuvaroğlu

Hangi Türkçe

Hangi Türkçe

Cum­hur­baş­ka­nı Sa­yın Re­cep Tay­yip Er­do­ğa­n’­a Açık Mek­tup:

Ha­tır­la­ya­ca­ğı­nız gi­bi Sa­yın Cum­hur­baş­ka­nı­mız “Türk­çe ke­li­me­ler­le fel­se­fe ya­pa­maz­sı­nı­z” di­ye­rek gün­de­mi be­lir­le­miş­ti.

Biz de “Türk­çe ile bi­lim ya­pı­la­ma­z” de­di­ğin­de YÖ­K’­e çı­kar­ma ya­pıp si­yah çe­lenk bı­ra­kan (Tür­ki­ye Ya­zar­lar Bir­li­ği Ge­nel Baş­kan­lı­ğım sı­ra­sın­da)  es­ki bir STK tem­sil­ci­si ola­rak ma­zi­mi­ze hür­me­ten Sa­yın CUM­HUR­BAŞ­KA­NI­MI­ZA AÇIK MEK­TUP ka­le­me al­ma­yı va­zi­fe ad­det­tik. Öy­le ya şim­di yaz­maz­sam ne za­man ya­za­ca­ğım? Da­ha di­ya­log işi­ne ye­ni gi­riş­ti­ğin­de Fet­hul­lah Ho­ca­yı da uyar­mış­tım ama uya­rı­la­rı­mı dik­ka­te al­ma­dı­ğın­dan ona da böy­le­si bir açık mek­tup dö­şen­me­yi uy­gun bul­muş­tum. Fa­kat şim­di­ler­de her­kes hat­ta ye­me­ği­ni yi­yen her­kes ta­ar­ru­za geç­ti­ği için onu er­te­le­dim.

Ne de ol­sa ma­hal­le­den ta­nı­şık­lı­ğı­mız var­dır ve Sa­yın Er­do­ğa­n’­ın us­ta­lık dö­ne­mi­ne baş­lar­ken es­ki Tür­ki­ye­’ye da­ir her şe­yi ip­tal et­me­si­ne kat­kı­da bu­lun­mak için et­ra­fın­da­ki es­ki­le­ri de ip­tal et­me­si­ni sa­lık ve­re­rek bis­mil­lah ile sö­ze baş­lı­yo­rum. Zül­fi­yâ­re do­ku­nur­sa af­fo­la! La­fı sün­dür­me­den or­ta­dan gi­re­yim:

As­lın­da me­ra­mı­nı an­lat­ma ko­nu­sun­da bir sı­kın­tı ya­şı­yor Sa­yın Er­do­ğan. Teo­rik ola­rak hak­lı bir ze­min­den baş­lı­yor açık­la­ma­ya, fa­kat üç prob­le­mi var ve bu prob­lem­ler ne­de­niy­le yan­lış an­la­şı­lı­yor. Ger­çi yan­lış an­la­şıl­mak­tan zer­re-i mis­kal sarf-ı na­zar; ifa­de­le­rin­den ki­mi­le­ri­nin baş­ka so­nuç­la­ra ulaş­ma­sı­na da al­dı­rış et­mi­yor ama biz yi­ne de ken­di­le­ri­ne fay­da­sı olur dü­şün­ce­siy­le bu üç prob­lem­den yo­la çı­ka­rak Türk­çe­miz bah­sin­de bir ufuk tu­ru yap­ma­nın en azın­dan oku­yu­cu­la­rı­mı­za say­gı açı­sın­dan lü­zum­lu ol­du­ğu­na ina­nı­yo­ruz.

1. Prob­lem: İlk genç­lik yıl­la­rın­da Akın­cı Genç­lik­te ve MSP saf­la­rın­da edin­di­ği bil­gi­le­ri, bir pro­pa­gan­dist ola­rak kul­lan­dı­ğı ar­gü­man­la­rı çok yük­sek bil­gi­ler, de­ğer­ler ola­rak sak­lı­yor. Bi­zim Mu­rat Ba­ha­dır Ak­ko­yun­lu, Meh­met Te­zel, Er­sön­mez Yar­bay ve Dur­muş Ali Eker dost­la­rı­mız, o dö­nem da­ğar­cık­la­rı­nı ve bu prob­le­me da­ir er­ken ki­fa­yet duy­gu­su­nu gü­zel an­la­tır­lar. Ge­ce gün­düz koş­tu­rup na­sıl pro­pa­gan­da yap­tık­la­rı­nı­…“­Bir ge­ce yat­tık kalk­tık er­te­si gün ca­hil kal­dı­k” o dö­nem­ler­de sa­ha ça­lış­ma­sı ya­par­ken harf in­kı­lâ­bı­na yö­ne­lik eleş­ti­ri­de önem­li bir ben­zet­me­dir. Üs­tad bi­le az ki­tap oku­yup çok ya­zar­dı. 

