Nusret Çiçek

Nusret Çiçek

Hilafet ve Başkanlık

Hilafet ve Başkanlık

Devlet olma sözcülüğüne sözde soyunanların ortalığa serpiştirdikleri başkanlık sisteminin bu yapıda ne işe yarayacağını kendileri de bilmiyor.

Hesapsız kitapsız bir dalış…

Ortalık başkan kaynıyor.

Neredeyse elini sallasan başkana değecek.

Geri kalmış bazı ülkelerde parlamento sistemine olan güvensizlik yüzünden başkanlık arzu edilmiş olsa da, şartlar ve de ortam oluşmadığı sürece herhangi bir değişikliğin olacağını sanmıyorum…

İki başlılık elbette ki bizim değil.

İthal ettiklerimizden…

Anayasa, “Cumhurbaşkanı devletin başıdır” diyor.

Yetkileri pek de az sayılmaz.

Başbakanı, bakanlar kurulunu atar, bakanlar kuruluna başkanlık eder, devletin bir çok organını denetler, azleder, yüksek dereceli hakimleri atar, seçimlerin yenilenmesine karar verir, en önemlisi başkomutandır.

Başbakan da icraatın başı.

Tek başlı olalım deniyor.

Olalım da hangi baş kalsın?

Cumhurbaşkanı mı başbakan mı?

Ebu Hureyre’den rivayet edilen bir hadis:

     “Üç kişi yola çıktığında içlerinden birini emir/imam seçsinler.”

    Demek oluyor ki, baş/imam olunca ikincisine gerek yok.

    Önemli olan bu kişinin yetkileri…

Bunların hepsi anayasada yazılacaksa soralım:

Hangi anayasa?

İnsanı insanın kurdu haline getiren etkenin, güçlüden meşruluğunu alan anayasa olduğunu kimseler kavramak istemiyor. 

Anayasa kolayına değişken olmadığından tutuculuk demektir.

Hatta tüm uzlaşmasızlıkların kökeninde yazılı anayasa vardır.

Kavgaların bitmesi isteniyorsa anayasayı kaldır at…

O yüzden halifeliği de üzerinde taşıyan başkanlık sisteminin yazılı anayasası olmaktan ziyade günübirlik kanun çıkarma ve de liyakati en başa alarak bir düzenleme yapmak tarihi sistemimize daha uygundur.

Karizma, kültür, liyakat…

Bilen üstündür, seçilen değil.

Baş deyince baş olacak, soğan başı olmayacak…

Ne var ki kültürel olarak kopan parçaların yeniden bir araya getirilmesi lazım. 

Osmanlı 600 yıl yazılı anayasa olmaksızın idare edildi.

İngiltere Osmanlı gibidir, anayasası yok.

Kolay değil bu işler… Halk bir seviyeye gelmeden ne halifelik olur ne de başkanlık, seviye olgunlaştığında her ikisi de hem tavuk olur hem de yumurta.

O yüzden önce hamile kalmak lazım, doğum ondan sonra…

Şura ve de istişare elbette ki bu iki işin aslı tohumudur, ancak yeşermeleri için toprağına, kürtüne uygun arazi geliştirmek lazım.

Koyunlar analaşıp şura kuramazlar.

Veya yolsuzluğun taban bulduğu bir ortamda hırsızlar ve de uğursuzlar seçilir, dolandırıcıdan dürüstün seçilmesi beklenmez.

O yüzden hilafeti şahsen şu ortamda konu bile yapmak istemiyorum, başkanlık sisteminin de ne olduğu belli değil, önce ne olacağını bir araya gelerek tartışalım.

Seviye ve şartlar oluşsun... 

Yoksa devlet olma oyunu oynayanlara yem oluruz. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Nusret Çiçek Arşivi