2. Yi­ne o genç­lik yıl­la­rı­na ait ide­olo­jik bes­len­me ka­nal­la­rı­na olan say­gı­sın­dan, ken­di­ne ya­kı­şan ti­pik ah­de ve­fa­sın­dan ve ge­le­nek­sel bağ­lı­lı­ğın­dan ötü­rü gü­cü­nün zir­ve­sin­dey­ken bes­len­di­ği o da­mar­la­ra-ki­şi­le­re-olay­la­ra ve ko­nu­la­ra gön­der­me yap­ma­yı fa­zi­let sa­yı­yor ve bu­nu ya­par­ken hem ken­di var­lık se­be­bi­ne hem de et­ra­fı­na öz­gü­ven aşı­la­ma bah­ti­yar­lı­ğı­nı ya­şı­yor; hat­ta key­fi­ni çı­ka­rı­yor. İnan­mış ay­dı­nın prob­lem­le­rin­den bi­ri de bu­dur. Nü­ans­lar giz­le­nir. Oy­sa me­de­ni­yet te­fer­ru­at­lar­da giz­li­dir. Her me­se­le ken­di za­man ve me­kân şart­la­rın­da de­ğer­len­di­ril­me­li­dir. Ta­ri­hî bir me­se­le o ta­rih­te­ki de­ğiş­ken­ler için­de ele alın­ma­lı­dır. Ti­pik ör­nek: yüz yıl ön­ce ABD dün­ya jan­dar­ma­sı de­ğil­ken ve em­per­ya­list Av­ru­pa­’nın ya­ra­la­dık­la­rı­na “hür dün­ya­” “ye­ni dün­ya­” di­ye he­nüz kir­len­me­miş yü­zü­nü gös­te­rir­ken bir ta­kım ay­dın­la­rı­mı­zın o dö­nem Ame­ri­kan yan­lı­sı gi­bi gö­zük­me­le­ri bu­gün de izi sü­rü­le­cek bir de­ğer na­sıl de­ğil­se; Os­man­lı­’nın son dö­ne­mi­ne da­ir bin­ler­ce te­red­düt­le­ri­miz de öy­le bir ay­rın­tı­lar kum­ku­ma­sı­dır. Ko­lay ana­liz­ler teh­li­ke­li­dir. Sa­id Nur­si­’nin yüz yıl ev­vel Ame­ri­ka­’ya ma­vi bon­cuk gös­ter­me­si onun izin­de­ki nur­cu­la­rın Ame­ri­kan­cı ol­ma­sı­nı icap et­ti­rir mi? Bun­lar iman me­se­le­si mi?

3. Son prob­lem ko­lay aşı­la­cak bir prob­lem­dir. Da­nış­man sul­ta­sı­… Baş­tan be­ri ori­ji­nal Re­fah Par­ti­si İs­tan­bul kam­pan­ya­sın­dan be­ri bir­lik­te ol­du­ğu     ‘i­maj-ma­ke­r’­lar, da­nış­man­lar, ka­mu­oyu araş­tır­ma­la­rı, kam­pan­ya dü­zen­le­yi­ci­le­ri ar­ka­daş­lar­dan olu­şan gru­bun güç­lü li­der et­ra­fın­da sü­rek­li gün­dem ya­ra­tan ve ça­tış­ma­dan mü­te­vel­lid kâr ha­ne­le­ri­ne “si­ya­set­te ba­şa­rı­” nu­mu­ne­le­ri koy­ma­la­rı - iş­te tam da bu­ra­da fel­se­fe bi­le ya­pa­ma­yan kı­sır si­ya­set di­li di­li­me ge­li­yor ve Er­do­ğa­n’­ı hak­lı çı­ka­rı­yor- di­ğer prob­lem­le­rin üze­ri­ne tuz bi­ber eken bir ‘so­run­sa­l’ ola­rak kar­şı­mı­za çı­kı­yor. An­la­şı­lan sa­nat­çı­lar, da­nış­man­lar, bü­rok­rat­lar, si­ya­set­çi­ler, işa­dam­la­rı şen­li­ği ara­sın­da Sa­yın Cum­hur­baş­ka­nı­mı­zın Ata-­    tür­k’­ün ha­ni o meş­hur en­te­lek­tü­el dü­ze­yi yük­sek sof­ra soh­bet­le­ri gi­bi has­bî ama de­rin­lik­li bir muh­si, mui­du, alim, der­viş, hat­ta Mol­la Ka­sım ci­van­lı­ğı­na ka­ça­ca­ğı bir mah­fi­le ih­ti­ya­cı var. En­for­ma­tik ce­ha­le­te de­ğil ama en­te­lek­tü­el bir ya­ra­tı­cı­lı­ğa be­yin fır­tı­na­sı­na­… Ora­da men­fa­at he­sap­la­rı­na yer ol­ma­ya­ca­k…

Bu üç prob­lem he­men her kri­tik dö­nem­de te­bel­lür edi­yor ve de­me­ci­nin ni­ren­gi nok­ta­sı­na ku­ru­lu­yor. Bel­ki de iyi ni­yet­le yak­laş­mak is­te­di­ği me­se­le bu üç prob­lem­den do­la­yı mil­le­tin ba­zı mer­mer ka­ide­le­rin­de çat­la­ma­la­ra ne­den olu­yor. Mer­mer­le­rin nab­zın­da bir hic­ran dal­ga­sı ya­yı­lı­yor. Gü­zi­de olan pes­pa­ye ile ka­rı­şı­yor. Tef­rik et­me ka­bi­li­ye­ti­miz du­mu­ra uğ­ru­yor. Ta­rih ya­ra alı­yor. O za­ma­nın di­li gö­nül­den ka­çı­yor du­dak­lar­da ha­ka­re­te dö­nü­şün­ce gö­nül­ler de ya­ra­la­nı­yor. 

Bir ke­re Türk­çe (ay­nı za­man­da Os­man­lı­ca tar­tış­ma­la­rı da bun­da mün­de­miç) ve Türk­çe­nin için­de harf in­kı­lâ­bı­nı da ba­rın­dı­ran son iki asır­da­ki se­ren­ca­mı, dev­rim­le­ri, sa­de­leş­tir­me ça­ba­la­rı, ge­liş­tir­me iş­ti­yak­la­rı, Türk dün­ya­sı ve İs­lam âle­mi için­de­ki si­ya­si yan­sı­ma­la­rı ve da­hi ku­rum­la­rıy­la çok sü­reç­li çok de­rin­lik­li ve çok da dev­rî stra­te­ji­le­ri ih­ti­va eden bir me­se­le­dir.

Bu me­se­le; 

1. Os­man­lı­ca di­ye bir dil yok­tur. Os­man­lı Türk­çe­si de­ne­bi­lir ama bu da an­cak laf ara­sın­da de­ne­bi­lir ya­ni ki ku­ral­laş­tı­rı­la­maz. Türk­çe den­me­li­dir. Çün­kü Türk­çe onu da içi­ne alan bin­ler­ce yıl­dır ay­nı dil­dir. Os­man­lı­ca­nın es­ki ya­zıy­la ya­zıp çiz­di­ği­miz bir dil ola­rak su­nul­ma­sı da doğ­ru de­ğil­dir. Farz ede­lim ki 2. Mah­mud harf in­kı­lâ­bı yap­tı ve Os­man­lı­lar iki yüz yıl­dır La­tin harf­le­ri­ni kul­la­nı­yor­lar. Ya­hut on­dan iki asır ev­vel yi­ğit pa­di­şah Genç Os­man na­sıl ki kı­ya­fet dev­ri­mi yap­tı ve Oğuz Ka­ğan gi­bi gi­yin­me­ye baş­la­dı, na­sıl ki to­run­la­rın­dan çok da­ha ev­vel ye­ni­çe­ri oca­ğı­nı kal­dı­ra­cak­tı; tut ki harf in­kı­lâ­bı­nı o yap­tı ve La­tin de­ğil de Gök­türk al­fa­be­si­ne dön­dü. 

2. Her ne ka­dar bu fa­ra­zi­ye­ler ol­ma­mış­sa da Tan­zi­ma­t’­tan son­ra Os­man­lı ay­dın­la­rı baş­ta da Na­mık Ke­mal ve ar­ka­daş­la­rı ‘ha­ra­ba­t’­a kar­şı dil­de de dü­şün­ce­de de dev­rim­ler yap­tı­lar. Di­van ede­bi­ya­tı­nı en iyi bi­len şa­ir, o ede­bi­ya­tı yık­tı âde­ta­… Ab­dul­ha­mid ile Na­mık Ke­mal kar­şı kar­şı­ya gel­se de fi­kir­le­rin­de müt­hiş pa­ra­lel­lik­ler var­dı. Ha­li­fe pa­di­şa­hın hi­la­fe­ti bir ‘şu­ra­’ya ema­net et­mek is­te­me­si, Türk­çe­nin ola­bil­di­ğin­ce sa­de­leş­me­si yo­lun­da­ki emir­na­me­si, okul­lar­da ar­tık bı­ra­kın bi­li­mi te­mel eği­ti­min bi­le ve­ri­le­me­di­ği­ni iti­ra­fı şa­yan-ı dik­kat­tir. 

3. Os­man­lı­ca­nın da en az dört ev­re­si var­dır. Han­gi Os­man­lı­ca? Es­ki Ana­do­lu Türk­çe­si mi? Yük­se­liş dö­ne­mi mi? Tan­zi­mat dö­ne­mi mi? Son çal­kan­tı­lı dö­nem ve İs­ma­il Gas­pı­ra­lı­’nın aç­tı­ğı çı­ğır­dan gi­den ce­dit ha­re­ket­le­ri­nin or­ta­ya koy­du­ğu ye­ni Türk­çe prog­ra­mı mı? Gas­pı­ra­lı­’yı bu yıl an­dık hay­li­ce. Doğ­ru an­la­dık, an­lat­tık mı? Gas­pı­ra­lı bin­le­re ula­şan ce­dit okul­la­rın­da öğ­ren­ci­le­rin da­ha hız­lı Türk­çe(Os­man­lı­ca için­de) öğ­re­ne­bil­me­si için es­ki hu­ru­fat­ta dev­rim yap­tı. Me­se­la ka­rış­tı­rı­lan ‘n’ se­si­ni tek harf­te ‘nu­n’­da top­la­dı. Se­kiz har­fi de­ğiş­tir­di. Ka­zan, Ba­kü, Taş­kent, Ufa, İs­tan­bul ara­sın­da­ki kül­tü­rel ile­ti­şim bu­gün­kün­den faz­lay­dı. El­bet­te ay­dın so­rum­lu­luk­la­rı da. Gö­kal­p’­ın da te­zi es­ki hu­ru­fa­tın ko­run­ma­sı­na yö­ne­lik­ti. Hat­ta üm­met prog­ra­mı yaz­mış ve ora­da ilk mad­de­ye bu­nu koy­muş­tu. İs­met İnö­nü de ay­nı ka­na­at­tey­di. Fa­kat bir de o sı­ra­da Türk dün­ya­sın­da­ki Türk­çe­nin ah­va­li me­se­le­si var. Bu­gün de ge­çer­li­… Ki­ril, Arap, La­tin hu­ru­fa­tı ara­sın­da gi­dip gel­me­ler. 

4. Türk­çe­ye yö­ne­lik de­ğer­len­dir­me­le­rin büh­tan de­ğil de hak­lı ten­kit­ler ola­bil­me­si için bi­lim­sel ol­ma­sı icap eder. Nü­ans­la­rın da keş­fe­dil­me­si ve iz­har edil­me­si­ne el­bet­te.. Bu açı­dan han­gi Türk­çe di­ye so­rul­ma­lı. El­bet­te po­pü­ler kül­tür, sa­nal âlem, test ço­cuk­la­rı­nın di­li, bu­gü­nün okul­la­rın­da­ki se­vi­ye, ga­ze­te ve te­le­viz­yon di­li, hat­ta si­ya­se­tin di­li ba­kı­mın­dan ele alır­sa­nız el­bet­te bu­gün­kü Türk­çe ile bı­ra­kın fel­se­fe ya da bi­lim yap­ma­yı ko­nu­şup an­laş­mak bi­le zor­dur. An­lam­sız kav­ga­la­rın se­be­bi ne­dir? Sa­yın Er­do­ğan bu­nu kas­tet­tiy­se içi­ne bi­raz Na­bi Av­cı­’dan ile­ti­şim kav­ram­la­rı ser­piş­tir­me­liy­di. Evet, ha­li ha­zır­da­ki top­lu­mun kul­lan­dı­ğı Türk­çe ile ima­nın bi­le ko­run­ma­sı müm­kün de­ğil­dir. Ama Türk­çe bu mu­dur? Bu­gün on bin ke­li­me­yi bi­le bul­ma­yan bir li­te­ra­tür ve ile­ti­şim dün­ya­mız var. Bi­na­ena­leyh es­ki­si­ne na­za­ran da­ha ge­niş bir 

Türk­çe coğ­raf­ya­sı ve ye­ni im­kân ve ka­bi­li­yet­ler söz ko­nu­su. Öy­le olun­ca da han­diy­se iki yüz bin ke­li­me ka­pa­si­te­si or­ta­ya çı­kı­yor. Ya­ni bu­gün Tan­zi­mat dö­ne­mi Türk­çe­sin­den da­ha zen­gin bir ede­bi­yat or­ta­ya koy­ma im­kân ve ka­bi­li­ye­ti var Türk­çe­mi­zin. Me­se­le eser­dir ve bu eser­le­rin pay­la­şıl­ma­sı, ya­şa­tıl­ma­sı, in­san­la­rın ta­bi­ri ca­iz­se bun­la­rı iç­sel­leş­tir­me­le­ri me­se­le­si­dir. Ay­rı­ca dev­let bü­yük­le­ri ‘mo­ra­l’ kay­na­ğı­dır­lar. Ben­ce Sa­yın Cum­hur­baş­ka­nım, da­ha iyim­ser ol­mak için de ge­rek­çe­le­ri­miz var. bir ke­re bü­tün ta­rih eli­miz­de, bir ke­re kü­re­sel­leş­me­nin bi­zim de di­li­mi­zi ya­ya­bil­me fır­sat­la­rı sun­du­ğu çok açık, bir ke­re İs­lam dün­ya­sı ile da­ha iç içe­yiz ama Ba­tı­’ya da ya­kı­nız. Her şey bi­zim is­ti­fa­de­mi­ze açık. O hal­de dev­let mil­let­te­ki has­ta­lık­tan şi­ka­yet et­me ye­ri­ne dev­let ola­rak da­ha yük­sek ak­la sa­hip ol­ma­lı ve ye­ni prog­ram­lar ge­liş­ti­re­bil­me­li­dir. 

5. İş­te tam da bu­ra­da dev­let bü­yük­le­ri­mi­ze asıl gö­rev düş­mek­te­dir. Ya­pıl­ma­sı ge­re­ken­le­r… Tür­ki­ye bir şey­ler yap­tı. Türk dün­ya­sı­na yö­ne­lik al­fa­be bir­li­ği, ders müf­re­dat­la­rı­nın uyum­laş­tı­rıl­ma­sı, or­tak bir ede­bi­yat vü­cu­da ge­tir­me ham­le­le­ri, Türk­çe­nin de­ği­şik ağız ve leh­çe­ler­de­ki eser­le­ri­nin ak­ta­rı­mı, ku­rul­tay­lar, ça­lış­tay­lar, or­tak ta­rih bil­gi­si ve şuu­ru teş­kil et­me ve da­ha bir sü­rü pro­je ve prog­ra­m…  Ama ye­ter­li mi? Bir baş­ka ya­zım­da ya­pıl­ma­sı ge­re­ken ye­ni şey­le­ri ya­za­ca­ğım.

6. Os­man­lı­ca ger­çek­ten de bü­tün ev­lat­la­rı­mı­zın en azın­dan ün­si­yet­le­ri olan bir prog­ram ola­rak okul­lar­da da oku­tul­ma­lı­dır. Zo­run­lu ve­ya gö­nül­lü ol­ma­sı Mil­li Eği­ti­me bı­ra­kıl­ma­lı­dır. Umu­lur ki ta­lep o ka­dar ar­tar ve ho­ca ki­fa­yet eder de yay­gın­la­şır. Sa­de­ce o mu? Şu kri­tik ve çok je­o-stra­te­jik va­tan top­ra­ğın­da ira­de­li yö­ne­ti­ci­ler ye­tiş­ti­re­bil­me mec­bu­ri­ye­ti­miz bü­tün et­raf dil­le­ri bi­len in­san sa­yı­mı­zı ar­tır­ma­mı­zı ge­rek­ti­ri­yor. Arap­ça, Fars­ça, Rus­ça, Gür­cü­ce, Er­me­ni­ce, Kürt­çe ve Türk­çe­nin bü­tün ağız­la­rı ve leh­çe­le­ri, Rum­ca, Bul­gar­ca, Ma­car­ca­… Müm­kün­se öl­müş dil­le­ri bi­le uyan­dır­ma­lı­… Hi­tit­çe, Sü­mer­ce.. Ara­mi­ce­…  Bin yıl­lık ter­ki­bi­mi­zin gö­nül di­li bü­tün kör ka­pı­la­rı açar. Fel­se­fe­yi de, il­mi de­…

7. En son bir ha­tı­ray­la bi­ti­re­lim. Tür­ki­ye Ya­zar­lar Bir­li­ği baş­kan­lı­ğım za­ma­nın­day­dı ve 28 Şu­bat sü­re­ci ya­şa­rı­yor­du. Çe­vik Bir be­ni içe­ri tık­ma­ya uğ­ra­şı­yor­du. Her ve­si­ley­le ey­lem­dey­dik. Sa­de­ce ba­şör­tü­sü ey­lem­le­ri mi? YÖK baş­ka­nı “Türk­çe bi­lim di­li de­ğil­dir. Türk­çe ile bi­lim ya­pı­la­ma­z” di­ye açık­la­ma yap­tı­ğın­da top­la­dım ar­ka­daş­la­rı­mı Bil­kent kam­pü­sün­de­ki YÖK mer­ke­zi­nin önü­ne si­yah çe­lenk koy­dum. Po­lis ba­ri­kat­la­rı­nı da aş­tık. İs­ter is­te­mez Ke­mal Gü­rüz bi­zi ka­bul et­ti. Tar­tış­tık. Uzun bir se­mi­ner ver­dim. Der­si­ni al­dı, ba­zı gö­rüş­le­ri­mi­zi ka­bul et­ti, yan­lış an­la­şıl­dı­ğı­nı fi­lan söy­le­di. Şüp­he­siz Sa­yın Er­do­ğa­n’­ı da biz yan­lış an­la­dık. Bah­se ko­nu Türk­çe, bi­lim ve fel­se­fe ya­pı­la­bi­lir Türk­çe­miz de­ğil, bir za­man­lar ‘uy­du­ruk­ça­’ di­ye tır­nak içi­ne al­dı­ğı­mız -Ce­mil Me­ri­ç’­in ifa­de­siy­le- obs­kü­ran­tizm Türk­çe­si­… 

…Ol­sa ge­re­k…

Gü­zel Türk­çe­mi­ze de­vam ede­ce­ğiz.

Günün tweeti

“Güzel dil Türkçe bize
Başka dil gece bize
İstanbul konuşması
En saf en ince bize”

Z.Gökalp

RU­BA­İ:

TÜRKÇE 1
Şefkat et bikes ve biçareye dost
Yorgunam hâlim dönüptür iğe dost
Bekliyor himmet canandan velhasıl
Bu dilim kim saya yâr, kim eğe dost

TÜRKÇE 2
Huzur veren o ses, o bülbül hani
Cennetten nefes veren sümbül hani
Yitirdim ben bütün duygularımı
Ruha ilham veren beyaz gül hani

TÜRKÇE 3
Musa’nın asası yardı denizi
Sürüye gir çoban götürsün sizi
Rabbim bana söz kudreti verse de
Beyaz ülkeme alsam hepinizi

GÜL DİLİ
Yok eder hicrânı gül bir bûsedir sevgiliden
Kokusundan sarhoş eden kâsedir sevgiliden
Sana gülden bahsederler Mustafa’nın dilidir
Suyu yarmış bir mübârek âsâdır sevgiliden

Da­ğar­cık:

“Mermere can veren heykeltıraş gibi, kelimelere ses ve hayat veren söz sanatkârıdır.” N. Sami Banarlı

Maziden: “Türklerin uzun bir saltanatları olacaktır. Türkçeyi öğreniniz.” Kaşgarlı Mahmud

Kitapçı: Nihat Sami Banarlı’nın Türkçenin Sırları kitabı okunmalı… Yeniden basılmalı…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Lütfü Şehsuvaroğlu Arşivi